Bu Blogda Ara

Kamu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Kamu'nun Spotu

İyi niyet en fazla mevcut durumu korur, gerçek iyilik harekete geçirici eylem gerektirir... Kamu yararına bilgilendirici / bilinçlendirici / eğitici mesajlar verme motivasyonundaki kamu spotlarında da durum aynıdır. Kamu spotlarının potansiyeli üzerine biraz düşünmemiz için Pazarlamasyon'da biraz lafladım. Buradan devam edebilirsiniz...


5 Mart 2013 Salı

Başınızı Dik Tutan Marka: SOLOTÜRK


Sesten daha hızlı hareket ederken biranda havada asılı kaldığına şahitlik edebilirsin… Gökyüzünden döne döne yerküreye düşerken, kalp atışlarının iyice hızlandığı anda dikilen burnu ardından Ay-Yıldız göğsü ile selam eder sana… Her karşılaştığında tüylerini diken diken edebilme yeteneğine sahip bu markanın adı; SOLOTÜRK

2013 gösteri sezonu ile birlikte 3. gösteri sezonuna merhaba diyecek olan SOLOTÜRK; Türk Hava Kuvvetleri’nin 100.yılı etkinleri kapsamında doğan ve F-16 uçağı ile gerçekleştirilen hava akrobasisidir. SOLOTÜRK nedir, nasıl olunur, nasıl kuruldu, neler yapar ve kimler yapar gibi meraklarınıza cevap bulabileceğiniz küçük bir röportaja buradan, biraz daha detay röportaja da buradan ulaşabilirsiniz. Biz, mecramız doğası logosundan & tasarımından bahsedelim…

Logosuna ve uçak tasarımına imza atan Murat Dorkip, altın, gümüş, beyaz ve siyah renklerine yer vermiş çalışmasında. Elbette Türk Hava Kuvvetleri’nin sembolü kartal yanı sıra Ay-Yıldız da yerini almış. Altın rengi ile sunulan Ay-Yıldız ile Türk Milletinin bayrağına ve bayrağının temsil ettiği manaya verilen değer gösterilmek istenmiş. Uçağın üstünde yer alan gümüş yıldız ile ise Türk Hava Kuvvetleri’nin 21. yüzyılın yıldızı olma ideali simgelenmiş. SOLOTÜRK uçarken kanadının üzerinde görülecek olan mat siyah üzerine parlak siyah renkte yerleştirilmiş kartalın, havacıların ruhundaki özgürlüğü ve kararlılığı simgelediği; uçağın burun kısmına doğru uzanan siyah ve gri çapraz çizgilerin ise havacıların hızlı düşünme ve karar verme, sürekli ilerleme ve sınır tanımama gibi niteliklerini betimlediği belirtilmiş. Bahsedilen tasarım özetle, Türk Hava Kuvvetleri Çağıyla Yarışıyor sloganının somutlaştırılmış ifadesi olarak betimlenmiş.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Bir de "Müze Kart"'ın Olsun...

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı muhteşem bir uygulamaya imza attı. “Geçmişine değer veren kültür ve sanatseverlere avantajlarla dolu bir kart” sundu. 20 YTL gibi bir bedelle ülkemizdeki 300’ü aşkın müze ve ören yerini bir yıl içerisinde istediniz zaman istediğiniz kadar ziyaret edebiliyorsunuz.

Ülkemizde birçok kültürel faaliyette olduğu gibi müze ziyaretleri ve tarihi miraslarımıza duyarsız kaldığımız konusu da her zaman eleştiri konusu olmuştur. Yabancıların bizim eserlerimize bizden fazla ilgi gösterdiği hatta bazılarının bizden daha fazla tarihimizi bildiği söylenir. Elbette bu söylenenler farazi şeyler değil, sizde benim gibi elinizden geldiğince tarihi ziyaretler gerçekleştiriyorsanız birçok kez yabancı turistlerin bizlerden fazla olduğunu fark etmişsinizdir. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu duruma el koymak istemiş olacak ki Müze Kart projesini gerçekleştirmiş. 20 YTL gibi bir rakamla böylesine bir hizmet gerçekten muhteşem. Bu rakam bile tek başına bizim tarihimize olan alakamızın eseri pek tabi. Dünyanın birçok yerinde, bizim tarihimizi yansıtan eserleri görebilmek bir seferlik ziyarette 100 avro gibi rakamları gözden çıkarmayı gerektirebiliyor.

Proje başlangıcından sonraki 10 günlük süre içerisinde karta ulaşanlar 150.000 kişiyi bulmuş. Hedefin milyonlar olduğu yerde heyecan verici bir rakam değil ancak ülkemizdeki müze kültürü düşünüldüğünde umutlandıran ve heyecanlandıran bir rakam.

Cüzdanınızda taşıdığınız birçok kartın yanına bir de müze kart eklemekte fayda var. Müze ve ören yerlerini ziyaret eden biri değilseniz bile cüzdanınızda böyle bir kart olduğunu bilmek karşınıza bir müze çıktığında(ki mutlaka çıkacaktır) sizi oraya sürükleyebilme gücüne sahip olacaktır. Bu hazzı aldıktan sonra da o kartın müdavimi olacağınıza eminim. 20 YTL’ye bir sipariş verin ve kartınız evinize kadar gelsin.

Kültür ve Turizm Bakanlığını ve bu kampanyanın fikir babasını tekrardan tebrik ediyorum. Kamu kurumlarının pazarlama faaliyetlerinde daha çok bulunması gerektiğini her zaman söylüyorum. Sosyal sorumluluk bilincini en iyi pazarlayabilecek kurumlar kamu kurumları olacaktır. Kamunun maliyet avantajı, daha doğrusu maliyet ve kâr kaygısı olmaması böylesine güzel hizmetler ortaya koyabiliyor.

Yeri gelmişken biraz “özlü” sözlenelim:

Tarih milletin hafızasıdır; tarihini bilmeyen milletler, hafızasını kaybetmiş insanlara benzerler.”(Anonim)

Bir çınar için toprak altındaki kökleri ne ise -ve bu kökler kurudukça çınar nasıl kurumaya başlarsa- bir millet için de tarih odur. Tarihini bilen millet, kökü sağlam çınar gibidir. Zamanla eski âdet ve ananesini, yaşayış tarzını unutan, tarihini bilmeyen, ecdadının neler yapmış olduğundan haberi olmayan bir millet, kendini ayakta tutan köklerinden birkaçını kurutmuş demektir.” (Kazım Karabekir)

28 Ocak 2008 Pazartesi

TRT'nin 40 Yılı...

Son iki gündür TRT izlediğim zamanlarda reklam kuşaklarında TRT'nin 40 yıllık geçmişini vurgulayan ve bu onura ulaşmış kurumun bunu tüketicisiyle paylaşan reklam kampanyasını izliyorum. Bunu izlerken bir kamu kuruluşunun pazarlama anlayışı ile ilgili fikirlerim biraz daha netleşiyor.

Reklamda 40 yıl önce olmayan ve bugün olan ürünler, teknolojinin 40 yılda getirdikleri vurgulanıyor. 40 yıl önce elektronik çalar saat yoktu, cep telefonları hayal bile edilemezdi gibi ifadelerin ardından 40 yıl önce TRT ilk yayınını yaptı şeklinde son nokta. Bunun devamında da esas bahsetmek istediğim konu olan 40.yılda 40 kişiye LCD televizyon promosyonu!!!
Bu promosyona geçmeden önce TRT'nin geçmişini biraz anımsayalım. 1964 yılında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu Resmi Gazete'de yayınlandı. Aynı yıl TRT Yönetim Kurulu ilk toplantısını yaptı, başkanını seçti. 1968'e kadarki süreçte radyo yayınları yapıldı ve Ocak 1968'de TRT Ankara Televizyonu ilk deneme yayınını ve akabinde aynı yıl içinde gerçek yayınlarına başladı. İlk canlı programı "Şair Evlenmesi" adlı televizyon oyunu. TRT'nin kendi sitesinden ulaştığım bu bilgiler 1964 yılında kurulan TRT'nin bu kampanyada 40 yıl demesinin nedenini ortaya koyuyor. "40 yıl önce televizyon yayınları başladı." Bu yüzden de kendilerini en iyi ifade edebilecekleri promosyon kampanyası olarak televizyon promosyonu tercih edilmiş. Gelişen bu süreçte en son teknolojiye sahip televizyonlar da tüketiciye hediye edilecek...

İşte benim sorunum burda başlıyor. 40 yılı vurgulamak, bunun için kampanya yapmak ve hatta bu kampanya için Televizyon hediye seçimi doğru tercihler olarak gözüme çarpıyor. Ama biri bana şu 40 televizyonu lütfen açıklasın. Tamam 40 yıl 40 hediyeyle vurgulanıyor belki ama "TRT, 40 yıl ve 40 yelevizyon hediyesi" bana açıkcası komik geliyor. Bir de ardından bizi gün boyu takip edin deniliyor. 4o televizyondan birini kazanabilmek için TRT'yi gün boyunca takip etmem gerek yani!!!

TRT yönetimi kusura bakmasın ama yerel marketler bile değil 40. yılları 1. yılları için bile çok daha çekici, çok daha değerli hediyeler vaad ediyorlar. (Şunu da belirtiyim, reklam kampanyası hakkında daha geniş bilgi almak için interneti didik didik ettim ancak birşey bulamadım. TRT'nin kendi sitesinde dahi bu kampanyayla ilgili hiçbir bilgi yok... Acaba her gün 40 televizyon mu vercek diye düşündüm ama televizyon reklamında böyle bir vurgu yok. Böyle olsa bunu mutlaka belirtirlerdi diye düşünüyorum.) Dediğim gibi sadece yerel hatta yerelin yereli faaliyet gösteren bakkal büyüğü marketler bile faaliyet gösterdiği mahalle, semt veya şehir halkı için arabalar verebiliyor, bunun yanına da 100lerce büyüklü küçüklü hediyeler ekleyebiliyorlar. Peki bu ortamda TRT 40 televizyon vaadiyle reytinglerinin artacağını veya marka değerine olumlu katkı sağlıyacağını gerçekten düşünüyor mu ?

Promosyonların tüketici tercihlerinde önemli etkilerinin olduğu açık ama kampanya seçimlerinde dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Belki bu kampanyadan da etkilenenler olmuştur ancak benim ilk izlediğim de verdiğim tepkide, 2. ve 3.sünde de 40 televizyon kazanma şansı için TRT'mi izleyeceğim oldu. Daha da kötümser bakmaya başladım TRT'ye karşı. Bunun yerine Milliyet'in yaptığı "Türkiye sizinle gurur duyuyor" vurgulu reklam kampanyası tarzı bir çalışma bence çok daha etkili olabilirdi. TRT'nin yapısına da uyabilecek bu tarz bir kampanya ile 40 yelevizyon masrafından da kurtulmuş olabilirdi TRT!!! Bu noktada kamusal bir kuruluş ve bu yüzden harcama kalemlerinin belirlenmesinin sıkıntıları gibi durumlarmı 40 televizyon promosyonuna sebep oldu diye düşündüğümde de şunlar aklıma geliyor. Bir, bu kampanya yapılmasa da TRT'ye bir şey kaybettirmezdi, yapıldığında da bir şey kazandırmıcak diye düşünüyorum. İkincisi, daha 20 gün kadar önce yılbaşı gecesi için Tarkan'a ödenen para herkesin ağzındaydı. Demekki istenildiğinde gerekli harcama yapılabiliyor.

Bunları üst üste topladığımda kamu kuruluşlarının pazarlama anlayışının, her alanda olduğu gibi özel kesim anlayışının çok uzağında olduğunu düşünüyorum. TRT gibi güçlü ve kar eden bir kuruluş bile kendi gelişimini kendi elleriyle dizginliyor diye düşünüyorum.
Belki yanılıyorum, belki çok başarılı olacak bir kampanya veya reklamın iyisi kötüsü olmaz anlayışıyla yapılmış bir reklam ve bu amaçla TRT hakkında konuşulması amaçlanmış bir kampanyadır. Keza takipçisi az olan küçük çaplı bir bloga bile konu olabildi bu reklamıyla TRT. Ama ben o 40 televizyondan birini elde edebilme ümidi ve şans oranıyla TRT'yi daha fazla izlemem. Sizleri bilemem...