Bu Blogda Ara

5 Haziran 2008 Perşembe

Dilenci ve PAZARLAMACI Giremez!!!

Apartman girişlerinde, dileniclerle aynı kefeye konmak hep gücüme gitmiştir. Hemen hemen bütün apartmanların girişinde "pazarlamacı ve dilenci giremez" yazar. Bu kadar kötü insanlarlar mıyız hakkaten yoksa bir kavram kargaşası ve pazarlama kavramının algısında önemli bir eksiklik mi var?

Elbette pazarlamacılar kötü insanlar değiller. Hatta günümüz tüketim kültürünü yönlendiren, insanların fiziki ve hazsal(hedonik) ihtiyaçlarını karşılama uğraşında olan ve özellikle son yıllardaki artan sosyal sorumluluk bilinciyle şirketlerine kazandırdıkları gelirlerin önemli kısmını da toplum yararına harcama çabasındaki kişilerdir. Peki, o zaman değerli apartman yöneticilerimiz neden "pazarlamacı" giremez yazar.

Bunun ilk nedeni, pazarlama ile kişisel satış kavramlarının karıştırılmasıdır. Pazarlamacı, ürün tasarlar, bu ürünün fiyatını belirler, tutundurma çabalarında bulunur ve bu ürünü müşterilere ulaştırma yollarını(dağıtımını) planlar. Kişisel satışçı ise bu ürünleri müşterilere yüz yüze sunan, ürün hakkında bilgi veren, almaları için ikna etmeye çalışan kişilerdir. Yani apartman sakinlerimizin kastetmek istedikleri kişisel satıcılardır.

Bunu açıklarken elbette amacım "pazarlamacılar ve dilenciler giremez" yerine "kişisel satışçılar ve dilenciler giremez" yazın demek değil. Kişisel satış da günümüzdeki en saygın mesleklerden biridir ve zaten pazarlama ile de iç içedir. Ancak eline tabak çanak alarak, sırtına bohçasını atarak kapı kapı gezen ve pazarlama disiplini hakkından bi haber olan, iş ahlakı değeri taşımayan, müşteriyle iletişimin nasıl kurulması gerektiğini bilmeyen, gereksiz ve rahatsız edici ısrarcı kişileri bu sıfattan uzak tutmak gerekir. Esasen rahatsız olunan ve kapılara bu yazıların yazılmasına sebep olan kişiler bunlardır.

Günümüzde pazarlama uğraşçıları, mevki ve görevlerine göre farklı sıfatlar almaktadır: pazarlama akademisyeni, pazarlama bilim uzmanı, marka-ürün müdürü, pazarlama uzmanı, pazarlama varlıkları grup müdürü vb. Ancak temelde hepsinin ortak sıfatı "pazarlamacı" olmaları. En azından toplum gözünde böyle bilinmeleri. Hatta görüldüğü gibi şatış ve pazarlama farkı bile bilinmiyor.

Ürün segmentasyonu konusunda oldukça başarılı olan pazarlamacıların bu meziyetlerini pazarlama meslek disiplinleri içinde kullanmaları ve bunu topluma anlatan başarılı bir halkla ilişkiler kampanyası düzenlemeleri gerekiyor sanırım. Bunun eksikliğindeki önemli bir neden de pazarlama dünyasındaki insanları bir çatı altında toplayacak ciddi bir birliğin, derneğin veya sendikanın olmaması. Eğer böyle bir oluşum olsaydı, 4 Haziran tarihli hemen hemen tüm ulusal gazetelerde "Pazarlamacı Tecavüze Kalkıştı" başlıklı haberi bu başlıkla mı okurduk? Veya başlık bu seferlik böyle olsa bile bu birlikten ciddi bir tepki alıp bir sonraki benzer olumsuzlukta bu uygulamalarından vazgeçmezler miydi? Bu tarz olaylarda, bir avukat, bir doktor vb. olduğunda ilgili örgütler hemen bir bildiri yayınlar ve kişinin kendi bünyelerinden olmadığını veya meslek grubu içerisindeki bir kişinin tüm mesleği lekelememesi gerektiğini, meslekten çıkarma işlemlerinin başlandığını v.b. duyururlardı. Eğer böyle bir pazarlama örgütümüz olsaydı işleri avukat ve doktorlardan çok daha kolaydı oysa. Bu kişinin pazarlamacı sıfatını taşımadığını ifade etmeleri yeterliydi ki, keza öyle.

Bu konuda artık birilerinin biyerden başlaması gerek!

1 yorum:

tantalos dedi ki...

pazarlamacı lafı öylesine yerleşmiş ki kişisel satışçı sıfatı yerine, bizim pazarlamacı olan sıfatımızı değiştirmek onların pazarlamacı sıfatını değiştirmekten kolay. ki bence bizim kendimize yeni bir sıfat bulmamız gerekiyor bence. daha havalı bir şey olabilir tabi, neden olmasın:)))