Bu Blogda Ara

Promosyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Promosyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2009 Pazartesi

İndirim Tehlikesi

4P olarak adlandırılan pazarlama karması, içinde bulunduğumuz ekonomik durgunluk dönemlerinde çeşitli sapmalar gösterebilir. Bu pazarlama bileşenleri içerisinde meydana gelen süreçlerdeki kararların, akışların, uygulamaların genel ekonomik düzen içerisindeki işleyişinin biraz dışına çıkması muhtemeldir. Özellikle “fiyat” bileşeni bu dönemde nispeten daha ön plana çıkar. Tüketiciler fiyata daha duyarlıdır çünkü çok daha rasyonel olabilme çabası içindedirler. Şimdi bizde fiyat ve fiyatlandırma ile ilgili genel bakış açısından yola çıkarak, durgunluk dönemlerindeki olası hareketlerden biraz bahsedelim.

Kuşkusuz ekonomik durgunluk dönemlerinde daralan taleple birlikte markalardan gelen ilk tepki indirim kararlarıdır. Günümüz rekabet ortamını ve beraberindeki alternatif bolluğuyla birlikte canlı ekonomi dönemlerinde bile sık sık başvurulan bir araç olan “indirim”ler durgunluk dönemlerinde tavan yapar. İndirimler gerek yeni müşteri kazanmak gerek stokları eritmek açısından kuvvetli yönlere sahip olsa da tehlikeli yanları da göz ardı edilemez.

Bir marka tarafından tekrarlanan indirimler öncelikle müşteride alışkanlık yaratır. Uzun vadede ürünleriniz için belirlediğiniz gerçek fiyat aralıklarından sapmanızı gerektirir. Çünkü indirime alışan müşteri indirim dönemi dışındaki zamanlarda ürünlerinize, markanıza duyarsız kalır. Fiyatlara yönelik sürekli “nasıl olsa düşecek” kanaati oluşturur. Kendinizi sürümden kazanmak hedefine yönelmiş bir marka olarak bulabilirsiniz. 365 gün indirimli satışlar yapmak zorunda kalan bir marka. Bu da ciddi bir ölçek ekonomisine sahip olmayı gerektirir ki gerçekten çok köklü ve güçlü bir marka değilseniz bu hiç kolay değildir. Güçlü bile olsanız bu gücünüzü kaybetme yoluna girmiş olabilirsiniz. Bu noktada en önemli unsur fiyatınızın hangi aralıkta olduğunu çok iyi hesaplayabilmektir. Fiyat tabanınız maliyetleriniz üstünde, tavanınız tüketicilerin ödemeye razı olduğu noktanın altında olmalıdır. Bu aralık dışındaki fiyatlar markanın sonudur. Çünkü maliyet altındaki noktada kar, razı olunan fiyat üstünde satış olmaz.

Yukarıda sayılan gerçekleri promosyonlar içinde aynen tekrarlamak mümkün. Ürün tutundurma çabalarında, daralan talebi canlandırma arayışlarında başvurulan promosyonlar da müşterilerde alışkanlık yaratabilir ve yukarıdaki benzer beklentiler içerisine sokabilir.

İndirim kararı alındığında dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta bu indirimin neye göre yapılacağı. Kar marjlarında düşüş mü kabullenilecek yoksa kaliteden mi ödün verilecek. Yahut her ikisi de mi? Burada özellikle söylenmesi gereken yakalanmış bir kalite ve hizmet standardı varsa bundan kesinlikle vazgeçilmemesi gerektiği. Keza tüketicileri alıştıkları hizmetten/kaliteden vazgeçirmek mümkün değildir. İndirim uğruna alışkanlıklarınızdan daha doğrusu size has karakteristik özelliklerinizden vazgeçerseniz müşterilerinizde sizden vazgeçerler. Bu bağlamda olayın psikolojik boyutuna da değinmek istiyorum. Fiyatlarda meydana gelen düşüş nasıl ifade edilmeli? Elbette fiyatlarda meydana gelen söz konusu düşüş bir ucuzluktur. Ancak bu düşüşün ucuzluk olarak ifade edilmesi tehlikelidir. Çünkü ucuz kelimesi fiyatlarda meydana gelen azalışla birlikte birçok başka “olumsuz” durumunda sıfatı olabilir. Örneğin adi bir mal için “ucuz kalite” tabiri kullanılabilir. Basit insanlar için de “ucuz” sıfatını kullanırız zaman zaman. Kısacası ucuzluk; olması gereken veya beklenen bir özellikten, karakterden yoksun olmayı ifade eder. İndirim kelimesi için ise böyle bir derinlik yoktur. Her ne kadar önemsiz bir nokta gibi gözükse de bu ifade farklılığının tüketicilerin algılarında farklı yer edinebileceğini ve “ucuzluk” kelimesinin marka değerine zarar verebileceğini düşünüyorum. “Ucuz” kelimesinden mümkün olduğunca uzak durmakta fayda var.

Olayın psikolojik boyutundan bahsetmişken buradan devam edelim. İndirimlerin müşterilerde beklenti yaratacağından bahsetmiş ve indirim dönemi dışındaki zamanlarda markadan uzak kalacaklarını söylemiştik. Bundan daha vahim bir olasılık ise müşterinin indirim döneminde gördüğü fiyatların ardından kendisini önceki dönemlerde kandırılmış hissedebileceği. Özellikle indirim dönemi dışında ilk fiyatından bir ürün alan müşterinin aynı ürünü çok daha düşük fiyatla görmesi bir hayal kırıklığı yaratacak ve markaya olan güveni azaltabilecektir. 500 TL etiketli bir ürünü 200 TL’ye alan bir müşteri kendisini ne kadar akıllı ve rasyonel görüyorsa 200 TL’ye düşmüş bir ürünü 500 TL’ye alan kişinin kendisini bir o kadar kandırılmış hissetmesi de gayet doğaldır. Bir diğer doğal olanda kendini kandırılmış hisseden tüketicinin kendisini kandırandan uzak duracağıdır.

Peki, o zaman indirim yapmayacak mıyız? Durgunluk dönemlerinde daralan talebi canlandırmak için fiyatlardan fedakârlık yapmak elbette kaçınılmaz. Hele rakiplerimiz indirim yaparlarken biz yüksek fiyatlarda nasıl kalabiliriz? Bunların cevabını da bir sonraki yazımda “İndirim İncelikleri” başlığıyla sizlerle paylaşacağım.

28 Ocak 2008 Pazartesi

TRT'nin 40 Yılı...

Son iki gündür TRT izlediğim zamanlarda reklam kuşaklarında TRT'nin 40 yıllık geçmişini vurgulayan ve bu onura ulaşmış kurumun bunu tüketicisiyle paylaşan reklam kampanyasını izliyorum. Bunu izlerken bir kamu kuruluşunun pazarlama anlayışı ile ilgili fikirlerim biraz daha netleşiyor.

Reklamda 40 yıl önce olmayan ve bugün olan ürünler, teknolojinin 40 yılda getirdikleri vurgulanıyor. 40 yıl önce elektronik çalar saat yoktu, cep telefonları hayal bile edilemezdi gibi ifadelerin ardından 40 yıl önce TRT ilk yayınını yaptı şeklinde son nokta. Bunun devamında da esas bahsetmek istediğim konu olan 40.yılda 40 kişiye LCD televizyon promosyonu!!!
Bu promosyona geçmeden önce TRT'nin geçmişini biraz anımsayalım. 1964 yılında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu Resmi Gazete'de yayınlandı. Aynı yıl TRT Yönetim Kurulu ilk toplantısını yaptı, başkanını seçti. 1968'e kadarki süreçte radyo yayınları yapıldı ve Ocak 1968'de TRT Ankara Televizyonu ilk deneme yayınını ve akabinde aynı yıl içinde gerçek yayınlarına başladı. İlk canlı programı "Şair Evlenmesi" adlı televizyon oyunu. TRT'nin kendi sitesinden ulaştığım bu bilgiler 1964 yılında kurulan TRT'nin bu kampanyada 40 yıl demesinin nedenini ortaya koyuyor. "40 yıl önce televizyon yayınları başladı." Bu yüzden de kendilerini en iyi ifade edebilecekleri promosyon kampanyası olarak televizyon promosyonu tercih edilmiş. Gelişen bu süreçte en son teknolojiye sahip televizyonlar da tüketiciye hediye edilecek...

İşte benim sorunum burda başlıyor. 40 yılı vurgulamak, bunun için kampanya yapmak ve hatta bu kampanya için Televizyon hediye seçimi doğru tercihler olarak gözüme çarpıyor. Ama biri bana şu 40 televizyonu lütfen açıklasın. Tamam 40 yıl 40 hediyeyle vurgulanıyor belki ama "TRT, 40 yıl ve 40 yelevizyon hediyesi" bana açıkcası komik geliyor. Bir de ardından bizi gün boyu takip edin deniliyor. 4o televizyondan birini kazanabilmek için TRT'yi gün boyunca takip etmem gerek yani!!!

TRT yönetimi kusura bakmasın ama yerel marketler bile değil 40. yılları 1. yılları için bile çok daha çekici, çok daha değerli hediyeler vaad ediyorlar. (Şunu da belirtiyim, reklam kampanyası hakkında daha geniş bilgi almak için interneti didik didik ettim ancak birşey bulamadım. TRT'nin kendi sitesinde dahi bu kampanyayla ilgili hiçbir bilgi yok... Acaba her gün 40 televizyon mu vercek diye düşündüm ama televizyon reklamında böyle bir vurgu yok. Böyle olsa bunu mutlaka belirtirlerdi diye düşünüyorum.) Dediğim gibi sadece yerel hatta yerelin yereli faaliyet gösteren bakkal büyüğü marketler bile faaliyet gösterdiği mahalle, semt veya şehir halkı için arabalar verebiliyor, bunun yanına da 100lerce büyüklü küçüklü hediyeler ekleyebiliyorlar. Peki bu ortamda TRT 40 televizyon vaadiyle reytinglerinin artacağını veya marka değerine olumlu katkı sağlıyacağını gerçekten düşünüyor mu ?

Promosyonların tüketici tercihlerinde önemli etkilerinin olduğu açık ama kampanya seçimlerinde dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Belki bu kampanyadan da etkilenenler olmuştur ancak benim ilk izlediğim de verdiğim tepkide, 2. ve 3.sünde de 40 televizyon kazanma şansı için TRT'mi izleyeceğim oldu. Daha da kötümser bakmaya başladım TRT'ye karşı. Bunun yerine Milliyet'in yaptığı "Türkiye sizinle gurur duyuyor" vurgulu reklam kampanyası tarzı bir çalışma bence çok daha etkili olabilirdi. TRT'nin yapısına da uyabilecek bu tarz bir kampanya ile 40 yelevizyon masrafından da kurtulmuş olabilirdi TRT!!! Bu noktada kamusal bir kuruluş ve bu yüzden harcama kalemlerinin belirlenmesinin sıkıntıları gibi durumlarmı 40 televizyon promosyonuna sebep oldu diye düşündüğümde de şunlar aklıma geliyor. Bir, bu kampanya yapılmasa da TRT'ye bir şey kaybettirmezdi, yapıldığında da bir şey kazandırmıcak diye düşünüyorum. İkincisi, daha 20 gün kadar önce yılbaşı gecesi için Tarkan'a ödenen para herkesin ağzındaydı. Demekki istenildiğinde gerekli harcama yapılabiliyor.

Bunları üst üste topladığımda kamu kuruluşlarının pazarlama anlayışının, her alanda olduğu gibi özel kesim anlayışının çok uzağında olduğunu düşünüyorum. TRT gibi güçlü ve kar eden bir kuruluş bile kendi gelişimini kendi elleriyle dizginliyor diye düşünüyorum.
Belki yanılıyorum, belki çok başarılı olacak bir kampanya veya reklamın iyisi kötüsü olmaz anlayışıyla yapılmış bir reklam ve bu amaçla TRT hakkında konuşulması amaçlanmış bir kampanyadır. Keza takipçisi az olan küçük çaplı bir bloga bile konu olabildi bu reklamıyla TRT. Ama ben o 40 televizyondan birini elde edebilme ümidi ve şans oranıyla TRT'yi daha fazla izlemem. Sizleri bilemem...