Tamda '"en" olmak' demişken günün bloğu olmak hoş bir süpriz oldu.Tüm iyi niyetiyle bloğum ve bloğumdaki yazılar hakkında yorumlarını, takiplerini esirgemeyenlere başta blograziciler olmak üzere bu vesileyle teşekkür ederim...
Tamda '"en" olmak' demişken günün bloğu olmak hoş bir süpriz oldu.
başarılı marka, en başarılı firma, en güzel kadın, en yakışıklı erkek, vs… Bu “EN”leri daha da özelleştirmek ve böylece binlerce "en" ortaya çıkarmak olası: en iyi teknoloji markası, en iyi ses sanatçısı, en yakışıklı Türk erkeği gibi. Bir şekilde “EN” olmak her zaman önemli. Özellikle kanıtlanmış “en”likler başarıya başarı katmada, olumlu algıyı kuvvetlendirmede bire bir. Tabi istenmeyen “en”leri de göz ardı etmemek gerekir. İstenenleri ne kadar yararlıysa, istenmeyenlerde o kadar zararlı. Yine örneğin: en kötü marka, en kötü sanatçı, en başarısız şirket vs…
Günümüzün en önemli kitle iletişim araçlarının başında da internet geliyor. Bir günde milyonlarca insan google ve yahoo gibi arama motorlarıyla çeşitli markalara, ürünlere, firmalara, kişilere ulaşıyorlar. Merak ettim ve Türkiye’de “en”lerde ilk çıkanlara göz attım. Google sonuçlarından birkaçı şöyle:
Bu listeyi uzatmak mümkün. Birçok “en”li arama yaptım, ama hepsini buraya yazmayacağım pek tabii. Benzer aramaları istediğiniz dalda “en”lerle sizde yapabilirsiniz, diğer arama motorlarında da. En kötülerde de benzer sonuçlar çıkıyor. Benzer sonuçlar diyorum çünkü aradığınız şeye tam anlamıyla ulaşamıyorsunuz. Ne kadar etkili olabilir bilemiyorum ama en iyi marka yazdığımda doğru veya yanlış karşıma bir markanın kendi sitesi çıksa beni etkileyebilirdi. Elbette “en” kavramı genellikle sübjektif bir değerlendirme ancak insanlar birbirlerinin değerlendirmelerine oldukça da önem verirler. Bu yüzden google’da en iyi marka yazdığımda karşımda sony, ford, turkcell, apple, arçelik… gibi herhangi bir markanın resmi sitesi çıksaydı şimdiki etkiden d
aha fazla etki yaratacağı kesindi.
Elbette çok önemli bir konu değil. Beklentim paralelinde sonuçlar olsaydı; örneğin en iyi marka sorgumdan Sony çıksaydı yarın gidip bir Sony ürünü almayacaktım belki ama yine de sorgu sonucunun sony olması, olmamasından daha iyi olurdu. Siteye daha fazla erişim, daha fazla erişim sayesinde uzun vadede daha fazla satış belki...?
Olaya bir diğer açıdan baktığımda “en”de kendisini ilk sırada görmek en azından markanın, kişinin kendisinde bir haz yaratabilir. Mesela en iyi pazarlama bloğu aramasının sonucu http://marketman-onair.blogspot.com olsa bende ciddi bir haz yaratırdı. :) Bu yüzden şu anki “en iyi pazarlama bloğu” arama sonucunun sahibi www.pazarlamablogu.com a sevgiler, saygılar.
temas etmek"oluşturunca yeni bir ürün doğar: İçinde Çim Biten Parmak Arası Terlikler(Grass Flip Flop)...
adar ziyaret edebiliyorsunuz.Ülkemizde birçok kültürel faaliyette olduğu gibi müze ziyaretleri ve tarihi miraslarımıza duyarsız kaldığımız konusu da her zaman eleştiri konusu olmuştur. Yabancıların bizim eserlerimize bizden fazla ilgi gösterdiği hatta bazılarının bizden daha fazla tarihimizi bildiği söylenir. Elbette bu söylenenler farazi şeyler değil, sizde benim gibi elinizden geldiğince tarihi ziyaretler gerçekleştiriyorsanız birçok kez yabancı turistlerin bizlerden fazla olduğunu fark etmişsinizdir. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu duruma el koymak istemiş olacak ki Müze Kart projesini gerçekleştirmiş. 20 YTL gibi bir rakamla böylesine bir hizmet gerçekten muhteşem. Bu rakam bile tek başına bizim tarihimize olan alakamızın eseri
pek tabi. Dünyanın birçok yerinde, bizim tarihimizi yansıtan eserleri görebilmek bir seferlik ziyarette 100 avro gibi rakamları gözden çıkarmayı gerektirebiliyor.
Proje başlangıcından sonraki 10 günlük süre içerisinde karta ulaşanlar 150.000 kişiyi bulmuş. Hedefin milyonlar olduğu yerde heyecan verici bir rakam değil ancak ülkemizdeki müze kültürü düşünüldüğünde umutlandıran ve heyecanlandıran bir rakam.
Cüzdanınızda taşıdığınız birçok kartın yanına bir de müze kart eklemekte fayda var. Müze ve ören yerlerini ziyaret eden biri değilseniz bile cüzdanınızda böyle bir kart olduğunu bilmek karşınıza bir müze çıktığında(ki mutlaka çıkacaktır) sizi oraya sürükleyebilme gücüne sahip olacaktır. Bu hazzı aldıktan sonra da o kartın müdavimi olacağınıza eminim. 20 YTL’ye bir sipariş verin ve kartınız evinize kadar gelsin.
Kültür ve Turizm Bakanlığını ve bu kampanyanın fikir babasını tekrardan tebrik ediyorum. Kamu kurumlarının pazarlama faaliyetlerinde daha çok bulunması gerektiğini her zaman söylüyorum. Sosyal sorumluluk bilincini en iyi pazarlayabilecek kurumlar kamu kurumları olacaktır. Kamunun maliyet avantajı, daha doğrusu maliyet ve kâr kaygısı olmaması böylesine güzel hizmetler ortaya koyabiliyor.
Yeri gelmişken biraz “özlü” sözlenelim:
“Tarih milletin hafızasıdır; tarihini bilmeyen milletler, hafızasını kaybetmiş insanlara benzerler.”(Anonim)
“Bir çınar için toprak altındaki kökleri ne ise -ve bu kökler kurudukça çınar nasıl kurumaya başlarsa- bir millet için de tarih odur. Tarihini bilen millet, kökü sağlam çınar gibidir. Zamanla eski âdet ve ananesini, yaşayış tarzını unutan, tarihini bilmeyen, ecdadının neler yapmış olduğundan haberi olmayan bir millet, kendini ayakta tutan köklerinden birkaçını kurutmuş demektir.” (Kazım Karabekir)
oğun yaşıyorlar. Herhangi bir alana odaklanabilmek pek mümkün olmuyor.

yle geçirdi ama şimdi şık, çağdaş, genç ve farklı bir imzası var.
umuyla ilgili önemli ipuçları veriyor. Marketman olarak egrafiker'in ilk müşterilerinden biri olmaktan ve egrafiker ile çalışmaktan dolayı çok mutluyum. İleride çeşitli banner hizmetlerinden(özellikle flash banner) tekrar yararlanacağıma eminim.
şarılı olanlarda olur. Hatta belki Cipso'da başarılı olmuştur, tam olarak bilemiyorum. Ancak bu reklam beni rahatsız ediyor ve birçok kişiyide rahatsız edeceğini düşünüyorum. Peki neden?
sanevi hikayelerle insanlar kendilerine tanrılar yaratmış, topluluklar, ülkeler kurmuşlardır. Birçok kişinin, topluluğun hayatını öğrendikleri hikayeler yönlendirmiştir. Hikayelerden dersler çıkarılmış, zaman zaman öğrenmek için zaman zaman gülmek için hikayeler aracı olmuştur.
olsa mutlu olan tüketicilerin bu mutluluklarını o markaya yönelteceği ve o ürünü satın alma arayışına sokacağı.
ve yaz ayları, insanların kendini daha pozitif hissettikleri, tatil ve dinlenme güdülü oldukları aylar. Bu aylarda hüzün içerikli reklamlar tüketicileri rahatsız edebilir. Sonbahar ve kış aylarında da nispeten tersi söz konusu olabilir.
ümüzdeki duygusal tüketiciyle arasında kurduğu bağ satışlara yardımcı olabilir. Ama elbette bazı durumlarda ters etki de yapabilir. Güldüren reklamda işlenen konunun bazı kesimlerden tepki görmesi, güldüren reklamda kullanılan ünlüleri sevmeyen kesimin tepkisi vs. olumsuz etkilere ön ayak olabilir.
elası.
ra. Özellikle turistlerin yoğun oldukları bölgelerde Dünya'nın önemli markalarının saatlerinin satılması(tabiki sahte olanlarının) moda. Ancak benim genelde gördüğüm, bu genelde küçük olan dükkanlarda bunların "Fake Genuine Watch" ibaresi altında satılması. Önlerindeki tabelalarda veya camlarda bunu hiç çekinmeden sergiliyorlar. Elbette bir markanın taklidinin satılması doğru birşey değil ama en azından dürüst olmak doğru birşey. Ne yaptıklarını, ne olduklarını alenen ortaya koyuyorlar. Yapılması gereken birşey varsa bu noktada yasal temsilcilere veya marka yetkililerine düşüyor. (ve pek tabi biraz da biz tüketicilere)
A.B.D. dolarına varıyor ve bu kayıp ortadan kaldırıldığında, aynı miktar para ile;