Bu Blogda Ara

6 Kasım 2014 Perşembe

Kamu Spotunda Şike!

Kamu Spotu mevzuna fena takığım. 

Onca alternatifine karşın televizyon halen en ulaşılır mecra, kamunun aklını en çok çelen uyarıcı! Böyle bir güce bedava erişimin (hele ki kamu spotu özü ile) bu denli çelişkili ve anlamsız kullanımı verimsizliğin video hali...

Bu yazımın kahramanı olan asıl favori esere geçmeden önce hakkını teslim etmeden geçmeye kıyamadığım iki eserle önce biraz gevşeyelim.

İlk çalışmamız, Çiftçi Rüstem'e "tarım arazilerine plaza dikmeyi bırak patatese devam" mesajı ile doğru kitle & doğru mesaj buluşmasının eşsiz bir örneği ile karşımızda:



İkinci çalışmamız, ülkenin önemli entelektüelleri olan (kitap kurdu olarak da tanınan) Sergen Yalçın ve Seda Sayan'ı barındıran filmi ile kanaat önderi seçimindeki başarısıyla karşımızda:





Yeterli rahatlamayı sağlayabildiğinizi ummakla birlikte yine de şimdi sıkı durun; tüm zamanların en harekete geçirici çalışmasını izleyeceksiniz: 



Halı saha maçlarında müdürün çalımlarına göz yummamızın önüne geçmek değilse istenen, bu işin hangi kamuya yapıldığı aklımdaki ilk soru. 

Gerçekten sana-bana "şike yapma" deme ve şikenin taraflarına kamu spotu ile ulaşma motivasyonlarının akıldan uzaklığı, bu işteki mantığa en yakın açıklamanın Gençlik ve Spor Bakanlığının kendi imajına (marka değerine!) yatırımı olmasını düşündürüyor.

İşin ironileri bir tarafa hakikaten de kaynakların verimsiz kullanımında teknolojik adaptasyon evremiz kamu spotları. Ayrıca Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın Spor kısmı üzerine aşırı konumlanmış hali de ayrı bir altı çizilesi durum. İnsan düşünmeden edemiyor, kamu spotu gibi bir gücü kamunun büyük çoğunluğunu oluşturan gençlere "değer" ne demek, "neye değer"; bunları öğretme motivasyonu ile kullanmak çok daha akılcı ve ahlakçı olmaz mıydı?

Sakaryalı Değer: Bülent Uygun
Foto Kaynak: https://twitter.com/kivanceksituq/status/527115162537709568

2 yorum:

ali bedirhan Alkan dedi ki...

Güzel tespitti. Fakat bunun yanında kamuspotu ahlaksız mıdır sorusu geliyor aklıma. Yani iyi veya kötü değerler , insana bir şekilde empoze edilmesi veya yaşam şeklinin değiştirilmesi gibi 'zorunlu yayınlar' yapılmalı mıdır? Bunu da düşünüyor insan.

marketman dedi ki...

Bizdeki örnekler bu eleştirini hak ediyor bence. Ama yazının başında linkini verdiğim yazımdaki örneklerde bir zorlama hissetmiyor insan. Farkındalık yaratan durum tespitleri onlar. Ve onları değerli kılan da biraz o sanki.