Bu Blogda Ara
5 Mart 2013 Salı
Başınızı Dik Tutan Marka: SOLOTÜRK
10 Aralık 2010 Cuma
12-18 Aralık ........ Haftası
Artık neden eskisi gibi kutlanmadığının sosyolojik, toplumsal veya siyasi açılardan değerlendirmesini bir kenara bırakıyorum. Bu pencerelerden dipsiz kuyu zaten ama pazarlamasal olarak neden kullanılmadığı konusu uzun zamanlardır beynimi meşgul ediyor.
Özellikle günümüzde gelinen global piyasa ortamında; etrafımızın uluslar arası markalarla sarıldığı bir pazarda, yerli markalarımız bu haftayı neden fırsata çevirmez vey
a çeviremez anlamakta güçlük çekiyorum. Belki cevap bu durumu yadırgadığım üstteki cümlemde gizlidir kendilerince: “piyasaların globalleşmesi” ile. Ancak bu savın çok sığ bir bakış açısı taşıdığına inanıyorum.
Bugün 20-25 yaş üstü bireylerde, giriş cümlemdeki heyecanını yaşayan ve hatırlayan bir çok tüketici olduğunu düşünüyorum. Ama bu tüketicilerin birçoğu bugün yerli malı haftasının hangi hafta kutlandığını dahi hatırlamıyordur. Belki en fazla Aralık ayı içerisinde olduğunu hatırlatırlar. Oysa yerli markalarımız, bu geçmişteki yaşadığımız coşku ve mutluluğu bizlere hatırlatabilse ve bu hafta ile bağlantılı fayda sunabilse, karşılıklı getirisi oldukça yüksek bir pazarlama haftasına da dönüşebilir yerli malı haftası. Ne tarz uygulamalar olabilir üstünde düşünüldükçe çok çeşitli uygulamalar bulabilmek mümkün kuşkusuz. Bunu ziyadesiyle başarabilecek pazarlamacılarımız, pazarlama yöneticilerimiz de oldukça fazla ayrıca. Ama buna rağmen ne çevremde yaptığım izlenimlerde ne de internetten yaptığım taramalarda bu haftayı faydaya dönüştüren bir marka ile karşılaşamıyorum maalesef.
Ümitliyim.. Küçüklüğümün en keyifli haftalarından olan yerli malı haftası, önümüzdeki yıllarda yerli markalarımız (hatta yabancı markalarımızca da çok güzel bir şekilde kullanılabilir) için bir nimet haftası olacak; bizler ise geçmişteki yaşadığımız o coşkuyu tekrar hatırlayacak; çocuklarımızın da aynı coşkuları yaşadığına şahitlik edeceğiz. Belki ellerimizde fındık, portakal, mandalina ile okulda buluşup hep beraber yemeyeceğiz ama yaşasın yerli malı diyeceğiz. Tutumlu olmayı yeni ne
sillerimize bir kez daha hem de toplumca anlatabileceğiz. İndirim kampanyalarına, sosyal sorumluluk kampanyalarına, reklam kampanyalarına ve birçok mecraya konu olacak “yerli malı haftası”.
Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı. 12-18 Aralık “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” hepimize kutlu olsun.
Not: Bu yazımı yazıp tamamladığımda, henüz bloğumda yayınlamadan Sabri Özel’den mesaj aldım: (Sabri Özel 41. Yılını “Yerli Malı Haftası”na özel %41+4 taksit kampanyası ile kutluyor. 10-19 tarihlerinde geçerli bu fırsatı kaçırmayın.) Teşekkürler Sabri Özel…
25 Haziran 2008 Çarşamba
Futbol Sadece Futbol Değildir: Aynı Zamanda Pazarlamadır!!!
Alman milli takım kalecisi Lehmann: Türkiye büyük bir millet.
Alman milli takım kaptanı: Türklere şapka çıkartıyorum.
Hırvatistan milli takım teknik direktörü Bilic: Hem kaliteleri var hem de başka birşey var. O yalnızca Türkler'de var onun ne olduğunu tarif edemiyorum, anlayamıyorum.
Yunanistan Futbol Federasyonu Başkanı Vassilis Gagatsis: Euro2008’de bundan sonra sonuç ne olursa olsun turnuvanın galibi Türkiye’dir.
The Daily Telegrnaph: Türkler yenilgi bilmiyor.
The Times: Türkiye takım değil fenomen.
ESPN: Türkler'in gücünü, cesaretini ve yorulmazlığını selamlıyoruz.
uşuyor. Türk milli takımının gösterdiği başarı ülkemizle birlikte, Türklerin yoğun yaşadıkları ülkelerde, Avrupa ülkelerinde, Bosna Hersek, Makedonya, BAE, Türkî Cumhuriyetler, Uzakdoğu, Amerika gibi sıkı bağlarımız olan ülkelerde çok büyük yankı buluyor ve sevinç uyandırıyor. Tüm Dünya halkıyla beraber, ülke yöneticileri, ülkelerin önde gelenleri ve ülke halklarının hepsinin ağzında Türkiye var.
Futbolda yaşanan bu başarı kuşkusuz futbolla sınırlı kalmıyor, ekonomimize, ülke moralimize ve belki en önemlisi olumlu ülke algımıza ve Türkiye markasına çok büyük katkılar sağlıyor. “Euro2008 Ekonomisi” yazımda bu turnuvaya katılarak büyük artılara şimdiden kavuştuğumuzu ancak turları başarıyla geçersek bunun katlanarak artacağını söylemiştim. Turlar öylesine mucizevi geçildi ki etki çok çok daha büyük.
Ülkemizde de şu günlerde herkes pek şen pek mutlu; ne enflasyon konuşuluyor, ne işsizlik ne kapatma davası ne türban. Ayrıca reklamların nerdeyse tamamı Türk milli takımı üstüne kurulu. Herkes bu başarıdan kendisine bir pay çıkarmanın peşinde. Ancak burada firmaların/markaların biraz kısır kaldığını düşünüyorum. Turnuva öncesi hazırladıkları reklam filmlerini, bu muhteşem maçlar ve turlar geçilmesine rağmen aynen sunuyorlar. Yeni bir reklam filmi çekme zahmetinde bulunmuyorlar. Sanırım kaynaklarını turnuva sonrasına saklıyorlar.
Bir tebrikte Times başyazarı Barnes’e. Barnes şampiyona öncesi şu ifadeleri kullanmıştı: "Çılgın bir macera yaşamak istiyorsanız, Ay-Yıldızlılar'ın peşinden gidin" Şampiyonaya katılamayan İngiltere halkını Türk milli takımını tutmaya teşvik ediyordu ve sanki içine doğmuş gibi “çılgın bir macera” tabirini kullanıyordu. Ayrıca bu yazısında futbolun ülke markasına katkısının nasıl olabileceğine güzel bir örnek daha veriyordu Barnes: “Sporda olduğu kadar yemekleri, içkileri, doğası ve sıradan olanı muhteşem yapan küçük gariplikleriyle Türkiye’yi destekliyorum.” Gördüğümüz gibi bir ülkenin herhangi bir alandaki başarısından bahsedilirken yalnızca o başarıyla sınırlı kalınmıyor, ülke hakkında genel bir bilgi ve daha önemlisi olumlu yanları da sıralanıyor. Turnuva sonrası bu tarz yazıların çoğalacağına eminim. Özellikle de Barnes sanırım şimdiden ben demiştim demeye başlamıştır bile.
Milli takım hocamız Terim, bu başarıya mucize diyenlere güldüğünü belirtmiş ve mucizelere inanmadığını söylemiş. Sanırım başarının şans faktörüne fazlasıyla bağlanıp futbolcuların ve kendisinin başarısının görülmemesinden tedirgin olmuş Sayın Terim. Ancak mucize kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılıkları şöyle: “İnsanları hayran bırakan, tabiatüstü sayılan olay”, “İnsan aklının alamayacağı olay”, “Olağanüstü, şaşırtıcı”. Sanırım üst üste üç maçın geriden gelerek çevrilişi ve bunun son dakikalarda olması bu tanımlara uyuyor. Tabii gerçek olan da bunu futbolcuların ve Fatih Terim’in gerçekleştirmiş olması. Bir mucize var ve bunu yaratanlar.
Sonuç olarak ne olursa olsun muhteşem bir başarı ve inanılmaz bir Türkiye reklamı var. Euro2008 ile Türkiye markası değerine çok önemli artılar kattı. Bunun meyvelerini uzun süre alırız umarım ve bu süreci turnuva sonrasında da iyi ve doğru yönetiriz.
Muhteşem serüvenin bugün ki ayağındaki Almanya maçında milli takımıza başarılar… Yeni bir coşku bizi bekliyordur umarım…
22 Mayıs 2008 Perşembe
EURO 2008 Ekonomisi
Markaların bilinirliklerini artırdıkları en iyi mecralardan biri kuşkusuz spor organizasyonları ve spor sponsorlukları. En bilindik markaları en bilindik kulüplerle birlikte , en önemli organizasyonlarda görüyoruz. Nike, Adidas, Puma gibi spor ürünleri markalarının yanı sıra, Canon, Hyundai, Vodafone, Coca-Cola,Pepsi, Carsberg, MasterCard gibi çok çeşitli faaliyet alanlarındaki markalarla da bu mecralarda karşılaşıyoruz. Kuşkusuz son derece yüksek ilgi ve takibin olduğu bu organizasyonda yer almanın önemi tartışılmaz
Ekonomik boyutlarına baktığımızda durumu daha iyi kavrayabiliyoruz. MasterCard’ın spor ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Simon Chadwick’e yaptırdığı araştırmaya göre, EURO 2008, Avrupa ekonomisine 1.4 milyar Euro katkı sağlayacak. Araştırmada Türkiye’nin oynayacağı her bir maçın değerinin de 42 milyon Euro olduğu belirtilmiş. Bu verilerin dışında bu organizasyondaki sportif başarılar o ülke ekonomisinde ciddi değişiklikler yapıyor. Başarılı olan ülkelerde ekonomi ciddi anlamda düzelme sinyalleri veriyor, enflasyonun düşmesi, borsanın değerlenmesi gibi sonuçlar çıkıyor. Aynı şekilde başarısız olan ülkelerde de ters yönlü beklentiler mevcut.
Ekonomik gelirlerin bu denli yüksek olduğu ortamda sponsor markalar da ciddi yatırımlar yapıyorlar ve bu nedenle organizasyonda karar vericiler olarak yer alıyorlar. Çok ciddi anlaşmalarda ülke takımlarının oyuncu seçimlerine dahi karıştıklarını biliyoruz. 2006 Dünya Kupasında Nike’ın Ronaldo’nun sakatta olsa final maçında oynatılması yönünde ciddi baskı yaptığı konusunda haberler okumuştuk. Sponsor olduğu ve büyük yatırımlar kaptığı kişinin sahada olmaması elbette yatırımların çöpe gitmesi olarak sonuçlanabilirdi.
Pek tabii, yalnızca bu organizasyonda sponsor olarak yer alan markalar bu fırsatı değerlendirmiyor. Bu günlerde reklamlarda sıklıkla EURO 2008 ile ilgili çalışmalarla karşılaşıyoruz. Bu organizasyon için çeşitli kampanyalar yapılarak buradaki ekonomiden herkes payını almaya çalışıyor. Yine verilere bakıldığında EURO 2008 öncesi dönemde Plazma ve LCD televizyon, uydu sistemleri, tekstil ürünleri gibi ürünler başta olmak üzere birçok ürün gamında satışların yüksek oranlarda arttığı görünüyor. Turnuva başladığında yüksek oranlı artışlara gazlı ve alkollü içeceklerin de katılacağı kuşkusuz. Bir önemli hareketlilikte turizm sektöründe yaşanıyor. Bu dönemde spor turizmiyle de ciddi ekonomik faydalar yaratılıyor.
Ülke ekonomimize 300 milyon Euro’luk katkı sağlayacağı tahmin edilen EURO 2008’de bu rakamı çeyrek final, yarı final ve final oynayarak katlayabiliriz. Enflasyonumuzda, borsamızda olumlu etkiler yaratabilecek bu organizasyonda, ülkemiz üreticileri ve markaları da çalışmalarıyla bu fırsattan payını alabilirler. Ayrıca ülkemizin gerek ekonomik gerek siyasi ve gerekse askeri alanlarda sıkıntılı bir dönemde olması, EURO 2008’deki başarılarla birlikte ülkemizde yerini geçici bir süre de olsa mutluluğa bırakabilecektir.
26 Aralık 2007 Çarşamba
PAZARLAMADA ULUSALCILIK(MİLLİYETÇİLİK)
Ulusalcılık, günümüzün her alanında kendini göstermektedir. Siyasetin içerisinde, sporun içerisinde, iletişimde, tarihte, heryerde... Herhangi bir unsur önem kazanırda pazarlama bu olgudan uzak kalır mı? Elbette kalmaz. Tabii bu yalnızca pazarlamanın gündemi herzaman sıkı sıkıya takibinden değil, ulusalcılığın yapısından da kaynaklanmakta.
Ulusalcılığın tarihsel olarak ilk doğuşu insanların bir arada topluluk olarak millet-ulus niteliği kazanması ile 18. 19. yüz yıllarda gerçekleşmiştir. Bu dönemlerde yaşanan Amerikan ve Fransız devrimleri sahip oldukları eşitlik, özgürlük, halk egemenliği gibi olgularla ulusalcığın temelini oluşturmuşlardır. 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başları arasındaki bu süreçte halk, ortak ideallerine, ortak dillerine, yaşadıkları topraklara, gelenek ve göreneklerine bağlanmışlardır. Bu bağlanmayla beraber her ulus kendine has semboller geliştirmiş ve bunları kendilerini ifade biçimi olarak kabullenmişlerdir. Bu sembollere işaretlere bağlanmakta bir kimlik yaratmıştır. İşte bu kimliğe yönelme halkı harekete geçirme gücüne sahiptir.(Yrd. Doç. Dr. Kemal YAKUT Kapitalizm, Sosyalizm ve Milliyetçiliğin Ortaya Çıkması syf.102) Pazarlamacılar için de işte işin bu kısmı öne çıkıyor: halkı harekete geçirme gücü!
Ulusalcılığın pazarlamada kullanımında ürününü direkt olarak ulusalcılık üstüne konumlandırma yanı sıra çoğunlukla kullanımı çeşitli dönemlerde bu duygudan yararlanma şeklinde oluyor. Ürünü ulusalcılık üstüne konumlandırmak gerçekten büyük bir yüreklilik ve cesaret işi. Aslında ulusalcılığın kullanımı direk bir bıçak sırtı durumu. Çünkü ulusalcılık akla değil duygulara hitap ediyor.
bunu zaten vurguluyor ve kabulleniyor. Ancak reklam kampanyalarında bu tutumdan yavaş yavaş çekildi. Çünkü milliyetçilik üstüne yapılan stratejiler belirttiğim gibi çok büyük riskler içeriyor. Peki nasıl uzaklaştı Cola Turca bu reklamlardan, öncelikle yurtta sulh cihanda sulh sloganı içeren bir milliyetçi reklam daha ama burda bir kafa tutuş yoktu, ortak amac söz konusuydu. Sonrasında ise artık oturmuş bir marka olmasının da gerekliliğiyle, rakiplerinin reklam kampanyalarına benzer reklamlarla piyada var olmaya başladılar. Serinletmeyi vurgulayan, her sofrada olması gerektiğini vurgulayan ve promosyonlarını anlatan reklamlar. Ancak Cola Turca halen milliyetçilik duygusuna sahip bir marka. Üreticisi Ülker'de bu çizgide zaman zaman yerini alıyor zaten. Milli takımlar ana sponsorlukları gibi.Milli takımlar ana sponsorluğu da demişken, ulusalcılığın(milliyetçiliğin) daha çok öne çıktığı durumlar nelerdir onlara bakalım:
2- Milli gün ve bayramlar
3- Uluslar arası Spor Organizasyonları
4- Uluslar arası Antlaşmalar ve alınan kararlar
5- Markanın Milli Marka kabulü
6- Olumlu ülke algısı
7- Yalnız ulusal pazarda faaliyet
4- Uluslararası Antlaşmalar ve Alınan Kararlar
Gittikçe sınırların kalktığı ve hızla küreselleşen dünyamızda uluslar arası antlaşma ve kararlarda etkili olmaktadır. Bir devletin başka bir ülkeye karşı aldığı bir karar tüketiciyi de direkt olarak etkilemekte ve satın alma kararlarını etkilemektedir. Ülkemizde de bu tür sorunlarla sık sık karşılaşmaktayız. Ermeni soykırımını kabul eden ülke ürünlerine karşı bir tepki, AB üyeliğimize destek vermeyen ülke ürünlerine karşı bir tepki sürekli gündeme gelen ve bildiğimiz konulardır. Bu işletmeler bu gibi durumlarda bu kimliklerinden biraz daha sıyrılıp, faaliyet gösterdiği ülkedeki yatırımlarını ve katkılarını ön plana sürerek, bu tepkilerden etkilenme oranlarını minimize etme çabalarına girmektedirler. Bu gibi durumlarda ülkeye verdikleri vergilerden sağladıkları istihdam olanaklarından ve sosyal sorumluluk kapsamında yaptıkları faaliyetlerden bahsederek faaliyet gösterdikleri ulusun menfaatlerini koruduklarını vurgulama çabasını içerisine girmekteler.
Ayrıca ülkenizi markanızda sürekli vurguluyorsanız, markanıza karşı oluşacak olan ilk algı ülkeye karşı var olan mevcut algı olacaktır. Ülkemizde Amerikan bayrağı veya sembolleri taşıyan ürünler bazı kesimler tarafından beğenilmekte ve kullanılmaktadır. Bu ülkemizdeki Amerika’ya karşı olumlu algıları olan tüketici grubunun davranışlarını gösterir. Hatta bu noktada Washington Portakalından bahsetmekte gerekir. Aslında Washingtonla hiç bir alakası olmayan portakallara bu ismin verilmesi bu algıdan kaynaklanıyor. Bu konuda maalesef ülkemiz dezavantajlıdır. Türkiye denildiğinde yabancıların aklına ilk gelen şeyler terör, kargaşa tarzı öğelerdir. Bu konuda çeşitli çalışmalar vardır. Global Market Insite (GMI) şirketi için Anholt National Brand Index'in yapmış olduğu son araştırma dünyada en olumsuz imaja sahip ülkeler sıralamasında İsrail’in ardından en kötü imaja sahip ülke olarak Türkiye gelmektedir. 36 ülke arasında gerçekleştirilen bu çalışmada çeşitli alanlarda ülkemiz 4-5 basamak üst sıralara çıkabilse de(yönetim ve turizm çekiciliği gibi konular) genel algıda sondan ikinci sıradadır. Bu durumda Türkiye ismini vurgulayarak yapılacak uluslar arası bir çalışma kısa dönemde çok başarılı olamayacaktır.
Merak edenler http://www.bturk.com.tr/ adresinden hem bu manifestoya hem de ürün dizaynlarına ulaşabilir. Ürünlerinde kullanılan tüm öğeler Türklerin zengin kültürlerini sembolize ediyor. Göktürklerden Mevlanaya, Laleden İstanbul temalarına bir çok Türklük sembolü kullanılıyor. Hedefleride hem ulusal hem de uluslararası başarı. Çok cesur bir girişim. Ülke algımızın olumsuzluğunda zor bir başarı yolu var. Ancak benimde isteğim başarı göstermeleri. Belki ülke algımıza olumlu katkıları bile olabilir. İsteğimizde bu yönde zaten. 
