Bu Blogda Ara

Yeşil Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeşil Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2014 Pazar

GYO'lu Bitki Örtüsü

Dörtte üçü suyla kaplı dünyanın azınlık olan kara parçası üzerinde kendine yaşam alanı bulmak zorunda olan insanoğlu, kalabalıklaştıkça gökyüzüne doğru uzanan beton yığınlarına doluşuyor. Belki durum Avustralya’daki kadar dramatik değil ama geçenlerde bir yerde de dünya yüzölçümünün halen %90’ının yerleşim yeri olmayan topraklardan oluştuğunu okumuştum.



Trafikten hava kirliliğine, ölen komşuluktan güvensiz sokaklara birçok şikayetimizin nedeni olan yaşam alanımızın kalabalık nüfusu gerçeğinde bu boş araziler garip gelse de, coğrafi şartlardan bir arada yaşama motivasyonuna kadar bir çok nedene de sığdırılabilir bu sıkışma!

Kuşkusuz insanlar birlikte yaşama ihtiyacı/zorunluluğu nedeni ile topluluklar oluştururken, bu tercihlerini kaynakların (bol) bulunduğu yerlerde gerçekleştirdi. Suya erişebileceği, meyvelerini toplayabileceği ağaçların olduğu yerler yaşamak için en idealleriyken, haliyle sanayi de hizmet de bu alanlarda tesis edildi. Taşı toprağı altın olan şehirler doğurdu insanoğlu…

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Yeşil Gezi'nti...

2013 Mayısının sonları ile birlikte bir gezi'ntiye çıktık ülke olarak... Hükümetinden, muhalefetine; akademik çevrelerden, ekonomi piyasalarına bir çok oyunculu ama merkezinde halkın yer aldığı bu gezintinin çok sayıda durak noktası oluştu. Ülke sınırları içerisine de sığmayan bu gezinti haliyle siyasi, toplumsal, ekonomik ve çevreci bir çok analiz doğurdu. Ancak en başa döndüğümüzde, bu beklenmedik gezintinin bir parkın korunması amaçlı bir eylem ile başladığını hepiniz hatırlayacaktır. 

Gerçekten kimsenin bu noktalara varabileceğini kestiremeyeceği eyleme polis müdahalesi ardından kar topu etkisi gibi artan çevre bilinçlilerin aksiyonları karşısında, büyük markaların ilk günkü reaksiyonlarını da hatırlayacaksınız... Ardı ardına bu parkta yapılacak olası bir AVM'de yer almayacaklarını açıklamaya başladılar. Samimiyetlerini ölçebilmek bu aşamada çok kolay değil elbette ama biraz heyecan, biraz korku hissedilebilen duygularıydı! 

Aslında markaların uzunca sayılabilecek bir süredir önemli odaklarındandır; "sürdürülebilirlik" ve "yeşil pazarlama". Tüketim çılgınlığının yarattığı zararların hissedilebilir seviyeye yükselmesi ve hemen ardından tüketicinin de bu olumsuzluklara sesini yükseltmesi; markaların, işletmelerin çevre/toplum bilincini artırdı!  

15 Nisan 2010 Perşembe

Tüketici Kabulleniyor: Ucuz Mal Alacak Kadar Zengin Değilim ve Doğamı Seviyorum!!!

Son yıllarda çılgın tüketimin farkındalığına varan tüketiciler, buna dur demenin gerektiği bilincini oturtmaya başladıkça, yeşil pazarlama, sosyal pazarlama ve benzeri toplumsal fayda odaklı pazarlama stratejileri değerlenir oldu. Kuşkusuz bu durum da "dur demenin" gerekliliğini bireysel boyutun ötesinde şirketlerin de kabullenmesi yani kurumsal farkındalığın sağlanması da etkili. Ancak, (doğal olarak) tüketicilerin - bu gereklilğe olan inançlarından dolayı - sosyal faydayı savunan markaların yanında olacak olmasının etkisi gizli ama temel gerçek. Yani birincil amacı kar gütmek olan işletmelerin bu amaçlarını ikinci plana atmıyacakları düşünüldüğünde bu stratejilerin uygulanmasının içerisinde toplumsal fayda ile birlikte kar amacının var olduğunu unutmamak gerek. Ki bunun yanlış olduğunu veya etik olmadığını da söyleyemeyiz.

Bu kısa değerlendirmeden sonra başka bir boyuttan ama aynı paralelde devam edelim. Markaların kalite, farklılık ve değer odaklı konumları vardır. Bu belki 50 sene önce de böyleydi bugün de böyle. Hedef kitlesini belirleyen markalardan biri nispeten kalitesi düşük ama nispeten de fiyatı düşük ürünlere sahipken, bir diğeri nispeten kalitesi yüksek ama nispeten de fiyatı daha yüksek ürünlere sahiptir. Özellikle kalite ve değer odaklı farkını tüketici algısında iyi oturtabilen markalar, yüksek fiyatı hedef kitlesine kolayca kabul ettirebilir. Bu kapsamda düşündüğünüzde kendi alanında bunu başarabilmiş hangi markalar aklınıza geldi bilmiyorum ama benim ilk aklıma gelenler Duracell ve Michelin. İkisi de kategorisinde farklıdır ve en yukarıdadır. İlk paragraftaki değerlendirmemizle kesiştiği nokta ise şudur: Bu markalar geçmişte de en iyi olduklarını ve en iyi olmaları nedeniyle birim bazda daha pahalıyken uzun vadede daha tasarruflu olduklarını savunurdu ve toplumsal faydayı (çok fazla vurgulamasalarda) kimliklerinde taşıyorlardı. Son yıllardaki trendle birlikte bu özelliklerini biraz daha fazla vurgulayarak kuşkusuz sosyal sorumluluk bilincinin büyüttüğü pastadan paylarını birincil sıradan alanlar oldular. Daha da bilinçlenen müşteriler artık onları daha iyi anlıyor ve ödenecek bedele "değer" olarak bakmaya başlıyordu. Ayrıca her anlamda daha da bilinçlenen tüketiciler, daha doğru tasarruf planları yapmaya başlayıp, uzun vadedeki tasarrufa önem vermeye başlayınca bir artı daha kattılar kendilerine. Aslında var olduklarından itibaren vermek istedikleri ana mesaj ve konumlandırmaları da buydu ve her geçen gün bu mesajı algılayabilen tüketici sayısı arttı ve de kazançları.

Michelin şimdi daha çarpıcı şekilde veriyor bu mesajını ve tüketiciyi mücadeleye davet ediyor. http://mucadeleye-katil.michelin.com.tr adlı yeni adresleri ile duyurdukları bu kampanyayı siteye girip incelemenizi şiddetle tavsiye ederim. Neden michelin almalısınızı veya neden tasarruf sağlayacağınız bir lastik almalısınızı daha iyi anlayacaksınız. Maddi tasarrufunuz yanında doğaya neler kazandıracağınızı da tasarruf hesap makinası ile öğrenebilirsiniz. Örneğin diğerleri yerine Michelin alırsam yılda 324 TL'nin cebimde kalmasının yanı sıra 8 ağaç dikmeye eş değer biçimde CO2 salınımına engel olurmuşum. Kendi aracınızla sizin neler kazanabileceğinizi bu siteden öğrenebilirsiniz.

http://mucadeleye-katil.michelin.com.tr/#/yakit-tasarrufu-reklam-flmn-zle
adresinde bu kampanın reklamını izleyebilirsiniz. http://vimeo.com/10345829 linkindeki filmleri ise yine son zamanların gözdelerinden korku pazarlaması kullanılarak verilen daveti işliyor.


12 Haziran 2008 Perşembe

Yeşil Pazarlama Modası ve Yeşil Pazarlama Keneleri!

Son zamanlarda büyük şirketler başta olmak üzere tüm iş dünyasının yeşil pazarlama etrafında yoğunlaştığı aşikar. Görsel ve yazılı basındaki reklamların neredeyse yarısı yeşil konular üzerine konumlandırılmış. Herkes yeşil olabilmenin peşinde.


1980'lerde literatüre giren yeşil pazarlama kavramı günümüze gelindiğinde tüm şirketlerin iş planlarında ve uzun dönemli stratejilerinde yer alır hale geldi. Tüketicilerin çevre bilincinin artması ile önem kazanan yeşil pazarlama işletmelerinde önemle üzerinde durması gereken bir anlayış haline geldi. Çünkü artık tüketiciler çevreye daha az zarar verecek ürünlerin arayışına girdiler. Yani yeşil tüketicilerin doğması beraberinde yeşil ürünleri doğurmuş oldu.

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Öğren - Eğlen - Kazandır

Zeynep Özata'nın Blogistan'ı sayesinde 3 yeni siteyle tanıştım. Myfootprint ve Kiva gibi bu sitelerde yeşil ve adil bir Dünya amaçlayan sosyal sorumluluk taşıyan siteler ancak bu üçü biraz farklı. Farklı oldukları tarafı bu amaçlara eğlence unsuru katmaları.

Kuşkusuz çalışan, çalışmayan ama internet kullanan herkes internet başında geçirdikleri zamanın belirli bir kısmını oyunlara ayırıyor. Kimi bilgi yarışmalarında online kendilerini sınıyor, kimi kompleks oyunlarla vakit geçiriyor kimi de fal bakıyor. Bunları yaparken rahatlıyor, kafalarını boşaltıyorlar belkide. Peki bunları yaparken aynı zamanda Dünya'ya da katkıda bulunabilirmiyiz. İşte bu dört site bize bunu sağlıyor. Oyun oynarken sağladığımız rahatlığı ve aldığımız zevki, Dünya'daki aç insanlara bir miktar un, pirinç ve su sağlayarak vicdani tatminle pekiştirebiliriz. Böylelikle çok daha keyif alacağımız kesin. Ayrıca işin ucunda böyle bir imkan olunca, insan daha dikkatli ve daha konsantre oluyor.

Kısaca tanıtmak gerekirse;

http://www.freepoverty.com/ : Buradaki oyunda, Büyük bir Dünya haritası var ve karşınıza şehir ve ülke isimleri çıkıyor. Bu şehirlerin haritadaki yerini tahmin ediyor ve mouse ile o noktayı işaretliyorsunuz. Tahmininiz doğru noktaya ne kadar yakınsa o oranda Dünya üzerinde ihtiyacı olan insanlara su sağlamış oluyorsunuz.

http://www.freeflour.com/ : Burada da sistem benzer, sağladığınız şey ise un. Yapmanız gereken sorulan sorulara doğru cevaplar vermek. Bilgi yarışması tadında bir oyun. Her doğru cevap 1 kaşık un olarak geri dönüyor.

http://www.freerice.com/ : Son günlerin Dünya üzerindeki en büyük gıda sorunlarından biri "pirinç" freerice'daki kazandırılan. İngilizce kelime anlamlarının yine ingilizce kelime anlamlarını, yani eş anlamlılarını bulmak yapmanız gereken. Dil öğrenen veya geliştirenler için de son derece güzel bir kaynak.

Bu üç sitenin herbiri de öğretici hizmetleri eğlenceli bir şekilde sunuyor ve karşılığında da Dünya insanlığına fayda da bulunuyor. Yani bir "kazan-kazan-kazan" durumu. Site kazanıyor, siz kazanıyorsunuz ve Dünya kazanıyor. Bu durum bizim penceremizden bakıldığında da "öğren-eğlen-kazandır"

(Not: Blogistan'da; http://www.savetheworldwithmusic.com/ adlı bir site daha var ancak birkaç gündür sürekli denememe rağmen ulaşamıyorum. Sayfa hata veriyor. Ancak açık ki bu sitede aynı amaca hizmet ediyor. Ara sıra burayı denemekte de fayda var.)

14 Mayıs 2008 Çarşamba

"My Foot Print" ve "Kiva"

En hızlı gelişme gösteren, son zamanların üstünde en çok tartışılan, günümüzün en önemli sorunlarından birine çözüm arayan "Yeşil Pazarlama" konusunda John Grant'ın Yeşil Pazarlama Manifestosu(MediaCat,2008)"nu okurken bireysel olarak sürdürülebilir bir Dünya için yapabileceklerimiz konusunda iki yeni siteyle tanıştım. Bunlardan ilki http://www.myfootprint.org/

My foot print'te kişisel olarak küresel ısınma ve paralelinde sürüdürülebilir bir yaşam, tüketim için hangi konumda olduğunuzu görüyorsunuz ve neler yapabilecekleriniz konusunda fikir sahibi oluyorsunuz. Yaşadığımız ülke ortalaması ile de karşılaştırma olanağı sunarak, ortalama üstündeysek utanmamızı, ortalama altında isek sevinmemizi sağlıyor. Tabii sonuç ne olursa olsun yeşillenmeye devam etmek veya farkında değilsek bilnçlenip yeşillenmeye başlamak gerek. Bende burdaki testi uyguladım ve şu anki yaşam tarzımla, herkesin benim gibi yaşadığı düşünüldüğünde Dünya'nın 0.93'üne ihtiyacımız var. Bence mutlaka sizde girip kendinizi ölçün.

Kitap sayesinde tanıştığım bir diğer site: http://www.kiva.org/ Bu siteyi hem kitapta hem de sitenin kendisindeki tanımlama ile aktarmak en iyisi olacaktır: "Kiva.org, bireylerin gelişmekte olan ülkelerdeki düşük gelirli girişimcilere 25 dolarlık krediler vermesine(mikrofinans) olanak sağlar. Bu şekilde, sizin gibi bireyler, yoksullara düşük maliyetli işletme sermayesi sağlayarak onların yoksulluktan kurtulup geçimlerini sağlamasına destek olur."(Grant;s.30) Siteye girdiğinizde de burada düşük gelirlilerin hikayelerini görebiliyorsunuz ve sizde hemen bir destekde bulunabiliyorsunuz. Verdiğiniz destekle ilgili de size sürekli bilgi aktarılıyor. Çeşitli kuruluşlarlada ortak çalışmaları var.

Çok beğendiğim bu iki siteyi burdan tavsiye etmek istedim. Ayrıntılar için siteleri ziyaret edin ve bence bir de John Grant'ın Yeşil Pazarlama Manifestosu kitabını alın. Artık görmezden gelemeyeceğimiz sürdürülebilirlik ve yeşil pazarlamayla ilgili(ve paralelindeki, adil ticaret, yeni pazarlama vb..) bilincinizi de bu kitapla biraz daha geliştirebilirsiniz.