Saate zaman öğretici özelliğinden fazla bir misyon yüklememden olsa gerek, analog saat düşkünüyüm. Zaman öğrenme görevini akıllı telefonlara taşere etmeyi sevmemem gibi zamanı alarm ile birleştiren her türlü ürüne karşıyım... Buna vesile olan saatler dahil.
Bu Blogda Ara
18 Nisan 2014 Cuma
Zamana Dokunmak...
8 Nisan 2014 Salı
Beyaz Pazarla'ma!
İnsanlık tarihi ayıplarla dolu; kişiye
özelinden kendi kitlesini yaratanlarına kadar… Bu ayıpların başında gelenlere
kolaylıkla koyulabilir sanırım ırkçılık. Hiçbir türlüsünü anlayamamakla
birlikte, ten üzerinden yapılan ırkçılık, anlaşılabilmesi zihnimin/algımın
imkansız noktalarında yer alan konulardan. (Aslında bu anlamlaştıramamadan son
derece mutluyum.) Bir insanın siyah tenli olması, onu neyden eksik bırakabilir
veya bir insanın beyaz tene sahip olması ona hangi üstünlükleri kazandırır?
Neyse ki en fazla 2 renk seçeneğimiz var. Yeşil, mavi, kırmızı tenli insanlarla
dolu dünya çok daha acımasız bir yer olabilirdi!
Savaşlara neden olan, adına
örgütler kurulan ırkçılık, haliyle pazarlamada da kendine yer bulabiliyor. Çok
da eski olmayan tarihimizi anlatan, kitaptan filme birçok eser “siyahlar
giremez” tecrübeleri ile dolu. Aslında çok yakın tarihimizden de benzer hikayeleri okuyoruz. Pazarlamaya konu olma noktasında ilk ve en ilkel
uygulamaları da bu ve benzeri olsa gerek. Yalnızca beyazların girebileceği
tiyatrolar, yalnızca beyazlara bira satan birahaneler, yalnızca beyazların
binebileceği otobüsler… Siyahların yalnızca hizmetkar olarak var olabildiği
yıllar:
15 Mart 2014 Cumartesi
Girişimcinin Değişmez İş Ortağı: Bankalar
Daha
doğduğumuz ilk andan itibaren ihtiyaçlarımızı karşılama eğiliminde oluşumuz
gerçeğiyle birlikte dünyanın var oluş tarihi ile girişimcilik olgusunun var
oluş tarihinin aynı ana denk geldiğini söylemek yanlış olmaz. Klasik ifadesi
ile kıt kaynaklarla sonsuz ihtiyaçlarını karşılama çabasındaki insanın, bu
ihtiyaçlarını karşılamasındaki en büyük yardımcılarındandır girişimci.
En ilkel hali
ile ellerindeki varlıkları karşılıklı olarak değiştirerek ihtiyaçlarını
karşılayan; her biri girişimci olan insanların oluşturduğu sistemden; nüfusun
artması, iş paylaşımı gerekliliği ve en nihayetinde paranın icadı ile birlikte
girişimciliğin toplumda ayrı bir görev tanımı kazandığı ve uzmanlık
gerektirdiği sisteme geçildi. Elindeki varlıkları daha akılcı kullanarak
girişimcinin temel kaynağı olan sermayeye sahip olmaya başlayanlar tarafından
geliştirilen girişimciliğe bankacılık faaliyetlerinin eşlik etmeye başlamasının
ise, sermayenin eşsiz kaynak olma parıltısını azaltırken, sermayeyi de daha
değerleştirdiğini söylemek gerekir.
Günümüz
piyasalarında girişimci olarak var olma motivasyonundaki kişilerin yalnızca
sermaye ile hareket edebilmesi neredeyse olanaksızdır. Sonsuz bir sermayeye
dahi sahip olsa, piyasanın dinamikleri bir girişimcinin mutlak suretle
bankacılık hizmetlerinden yararlanmasını gerektirir.
Melek
yatırımcı, kickstarter gibi oluşumların var olduğu günümüzde, girişimciliği
sermaye/para özelinde ifade edebilmek çok yetersiz olmakla birlikte diğer tüm
motivasyonları sağlamış ve girişimcilik yolculuğuna çıkmış olanların bankacılık
hizmetleri ile olan ilişkisindeki başarısı, toplam başarısını da
belirleyecektir. Bu nedenle banka ve girişimci ilişkisi, üzerinde önemle
durulması gereken bir konudur.
16 Şubat 2014 Pazar
Cam Tavanı Çekiçlemek
Altı ısıtılan cam fanus içerisinde zıplayan pirelerden bir de ben bahsetmeyeceğim elbette ama cam tavanı, kadınların üst düzey yönetim pozisyonlarına gelmelerini engelleyen, görünmez engeller olarak kısaca ifade etmekte de fayda var.
6 Şubat 2014 Perşembe
Reklamda Ünlü Kullanımında Çok İyi Olacak Kadar Kötü Olabilmek!
Kotler tarafından, "şirketlerin kendi adlarını parlatmak için ünlülerin havalarını ödünç aldıkları strateji" olarak pek güzel özetlenen reklamda ünlü (celebrity) kullanımı, tüm dünya reklamcılığının asla vazgeçmeyeceği tercihlerden. Bir çok mecrada çokça celebrity kullanımı derlemeleri bulabileceğiniz gibi, zamanında ben de Ali Ağaoğlu'nun self-celebrity! halini anlamaya çalıştığım yazımda ve Ukra İnşaat'ın Polat Alemdar ile sona yolculuğundan bahsettiğim yazımda ünlü kullanımından bahsetmiştim.
Bu sefer işin eğlence tarafında kalıp, biraz da kobilerimize destek olmak istedim!
İki örnekle, öğretirken güldüren, güldürürken düşündüren ünlü kullanımı konumuz. Ya da "reklamda ünlü kullanımı" ile "o kadar kötü ki çok iyi" stratejisinin güçlerini birleştirdiğinde ortaya çıkan o müthiş etki mi desek! Arapın yağı bol bulduğunda giriştiği eylem ile de açıklanabilir belki ama kıroyum ama para bende daha uygun gibi. Neyse, sözlere gerek yok videoları var ya:
26 Ocak 2014 Pazar
Kör Testin Gör Dediği...
Coca-Cola'nın, Birleşmiş Milletler'in tanıdığı ülke sayısından daha fazla ülkeye hizmet sunan bir marka olduğu düşünüldüğünde, kolayı "postmodern yaşamsal sıvı" olarak tanımlamak yanlış olmasa gerek... Bu yaşamsal sıvıdan vazgeçemeyen insanlar için ise Coca-Cola ile ön plana çıkan bir diğer küresel marka da Pepsi.
Özellikle müptelası olanları için kola tercihindeki marka bağlılığı, bir çok sektöre göre çok şiddetli boyutlarda. Bağımlılık derecesinde ihtiyaç duysa da Coca-Cola yoksa bu ihtiyacını Pepsi ile gidermek istemeyen veya tam tersi olan bir çok kişiyle siz de tanışıyorsunuzdur. Bu katı tercihe sahip olan kişilere bu bağlılık şiddetinin nedenini sorduğunuzda ise lezzet kıstasında bir tercihi olduğunu söyleyecektir. Oysa uzun yıllardır süre gelen kör test sonuçları, lezzetin bu tercihte (hemen) hiç bir etkisi olmadığı yönünde sonuçlar verir.
Bildiğiniz gibi kör test, tüketicinin markasını bilmediği ürünler içerisindeki tercihleri üzerine yapılan bir araştırmadır. Yine kola özelinde örnek vermek gerekirse, ayrı bardaklara Coca-Cola, Pepsi ve belki diğer markalarla birlikte kola doldurularak tüketiciden içtiği kolanın hangi markaya ait olduğunu söylemesi istenir. Birkaç kere deneyimlediğim bu çalışmada, asla Coca-Cola'dan başka bir kola içemeyeceğini söyleyenlerin dahi Coca-Cola ile Pepsi'yi, hatta Cola Turka'yı karıştıranlarına şahit oldum.
17 Ocak 2014 Cuma
Bazen de Pazarlamamalı!
Pazarlamama (Demarketing) nedir, Pazarlamasyon'da anlatmaya çalıştım. Buradan devam edebilirsiniz...
13 Ocak 2014 Pazartesi
Kulakcıkları Kesilmiş Gofret
Hayatımızın artık her anında yer alan, en olmadık yerde dahi burnumuzun dibinde biten reklamlardan çokça şikayet ettiğimiz doğrudur... Ancak rutin hayatımız içerisindeki anlık keyiflenmelerimiz içindeki payını da es geçmeyelim. Daha konuşmayı dahi öğrenmemiş o küçük insanları bile ekrana kilitleyen reklamların bir tılsımı olduğu çok açık.
Fıkra anlatır gibi anlattığınız reklamlar sizde de oluyordur eminim. Hatta karşındakinin bildiğini bilsen bile keyifli bir anın keyfini artırmak için hatırlayıp neşelenmek istediğin reklamlar...
Bu akşam onlardan birine denk gelmişken zihnim beni geçmişe götürdü. Önce beni geçmişe götüren o reklamı paylaşayım:
Aslında 6-7 aylık bir geçmişi olmasına rağmen bu reklamı yeni izlemiş olmam balıkları haklı çıkarıyor gibi. Eti onlara hala bekledikleri değeri vermiyor ama neyse ki hafızaları pek iyi değil...
30 Aralık 2013 Pazartesi
2013'ün İlk 5'i ve Daha 5'i
Aralık 2007 doğumlu marketman-onair, 2013 yılının da bitmesi ile birlikte 6. yılını bitirip 7. yaşından gün almaya başladı. En büyük mutluluğum, her geçen yılın onu benim için daha kıymetli kılması. Malum, özellikle mikro bloglar ile birlikte birçok blog, internetin derinliklerinde kaybolup giderken marketman-onair iyisi ile kötüsüyle yoluna devam ediyor. Bu sonucun sebebi olan herkese teşekkür ederim.
2013 yılında 32 paylaşımda bulunmuşum. Bir yıl sonu geleneği olarak bunların en çok etkileşim alan İlk 5'ini paylaşarak haklarını teslim edelim:
27 Aralık 2013 Cuma
Ürünlerimiz Sağlığa Zararlıdır ama Vakit de Nakittir!
Şok! Flaş! Skandal... Mc Donald's çalışanlarına fast food ürünlerinin sağlıksız olduğunu söyledi!
Müthiş bir gaf, tarihi bir itiraf duygusu ile verildi çoğu yerde bu haber. Bir hızlı yiyecek şirketinin, kurum çalışanlarına yönelik hizmet veren sitesindeki uyarısının sızması bir çok kişiyi rahatsız etti. Konuyu, "kendi ürününü kötüleyen marka" genelinde düşündüğünüzde olayın dramatikliğine kapılmak elbette beklenen sonuç. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir!
Bugüne kadar ne ben ne de siz eminim ki hiç bir yerde fast food ürünlerinin sağlığa ne kadar yararlı ürünler olduğunu anlatan bir makale okumadınız. Hiç birimizin her hangi bir rahatsızlığı sonucu doktor tavsiyesi olmadı hamburger! Zaten bize bunları söyleyecek biri çıksaydı da aklından zoru olduğunu düşünürdük herhalde.
Bunların aksine fast food ürünlerinin ne kadar sağlıksız olduğu, özellikle çocuklarımızı olabildiğince uzak tutmamız gerektiğini anlatan bir çok uzman tavsiyesi okuduk, izledik. Hatta fast food yüzünden Dünya Kupasına katılamayan milli takıma, daha da beteri ölüm nedeni fast food olanlara rastladık.
Fast food ürünlerinin sağlıksızlığının kesinliği, sigara paketleri üzerindeki sigara sağlığa zararlıdır uyarısının kesinliği kadar net. Bence siz de Mc Donald's gibi "sandviç, salata ve su" üçlüsünün, "çizburger, patates kızartması ve kola" üçlüsünden daha sağlıklı olduğunu düşünüyorsunuz. Ve şuna da eminim ki Mc Donald's yalnızca çalışanlarına karşı değil, müşterilerine de hiç bir zaman patates kızartmalı üçlünün daha sağlıklı olduğunu iddia etmedi. En fazla, bir kıyas içerisine girmedi. Dolayısıyla şaşırmışlık hali, asıl şaşırtan aslında...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
