Bu Blogda Ara

16 Temmuz 2008 Çarşamba

İ.İ.B.F ve BOLLUK PARADOKSU

Ülkemizdeki mezun ve öğrenci sayısı en yüksek fakültelerimizin başında benimde mezunları arasında bulunduğum İ.İ.B.F(İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) yer alıyor. Kuşkusuz ülkemizdeki yüksek işsizlik oranı içerisindeki payın büyük bir kısmını da doğal olarak İ.İ.B.F.’liler oluşturuyor. Ülkenin genel ekonomik yapısının neden olmasının yanında İ.İ.B.F’lilerin işsizliğinin veya iş tatminsizliğinin önemli bir sorunu da bolluk paradoksu.
Bu yazıyı yazmama ön ayak olan Barry Schwartz’ın mükemmel tespit ve analizlerinden oluşan kitabı “Bolluk Paradoksu”. Özellikle son yıllarda sahip olduğumuz sınırsız seçeneklerin bizi mutlu mu ettiği yoksa mutsuzluğa mı sürüklediğini inceliyor Schwartz. Bende bu kitaptaki düşüncelerden yola çıkarak, bolluk paradoksunun İ.İ.B.F gömleklileri üzerindeki yansımasını aktarmak istedim. 

İ.İ.B.F.’LİLERİN ZORLU TERCİHİ
İ.İ.B.F fakültelerinde işletme, iktisat, maliye, çalışma ekonomisi, uluslar arası ilişkiler bölümleri yer alır. Bu bölümde eğitim gören öğrenciler eğitimlerini tamamlamanın ardından aynı işlere talip olabileceği gibi kendi bölümlerine yönelik farklı işler içinde yarışabilirler. Bir İ.İ.B.F mezunun bölümünü de göz önüne alınarak birçok iş alanı sayabiliriz ancak genel anlamda bunlardan sadece bazılarını sıralayalım: insan kaynakları uzmanı, ekonomist, müfettiş, denetçi, uzman, yönetici, hesap uzmanlığı, vergi denetçiliği, mali müşavirlik, muhasebeci, idari yargı hâkimliği, ihracat uzmanı, pazarlamacı, reklamcı, satın almacı, finansçı, denetçi, kaymakam, kendi girişimi ile kendi işini yaratması vs. vs… Bu listeyi belki de yüzün üzerine çıkarmak mümkün.
Peki, bu durum bir İ.İ.B.F.’li için üstünlük mü, zayıflık mı? Genel kanı olarak bol alternatifin üstünlük sağlayacağı kabul edilebilir ama birçoğumuz günlük hayatımızda bunun tam tersi etkisini görürüz. Seçim yapmamız gereken birçok durumda kendimizi sıkıntılı hissettiğimiz ve yaptığımız seçimler ardından da yeterince mutlu olmadığımız olur. Aklımız, seçim yaptığımızda geride bıraktıklarımızda kalır veya seçim yaparken seçenekler o kadar çoktur ki o an doğru kararı verememiş olma ihtimalimiz yüksektir. Aslında kesin doğru bir karar da yoktur. Yapacağımız her hangi bir seçim her zaman nispeten kötü bir seçim olma özelliği taşır. Yani fırsat maliyeti dediğimiz maliyetin büyüklüğü bizim seçim mutluluğumuzu kısıtlar. Fırsat maliyetimiz arttıkça da daha fazla mutsuz olma eğilimi gösteririz. Fırsat maliyetinin yükselmesi de alternatifin çokluğuyla doğru orantılıdır.
Sorumu yinelediğimde, iş alanı olarak bol alternatifli seçeneklere sahip İ.İ.B.F’lillerin artık bu durumunun üstünlük mü zayıflık mı olduğuna daha net bir karar verebiliriz. Elbette genel kanı olarak bol alternatifin özgürlüğü artırdığı düşüncesini kabullenmek, bunun büyük üstünlükler sunduğu düşüncesine tutunmak mümkün. Ancak Schwartz’ın Bolluk Paradoksunda aktardığı birçok çalışma kısıtlı seçenekler arasından seçim yapmak zorunda kalan, seçim şansı yüksek olmayan ve şartların kendilerini belli şeylere zorunluluğu olarak yönelttiği kişilerin bu yönelimlere kendilerini çok daha iyi adapte ettiğini, daha çok kabullenildiğini ve en önemlisi nihayetinde daha mutlu olduklarını gösteriyor. Bunun en yalın örneklerinden biri 1950’li yıllarda Amerikalı insanların bugüne oranla çok daha az seçme şansı varken, bu güne gelindiğinde çok daha fazla seçme şansı olduğu bol alternatifli bir Dünya’da yaşamalarına rağmen 1950’li yıllardaki insanların mutluluk oranları, bugünkü insanlardan daha fazla ve 2000’li yıllarda 1950’ye göre 14 milyon Amerikalı daha mutsuzmuş.
İ.İ.B.F. mezunlarının bu seçenekleri içerisinde karar vermeleri de aynı etkileri gösteriyor. Yapılan seçimin ardından akılların vazgeçilen seçeneklerde kalması, tatminsizliğe itiyor. Hatta daha başından iş seçiminde bu zorlu süreci çok daha yoğun yaşıyorlar. Herhangi bir alana odaklanabilmek pek mümkün olmuyor.
Alternatifler arasından seçim konusunu biraz daha açalım. İ.İ.B.F’li nasıl bir seçenek taramasından karar sürecine ulaşıyor? Kamu mu, özel sektör mü? Kamu ise hangi pozisyon, hangi kurum, A kadro mu B kadro mu? Bu seçeneklerin içerisinde bile ayriyeten onlarca farklı seçenek mevcut. Özel sektörse, yine hangi kurum, hangi pozisyon, hangi özel sektör? Yine bu seçimlerin her biri ayrı ayrı seçenekleri zorunlu kılıyor. Ayrıca bu seçimleri yaparken üniversite mezunu olmalarına rağmen girilmesi gereken ayrı ayrı sınavlar, mülakatlar söz konusu. Her birinin işe alım politikaları farklı. Hangisine nasıl çalışmalı, bunun dahi doğru seçiminin yapılması gerek.
Diyelim ki bu zorlu süreçte kararımızı verdik veya şartlar bizi bankacılığa götürdü. Peki, burada seçenek süreci sona eriyor mu? Elbette hayır. Tekrar özel mi kamu mu sorusu. Hangi banka? Hangi pozisyon? Hangi il, hangi şube? Gişe mi, operasyon mu, satış mı; yönetici yardımcılığı mı, müfettişlik mi? Her bir tercih zor kararı ve izlenmesi gereken farklı bir yolu gerektiriyor.
Ayrıca bu olağan şartlara olağanüstü koşullar da ekleniyor. Seçim bir alışverişteki kadar basit değil. Tek başınıza karar verebilme olanağınız yok. Birçok rakiple de yaptığınız seçimler için yarışıyorsunuz ve maalesef bu rakipler yalnızca İ.İ.B.F.’lilerden de oluşmuyor. Örneğin birçok bankada çalışan kimya mezunu, seramik mühendisi, öğretmen gibi farklı yetkinliklere sahip çalışanlarda var. Aynı şekilde birçok şirkette ihracat işleriyle uğraşan yabancı dil mezunları. Bu örnekleri çoklaştırmak hemen hemen her sektör için mümkün. Bol alternatif içerisinden seçim yapmanın zorluğunun yanı sıra İ.İ.B.F.’liler için bir de böylesine uygulamalar söz konusu. Tabi işin içine “referans” konusunu hiç sokmuyorum. Tırnak içindeki referansın konusu başlı başlına ayrı bir çalışma ister.
Bu bol seçeneğin, seçenek özgürlüğünün sonuçları neler getiriyor? Schwartz’ın bilgilerinden yararlanırsak; bol alternatif içerisinden seçim yapmak, kısıtlılara oranla pişmanlık oranını çok daha yüksek seviyelere taşıyor. Kararı başkalarının vermesi duyulan tatmini artırıyor ve İ.İ.B.F.’li için bu pek mümkün değil. Bir öğretmen bir avukat veya bir doktor örneğin, bol alternatif içerisinden seçim yapmak zorunda değil. Ayrıca onlar için zorunluluklar var ve onlar adına karar vericiler. Çalışma yerini kendisi belirleyemiyor örneğin. Devlet şurada çalışacaksın diyor ve yola koyuluyorlar. Bu nedenle Schwartz’ın ve çeşitli çalışmaların gösterdiği üzere bu kişilerde tatmin çok daha yüksek oluyor. Fırsat maliyetleri düşük, karar vericileri var ve bu yüzden seçimlerine daha iyi adapte olabiliyorlar ve dolayısıyla daha tatmin ve mutlu olabiliyorlar.
İ.İ.B.F.’liyi diğer meslektekiler gibi daha az seçeneğe maruz bırakmanın bazı yolları olabilir. Örneğin lisans eğitimi sonrası yüksek lisans eğitimine devam etmek, uzmanlığı ve beraberinde daha az seçeneği mümkün kılabilir. Aynı şekilde eğitimi sırasında, mezun olmasının ardından kendisini nelerin beklediğini bilmek ve bu seçenekleri incelemeye eğitimi sırasında başlamak, seçim kararı vermeye sıra geldiğinde daha az seçeneği önüne sürebilir. (Bu konuda eğitim kurumlarımıza ve bu kurumlardaki öğretim üyelerimize de büyük görev düştüğünü düşünüyorum.) Bu seçenek kısıtlayıcı imkânlara birde zamanında bu süreçten geçen, doğru veya yanlış karar alan deneyimleri dinlemek de işi biraz daha kolaylaştırabilir. Ancak dediğim gibi biraz! Seçenek özgürlüğü İ.İ.B.F’li için her zaman var olacaktır. Karar verip bir yerde çalışmaya devam etse bile…
Aslında yazılabilecek çok daha fazla şey var. Burada kısaca özetlediklerimi, Barry Schwartz’ın Bolluk Paradoksunu okuduktan sonra kendinizde çok daha geniş bir bakış açısına yayabileceksiniz. Gündelik hayatımızdaki bolluk paradoksu ile ilgili de çok önemli bilgilere, tespitlere varabilecek ve önemli bir farkındalık kazanabileceksiniz..
Ülkemizin ekonomik yapısı, işsizlik düzeyi, İ.İ.B.F.’li mezun sayısı, adil olmayan işe alım politikaları, “referans” sorunu gibi olumsuzluklara birde bu bolluk paradoksunu eklediğimizde iç karartıcı bir tablo ortaya koyduğumuz kesin. Ancak unutulmaması gereken her hangi bir kurumda veya idarede en tepe noktaya çıkabilme potansiyeline en çok sahip olanlar da İ.İ.B.F.lilerdir: gelir açısından da, pozisyon/statü açısından da.
Birikimin, bilginin, şansın ve doğru seçimlerin ve sonunda tatmin ve mutluluğun başta biz İ.İ.B.F.’liler olmak üzere doğru seçimler yapmak zorunda olan tüm iş dünyası adayları ve çalışanlarıyla olması dileklerimle…

2 yorum:

DonnaRiver dedi ki...

Yiğit;
Çok etraflıca ve doğru tespitlerde bulunmuşsun. İşletme son sınıfa geçtim. Şimdiden önümde 4 alternatif koydum. Şu anda part-time çalıştığım perakende zincirinde mağaza yöneticiliğiyle devam etmek, yine aynı firmanın genel müdürlüğünde çalışmak, okul bitince insankaynakları departmanlarında stajla başlayıp devam etmek (ama hangi sektör), zincir mağazalara tedarik yapan firmaların zincir mağaza reyon yöneticisi olmak,....
İşi bulmak bir dert zaten. Bulduğun işlerin yanında başka pozisyonlara da yerleşebileceğini bilmek ve acaba diğeri daha mı iyi olurdu gibi kendine sormak hakikaten insanda kaygı yaratıyor.
Hakikaten güzel bir yazı yazmışsın
Teşekkürler
İyi çalışmalar
DonnaRiver

marketman dedi ki...

Umarım mutlu ve huzurlu olduğun güzel bir işe sahip olursun, en doğru seçimi yaparsın