Bu Blogda Ara

güldüren reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güldüren reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2014 Perşembe

Reklamda Ünlü Kullanımında Çok İyi Olacak Kadar Kötü Olabilmek!

Kotler tarafından, "şirketlerin kendi adlarını parlatmak için ünlülerin havalarını ödünç aldıkları strateji" olarak pek güzel özetlenen reklamda ünlü (celebrity) kullanımı, tüm dünya reklamcılığının asla vazgeçmeyeceği tercihlerden. Bir çok mecrada çokça celebrity kullanımı derlemeleri bulabileceğiniz gibi, zamanında ben de Ali Ağaoğlu'nun self-celebrity! halini anlamaya çalıştığım yazımda ve Ukra İnşaat'ın Polat Alemdar ile sona yolculuğundan bahsettiğim yazımda ünlü kullanımından bahsetmiştim.  

Bu sefer işin eğlence tarafında kalıp, biraz da kobilerimize destek olmak istedim! 

İki örnekle, öğretirken güldüren, güldürürken düşündüren ünlü kullanımı konumuz. Ya da "reklamda ünlü kullanımı" ile "o kadar kötü ki çok iyi" stratejisinin güçlerini birleştirdiğinde ortaya çıkan o müthiş etki mi desek! Arapın yağı bol bulduğunda giriştiği eylem ile de açıklanabilir belki ama kıroyum ama para bende daha uygun gibi. Neyse, sözlere gerek yok videoları var ya:


13 Ocak 2014 Pazartesi

Kulakcıkları Kesilmiş Gofret

Hayatımızın artık her anında yer alan, en olmadık yerde dahi burnumuzun dibinde biten reklamlardan çokça şikayet ettiğimiz doğrudur... Ancak rutin hayatımız içerisindeki anlık keyiflenmelerimiz içindeki payını da es geçmeyelim. Daha konuşmayı dahi öğrenmemiş o küçük insanları bile ekrana kilitleyen reklamların bir tılsımı olduğu çok açık.

Fıkra anlatır gibi anlattığınız reklamlar sizde de oluyordur eminim. Hatta karşındakinin bildiğini bilsen bile keyifli bir anın keyfini artırmak için hatırlayıp neşelenmek istediğin reklamlar...

Bu akşam onlardan birine denk gelmişken zihnim beni geçmişe götürdü. Önce beni geçmişe götüren o reklamı paylaşayım: 


Aslında 6-7 aylık bir geçmişi olmasına rağmen bu reklamı yeni izlemiş olmam balıkları haklı çıkarıyor gibi. Eti onlara hala bekledikleri değeri vermiyor ama neyse ki hafızaları pek iyi değil... 

17 Aralık 2013 Salı

Karşılaştırmalı Reklam Taşı Kuyuya Atacak İlk Deliyi Bekliyor!

Kasım aylarının sonu itibariyle reklam dünyasını heyecanlandıran bir kanun yürürlüğe girdi. Aslında 88 maddeden oluşan ve tüketicinin korunmasına yönelik bir çok yenilik içeren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un gündem olan başlığı Ticari Reklam, konuşulan (hemen hemen) tek maddesi ise 61. maddeydi. Hatta yalnızca 61. maddenin 5. fıkrası. 

"Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir" diyen Cumhurbaşkanı onaylı 5. fıkra, yıllardır özellikle Amerika'daki örnekleri ile eğlendiğimiz karşılaştırmalı reklamların Türkçe örneklerinin de önünü açtı. Ancak en küçük bir boşluğu fırsata çevirme hızında üzerine olmayan reklam dünyası, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından 1 ay geçmesine rağmen sessiz. Fırtına çıkmadan, bu sessizliğe fırtına öncesi sessizlik diyebilmek zor olsa da, bir çok reklam ajansının, marka yöneticilerinin şu an harıl harıl stratejiler üzerine çalıştığını kestirmek zor değil elbette.

Bu süreci uzatan etmenleri düşündüğümüzde ise öncelikle "hukuk" boyutu aleni bir şekilde beliriyor. Kanun ile karşılaştırmalı reklamın önü açılmış olsa da, 61.maddenin aşağıdaki diğer (2.,3. ve 6.) fıkralarının yoruma açıklıklarının reklam verende tedirginlik yaratmaması mümkün değil! 

  • Ticari reklamların Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmaları esastır.
  • Tüketiciyi aldatıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlarını istismar edici.....ticari reklam yapılamaz.
  • Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispat ile yükümlüdür.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Çok Acayip, Fantastik Bir Yazı!!!

"...sonra vurdum tekmeyi, girdim komutanın odasına..."

Avcı hikayeleri ve askerlik anıları abartının en meşhur mecraları olsa da, ego sahibi insanoğlu abartıyı yer ve zaman mefhumu olmaksızın sever. Yaşadığı deneyim esnasındaki heyecanının aynısını, anlattığı kişilerde de yaşatma ve bunun için abartma ihtiyacı hissetmesi nedenli olduğunu düşündüğüm bu davranış, marka kişiliklerinde de vücut buluyor.

Abartının marka kişiliklerindeki yansımalarını da, bizlerle olan iletişimlerindeki en etkili araçlarından olan reklamlarında yaşıyoruz. Egosunun en parladığı anlar olan reklamlarında marka, sahip olduğu ürünlerini dünyanın merkezine yerleştiriyor. Kargaya yavrusunun kuzgun göründüğü, kirpinin yavrusunu pamuğum diye sevdiği gibi, markanın da ürününe olan sahiplenmişliği elbette abes değil. Ancak asıl önemli olanın senden başkalarınca sahiplenilmesi gerekliliğinin olduğu bir ortamda, onu abartarak kabul ettirebilir miyiz gerçekten? Hele ki çok sayıda benzeri varken...

22 Şubat 2013 Cuma

Viral Bu Başlığın Altında: Heineken ve Efes

Bazen çok beğendiğim işler oluyor. Standardımın ötesinde beğendiklerimi de sırf kendimce ölümsüzleştirmek için blogumda paylaşıyorum. Bunlardan birine Efes imza atmış, TBWA'nın kalemi ile. Ben burada ölümsüzleştirirken, bir kez daha izlemek isteyenler de buyursun: 


Yayınlanması ile birlikte en iyi yayılma hızına sahip yerel virallarden biri oldu "Senden Daha Güzel". Ardından Heineken'in 3 yıl kadar önceki işinin hatırlanması / hatırlatılması ardından bu sefer hızlı bir tartışma süreci. "Esinlendiyse ne olmuş yani"ciler ile "hiç orjinal işlerimiz yok"cuların tartışmasında elbette kazanan yok. Herkes içindekileri döktü ve rahatladı. Kuşkusuz bu kısa süre içerisinde yaşananların hızı bazen korkutmuyor değil beni. Günümüz gerçeği, teknolojinin nimeti ve çokça faydanın da nedeni tabi ama tüketim toplumu oluşunun da önemli belirtilerinden! Bu kısa es ardından Heineken reklamını da hatırlayıp, ardından asıl konuma geri döneyim:

31 Ekim 2012 Çarşamba

Şanzelize Effect!

Çok değil, 1 ay önce tanıştım Şanzelize Kafe ile... Tanıtım filmleri sayesinde olmuştu tanışıklığımız. Heyecanımı hemen twitter hesabımdan paylaşmıştım. Evet, gerçekten o kadar kötüydü ki çok iyiydi.

Bugün, aradan geçen bir ay içerisinde son bir ayın marka bilinirliği en çok artan markası konumuna gelmek üzere olduğunu fark ettim. Keşfeden herkes, heyecanını gizleyemiyor, boy gösterdikleri mecralarda çeşitli şekillerde heyecanlarını ifşa ediyor.

Bir pazarlama bloğu sahibi olarak, böylesine bir büyüme trendinde olan markadan bahsetmeden geçmek bana yakışmaz dedim ve Şanzelize'nin özellikle sosyal medyada yarattığı sansasyonlardan örnekleri paylaşayım istedim. Ki, sosyal medyada var olmak isteyen markalar feyz alsınlar..! :)  

Tabi ki ilk sıra şanzelize kar topunu yaratan tanıtım filmlerinde:


8 Kasım 2011 Salı

Kült...

Pazarlamanın bir çok alanında olduğu gibi günümüz reklamları da salt reklam değiller... Kimi toplumu bilinçlendirici/öğretici roller oynarken, kimi de keyif unsuru olabiliyor. Kuşkusuz bunların da amacı markaya sağlayacağı sempati, bilinirlik vs. ile uzun vadeli satış amacı olsa da "ürünüm bu, farkı şu, fiyatı da şöyle" içerikli reklamlardan çok daha anlamlı ve başarılı oldukları kesin...

Reklamların ayrıca bir sanat özelliği oluyor aslında.. Kimi yüzüne bakılmayacak; bir kere gördüğünde ikincisine rastlamak istenmeyecek kötülükte (içerik, mesaj, oyunculuk vs...) iken, kimi ise tüketici tarafından bilinçli birşekilde tekrar tekrar izlenmek üzere aranan, kulaktan kulağa yayılan reklamlar... Zamanla kült filmler gibi "kült"leşiyorlar onlarda: "Reklamcılık Tarihinin Kült Eserleri!"

Snickers'ın son zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız "açken sen sen değilsin" temelli reklamı, Türk reklamcılık tarihin en başarılı çalışmalarından biri kuşkusuz. Snickers'ın yurtdışındaki uyarlamalarının tamamından da başarılı olduğunu düşünüyorum. Böylesine bir reklam yakalamışken, bloğumda da ölümsüzleştirmek istedim.



Ölümsüzleştirmek demişken, gelmiş geçmiş en beğendiğim reklamların başında gelen çalışmayı da bu satırlara sıkıştıralım. Yine uluslararası bir markanın, aynı tema üzerine oturttuğu onlarca reklamdan biri; ama en iyisi..:

18 Eylül 2011 Pazar

Kötü Komik Top5

Reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesini her zaman için oldukça sığ bulmuşumdur. Reklam zaman zaman marka bilinirliği artırma amaçlı da yapılıyor olsa en nihayetinde temel amacı satışa katkı sağlamasıdır. Evet bazı reklamlar kötü oldukları için çok konuşulur, çok paylaşılır ancak bu ona satış getirmek bir yana çoğu zaman olası bir satışın engellenmesine bile neden olabilir. Kötülerin ise genellikle güldürmek amaçlı yapılmak olanlardan çıkıyor olması ise sanırım tesadüf değil.

Güldürme, eğlendirme; bir espri üzerine kurgulanan kötü reklamlardan son yıllarda zihnimde derin yer edenlerden bir top5 listesi yapmak istedim. Çokca kötü reklama maruz kaldık kuşkusuz ve herkesin kendince iyi/kötü algısı farklı elbette. Ancak benim ilk düşündüğümde aklıma gelen en kötü komik 5'im aşağıda;

5 - KFC - Tombala: Kötü reklamların genellikle güldürme temalı reklamlardan çıktığının ispatlarından biri gibi sanki. Aslında bir çok kişi tarafından eğlenceli görülebilir. Özellikle Çarşılılar için.. Ancak buradaki kötü sıfatını yakıştımamın asıl nedeni tekrarlanmış bir düşünceden yola çıkmış olması... Beşiktaş'tan uzaklaştırılmasına neden olan "tombala" esprisine Alpet reklamlarında zaten maruz kalmıştık biz... Yaratıcılıktan uzak, yineleme kokması nedeni ile ve belki daha da önemlisi bu reklamın KFC gibi bir markadan çıkması nedeni ile listeye 5.sıradan giriş yaptı... (Taze bir reklam olması da etkili kuşkusuz; belki bir sene sonra zihnimdeki yerini kaybedecek bir reklam olacak...)





4 - Doğrular - Çapkın Çamaşırın Maceraları: Aslında bu reklam bana uzunca bir yazı bile yazdırmıştı. Çok fazla yinelemeye gerek yok. Aksini düşünen ve benim "neden kötü"mü merak eden yazımı okuyabilir.



3 - Ege Bal: Arı Vız Vız Vız: En büyük şansı; medyada çok yer almaması. Kuşkusuz kötü olduklarına kanaat getirip reklamı çekmelerinden kaynaklanmamıştır az yayın; bütçe kaynaklıdır ama isabettir.



2 - 11833: Fazla söze gerek yok... Birçğonuzun birinci sırasında olduğuna eminim.



1 - Saray/Sörf: Gol Yemem: Ve listenin birinci sırası... Üstünden 10 yıl geçmiş ancak zihnimden hiçbir zaman silinmedi. Ne yalan söyleyim bu reklam yüzünden halı sahada kaleye geçip gol yemişliğim var ama sörf yemişliğim yok. Rüşütünün Barselonadaki asıl başarısızlık nedeni olduğunu düşündüğüm reklam... Belki 10 sene önce oluşundan, belki de toplumun kaldıramayışından olsa gerek youtube veya diğer video paylaşım sitelerinde bulamadım reklamı. Ama sarayın kendi sitesinde var çok şükür. Linki aşağıda. Nefesinizi tutup tıklayın. (Ancak o videonun sonuda gol yememde kesilmiş; sörf tabi ki yerim yok.)

http://www.saraybiskuvi.com.tr/www/tr/reklam/tv/sorf30sn.html

Yazıyı, ulusal medyada yer almaması nedeni ile listeye sokmadığım ve bu nedenle mansiyon ödülüne layik gördüğüm İçenbilir Hacının Şalgamı ile kapatalım... İyi Seyirler.

2 Mart 2011 Çarşamba

DOĞRULAR ve Yanlışları...

Tesadüf bu ki tam bir sene önce bu zamanlar paylaşmışım "İçenbilir Hacının Şalgamı"nı... Kendi içinde bir yaratıcılıkla yapılan bu reklamı, bu günlerde dönen Doğrular Ev Ürünlerinin reklamını izlerken hatırladım. O gün yerel bir çalışmayı yalnızca keyif veren açısı ile ele almıştım. Şimdi işi biraz derinleştirelim. Bu sefer durum ciddi çünkü; ulusal boyutta dönen bir reklam kampanyası var. Yani önemli maliyetlere katlanılarak, nispeten küçük ama büyüme iştahlı bir markanın çabası var. O zaman önce bahsettiğimiz reklamı izleyelim...




Aslında bazı markalar bunu yapabilir; yani kendisinden bahsedilmesi, biraz gündem oluşturmak için reklamlarda amiyane tabirle "geyik"leşebilir. Ama geniş kitlelere yeni yeni ulaşan bir marka iseniz kaynaklarınızı daha etkin kullanmanız daha akılcı olacaktır. (Ayrıca kaynak sıkıntısı olmayan büyük markalar geyikleşebilse de bu boyutta olmaz tabi, yanlış anlaşılmayalım. "geyik" kısmı yine kaliteli olur. Bakınız: son zamanlardaki Vodafone Uçan Selim reklamı veya geçmişteki Vodefone Geyik Muhabbeti kampanyası... Bu başlıca apayrı bir konu.)

Doğrular Ev Ürünleri özelinde devam edelim... Öncelikle markanın sahip olduğu ürünler, özellikli ürünler değil. Yani tüketicilerinin çoğunun "marka" özelliğine pek önem vermediği ürün grubu: ütü masası, çamaşır kurutmalığı, profil merdiven vs... Bu ürünlerde tüketiciye sizin markanızın daha farklı olduğunu ve sizin markanızın seçilmesinin "şu şu.. " artıları olacağını kabullendirmek oldukca güç. Bu ve benzeri ürün gruplarından ürün bazlı reklam yapılacaksa, ürünün gerçekten alternatiflerinden neden farklı olduğunun açıkca ortaya konması gerekir. Tüketici bu markalı ürünü gördüğünde onun o farklı özelliklerini hatırlamalı; güldüğü reklamı değil. Mesela buna en iyi örnek İhsan Varol'un oynadığı Erpen reklamı:


biz diğerlerinden çook farklıyız erpen | izlesene.com




Elbette geniş kitlelere ulaşmada yeni olan, büyüme iştahlı bu tarz markaların bir başka reklam seçenekleri de "kurumsal reklamlar" olabilir. Markanızı tanıtırsınız, ürünler geri plandadır. Aslında Doğrular için bu daha doğru bir tercih olabilirdi. Çünkü doğruların esas faaliyet alanının, bugüne kadar ki büyümeyi getirenin fason üretimler olduğunu düşünüyorum. (Eğer öyle değilse bile bu alan bence bu ürün grubu için en iyisi) O nedenle son tüketiciye değil de sektörün büyüklerine (ulusal ve uluslararası) yönelik reklam yapmak daha iyi getiriler sağlayabilir. Ama markanın bu alanda son tüketici için farklı ve aranan bir marka olma isteği, çabası da takdir edilebilir...

Bu yazıyı yazmak aklıma gelince, sanal alemde de biraz araştırdım Doğrular'ı. Aslında günümüz pazarlama trendlerini takip etme çabasında bir görüntüleri var. Örneğin facebook'da kurumsal sayfaları var. 82 tane de takipçileri (umarım hepsi kendi çalışanları değildir). Youtube'da da varlar. Orada da 1 tane üyeleri mevcut!!!.

Her neyse; reklam filminden çok fazla uzaklaşmayalım; ana temamız orası. Özetle reklam filmini beğenmemekle birlikte, marka için faydasız buluyorum... Belki takip ediyorlardır gerçi ama, var olma çabalarında oldukları sanal alemde özellikle ekşi sözlük ve twitter'dan reklam tepkilerini okumalarını tavsiye ediyorum.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz diye birşey yok.. Kötüsü olur, hem de çok kötüsü olur. Hele bir de ciddi paralar verilip yapılırsa çok ama çook kötü olur.


Not: Bu arada Doğrular resmi sitesinde "Bizden Haberler" kısmında site yöneticisi düğünlerdeki "seeee, see, ses 1-2" şeklindeki deneme tadında bir deneme yapmış ama orada da unutmuş sanırım. Çok önemli değil kuşkusuz ama gözüme takılmışken hem paylaşayım, biraz eğlenelim dedim hem de belki farkındalık yaratır, düzeltilmesine aracı olurum diye düşündüm.. Görmek için yandaki resime tıklayabilirsiniz.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Çıtır Ayşe, Ayşe Teyze'ye Karşı

Sanırım 2-3 ay önceydi. Ayşe Hatun Önal'ın başrolde oynadığı Cipso reklamını izlediğimde aklıma ilk gelen Lays'in Ayşe Teyze'siydi. Çıtır Ayşe, Ayşe Teyze gibi köydeydi ama "yiyin gari" demiyor, nazik bir şekilde "cipso yemez misiniz" diyordu. Gerçi Çıtır Ayşe köy halkından değildi zaten, motorbisikletine atlamış köye gelmişti, son teknoloji cips makinasından patatesleri atıyor cipsoları çıkarıyordu. Köylüde şaşkındı tabi; "çıtırın sırrı buymuş meğer". Gerçi bu tepkinin cipsoya mı Ayşe Hatun'a mı verildiği biraz karışık, daha soğrusu her ikisine de gibi.

Bu reklam kampanyası, reklamların dönmeye başlamasından hemen önce Kraft tarafından tanıtılmıştı. Ayşe Hatun Önal'ın da hazır olduğu tanıtım basın toplantısında Ayşe karakterinin Cipso'nun genç, dinamik ve yenilikçi yüzünü yansıttığı vurgulanmıştı. Reklam kampanyası için yapılan tercihler elbette Cipso'nun tercihi ama reklamları o kadar fazla Ayşe Teyze'ye dokunuyor ki biraz rahatsızlık veriyor.

Bu yazıyı, reklamı ilk izlediğimde de yazmak istedim ancak belkide yanlış düşünüyorumdur, Ayşe Teyze'ye dokundurma benim algıladığım kadar değildir diye düşünerek vaz geçmiştim. Reklamdan anlaşılması gereken; "patatesleri en kaliteli ve doğal ortamından alırız ve en son teknolojiyle cipse dönüştürürüz. Daha genciz ve bu cipslerimizde bu yüzden çok daha çıtır" olmalı, ben fazla kuşkucu bakıyorum herhalde dedim. Ancak şu son reklamlardan sonra tamamen haklı olduğumu anladım. Köylü, hep bir ağızdan bağırıyor: "En çıtır Ayşe bizim Ayşee.."

Elbette bu yapılan ilk değil. Bir çok marka, rakibinin reklamını, kampanyasını, logosunu, ismini vs. vs.. tiye alarak reklam yapar. Bunlardan çok başarılı olanlarda olur. Hatta belki Cipso'da başarılı olmuştur, tam olarak bilemiyorum. Ancak bu reklam beni rahatsız ediyor ve birçok kişiyide rahatsız edeceğini düşünüyorum. Peki neden?

Öncelikle Ayşe Teyzeli reklamları çok beğendik ve Ayşe Teyze'yi toplum olarak hepimiz benimsedik, sempati duyduk, sevdik. Doğaldı Ayşe Teyze, değerlerimiz yansıtan, içten köy kadınıydı ve hepimizin teyzesiydi. O zaman ki rakamlar Ayşe Teyze'nin Lays satışlarını %20'lere varan oranlarda artırdığını gösteriyordu. Çoğu şov programı hatta haber programlarının konuğuydu Ayşe Teyze sık sık. Raytingi çok yüksekti çünkü. Daha çok uzatabiliriz ama kısacası Ayşe Teyze çok başarılıydı(halen başarılı) ve Lays bunun karşılığını da gördü.

Şimdi siz bu kadar sevilen ve herkesin teyzesi olan, yaşı hatrı sayılır bir yere gelmiş Ayşe Teyze'yi başka bir Ayşeyle yarıştırırsanız hemde bunu "çıtırlık" üstünden yaparsanız toplumu rahatsız edebilir. Beni her seferinde rahatsız ediyor ve Ayşe Teyze'ye olan sevgimi artırıyor.

Bir önceki yazıda belirtmiştim güldüren reklamlarda dokundurmalarda dikkatli olunmalı diye. Burada bunun güzel bir örneği var ancak bence burdaki esas sorun Sayın Ali SAYDAM'ın her seferinde ısrarla söylediği: "iletişim projelerinin, hedef kitlenin kültür ve değerleriyle uyumlu olması gerekliliği"

3 Temmuz 2008 Perşembe

Çok Güldük. Gidip Biraz Alışveriş Yapalım!!!

Son zamanlarda birçok marka, reklam kampanyalarında eğlenceyi ön planda tutuyor. Hedef, tüketicileri eğlendirmek ve güldürmek. Sonrasında da beklenti; anlık da olsa mutlu olan tüketicilerin bu mutluluklarını o markaya yönelteceği ve o ürünü satın alma arayışına sokacağı.

Eğlence faktörünün her zaman reklamda yeri olmasına rağmen son yıllarda artması, öncelikle modern toplumdan postmodern topluma geçmekten kaynaklanıyor. Rasyonel olmak artık eskisi kadar önemli değil, duygularımız daha ön planda. Tüketiciler satın alma kararlarını da bu doğrultuda veriyor.
İkincisi; güldüren reklamlar daha fazla izleme isteği doğuruyor ve ağızdan ağıza pazarlamayı daha etkin kullanabiliyor. İzlediği bir reklamı arkadaşına anlatan kişinin aktardığı reklam genellikle güldüren reklamlar oluyor. Ayrıca öyle eğlenceli reklam çalışmaları var ki, sırf bunları izleyebilmek için tüm reklam kuşağını takip ettiğimiz zamanlar olabiliyor. Kuşkusuz özgün birçok reklam bu özelliğe sahip olabilmekle beraber, güldüren reklamlarda bu etki olasılığı çok daha yüksek. Sanırım gülmeye olan ihtiyacımızın fazla olmasından dolayı, bu savım ülkemizde daha da geçerli.
Kısa dönemli güldüren reklam çokluğuna baktığımızda da, bunun mevsimsel etkisinin olduğunu düşünüyorum. Bahar ve yaz ayları, insanların kendini daha pozitif hissettikleri, tatil ve dinlenme güdülü oldukları aylar. Bu aylarda hüzün içerikli reklamlar tüketicileri rahatsız edebilir. Sonbahar ve kış aylarında da nispeten tersi söz konusu olabilir.

Peki, güldüren reklamlar markalara neler katıyor? Güldüren reklamlar gerçekten satışları artırıyor mu?

Öncelikle güldüren reklamların, markalara sempati uyandırabileceği bir gerçek. Ancak güldürme şekli, yani işlenen konu önemli ve ayrıca ifade ediliş şekli. Güldürürken hiç bir kesimi rencide etmemek lazım, hatta rakibinizi bile.
Diğer yandan yukarda da belirttiğim gibi, reklamın izlenirliğini artırabilir ve hızlı bir şekilde ağızdan ağıza yayılabilir. Aktüel haber sitelerinde, günlük gazetelere konu olan reklamlar bile genellikle güldüren reklamlar olur.

Güldüren reklam, satışlara olumlu yansır mı derseniz, tek başına bunu sağlaması güç olabilir. Ancak markaya kattığı sempati, bilinirliğini artırma fonksiyonu, günümüzdeki duygusal tüketiciyle arasında kurduğu bağ satışlara yardımcı olabilir. Ama elbette bazı durumlarda ters etki de yapabilir. Güldüren reklamda işlenen konunun bazı kesimlerden tepki görmesi, güldüren reklamda kullanılan ünlüleri sevmeyen kesimin tepkisi vs. olumsuz etkilere ön ayak olabilir.

Tüketiciler açısından zaman zaman da yanıltıcı olabilir güldüren reklamlar. EPICA reklam yarışmasında, jürileri oy verecekleri reklamlar konusunda uyaran EPICA başkanı Andrew Rawlins'in uyarısının ilk sözleri şu: "Güldüren reklamlar sadece güldürdüğü için sevimli gelebilir, ancak lütfen gülmenin büyüsüne kapılmayın." Duygusal değerlerini daha ön planda tuttuğunu söylediğimiz tüketiciler için de bu uyarı geçerli: gülmenin büyüsüne fazla kapılmamak gerek.