Bu Blogda Ara

milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2013 Salı

Başınızı Dik Tutan Marka: SOLOTÜRK


Sesten daha hızlı hareket ederken biranda havada asılı kaldığına şahitlik edebilirsin… Gökyüzünden döne döne yerküreye düşerken, kalp atışlarının iyice hızlandığı anda dikilen burnu ardından Ay-Yıldız göğsü ile selam eder sana… Her karşılaştığında tüylerini diken diken edebilme yeteneğine sahip bu markanın adı; SOLOTÜRK

2013 gösteri sezonu ile birlikte 3. gösteri sezonuna merhaba diyecek olan SOLOTÜRK; Türk Hava Kuvvetleri’nin 100.yılı etkinleri kapsamında doğan ve F-16 uçağı ile gerçekleştirilen hava akrobasisidir. SOLOTÜRK nedir, nasıl olunur, nasıl kuruldu, neler yapar ve kimler yapar gibi meraklarınıza cevap bulabileceğiniz küçük bir röportaja buradan, biraz daha detay röportaja da buradan ulaşabilirsiniz. Biz, mecramız doğası logosundan & tasarımından bahsedelim…

Logosuna ve uçak tasarımına imza atan Murat Dorkip, altın, gümüş, beyaz ve siyah renklerine yer vermiş çalışmasında. Elbette Türk Hava Kuvvetleri’nin sembolü kartal yanı sıra Ay-Yıldız da yerini almış. Altın rengi ile sunulan Ay-Yıldız ile Türk Milletinin bayrağına ve bayrağının temsil ettiği manaya verilen değer gösterilmek istenmiş. Uçağın üstünde yer alan gümüş yıldız ile ise Türk Hava Kuvvetleri’nin 21. yüzyılın yıldızı olma ideali simgelenmiş. SOLOTÜRK uçarken kanadının üzerinde görülecek olan mat siyah üzerine parlak siyah renkte yerleştirilmiş kartalın, havacıların ruhundaki özgürlüğü ve kararlılığı simgelediği; uçağın burun kısmına doğru uzanan siyah ve gri çapraz çizgilerin ise havacıların hızlı düşünme ve karar verme, sürekli ilerleme ve sınır tanımama gibi niteliklerini betimlediği belirtilmiş. Bahsedilen tasarım özetle, Türk Hava Kuvvetleri Çağıyla Yarışıyor sloganının somutlaştırılmış ifadesi olarak betimlenmiş.

10 Aralık 2010 Cuma

12-18 Aralık ........ Haftası

Çocukluğumda özlemle beklediğimiz haftaydı o. Çok net hatırlıyorum. Bu sene acaba ben ne getireceğim sınıfa diye merak eder, inşallah ben fındık getiririm derdim. Yanlış hatırlamıyorsam 2002 yılından bugüne kutlamadığımız Yeli Malı Haftasından bahsediyorum. Daha doğrusu tam adı ile “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası”.

Artık neden eskisi gibi kutlanmadığının sosyolojik, toplumsal veya siyasi açılardan değerlendirmesini bir kenara bırakıyorum. Bu pencerelerden dipsiz kuyu zaten ama pazarlamasal olarak neden kullanılmadığı konusu uzun zamanlardır beynimi meşgul ediyor.

Özellikle günümüzde gelinen global piyasa ortamında; etrafımızın uluslar arası markalarla sarıldığı bir pazarda, yerli markalarımız bu haftayı neden fırsata çevirmez veya çeviremez anlamakta güçlük çekiyorum. Belki cevap bu durumu yadırgadığım üstteki cümlemde gizlidir kendilerince: “piyasaların globalleşmesi” ile. Ancak bu savın çok sığ bir bakış açısı taşıdığına inanıyorum.

Bugün 20-25 yaş üstü bireylerde, giriş cümlemdeki heyecanını yaşayan ve hatırlayan bir çok tüketici olduğunu düşünüyorum. Ama bu tüketicilerin birçoğu bugün yerli malı haftasının hangi hafta kutlandığını dahi hatırlamıyordur. Belki en fazla Aralık ayı içerisinde olduğunu hatırlatırlar. Oysa yerli markalarımız, bu geçmişteki yaşadığımız coşku ve mutluluğu bizlere hatırlatabilse ve bu hafta ile bağlantılı fayda sunabilse, karşılıklı getirisi oldukça yüksek bir pazarlama haftasına da dönüşebilir yerli malı haftası. Ne tarz uygulamalar olabilir üstünde düşünüldükçe çok çeşitli uygulamalar bulabilmek mümkün kuşkusuz. Bunu ziyadesiyle başarabilecek pazarlamacılarımız, pazarlama yöneticilerimiz de oldukça fazla ayrıca. Ama buna rağmen ne çevremde yaptığım izlenimlerde ne de internetten yaptığım taramalarda bu haftayı faydaya dönüştüren bir marka ile karşılaşamıyorum maalesef.

Ümitliyim.. Küçüklüğümün en keyifli haftalarından olan yerli malı haftası, önümüzdeki yıllarda yerli markalarımız (hatta yabancı markalarımızca da çok güzel bir şekilde kullanılabilir) için bir nimet haftası olacak; bizler ise geçmişteki yaşadığımız o coşkuyu tekrar hatırlayacak; çocuklarımızın da aynı coşkuları yaşadığına şahitlik edeceğiz. Belki ellerimizde fındık, portakal, mandalina ile okulda buluşup hep beraber yemeyeceğiz ama yaşasın yerli malı diyeceğiz. Tutumlu olmayı yeni nesillerimize bir kez daha hem de toplumca anlatabileceğiz. İndirim kampanyalarına, sosyal sorumluluk kampanyalarına, reklam kampanyalarına ve birçok mecraya konu olacak “yerli malı haftası”.

Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı. 12-18 Aralık “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” hepimize kutlu olsun.

Not: Bu yazımı yazıp tamamladığımda, henüz bloğumda yayınlamadan Sabri Özel’den mesaj aldım: (Sabri Özel 41. Yılını “Yerli Malı Haftası”na özel %41+4 taksit kampanyası ile kutluyor. 10-19 tarihlerinde geçerli bu fırsatı kaçırmayın.) Teşekkürler Sabri Özel…

25 Haziran 2008 Çarşamba

Futbol Sadece Futbol Değildir: Aynı Zamanda Pazarlamadır!!!

Alman milli takım teknik direktörü Löw: Türkler çok farklı.

Alman milli takım kalecisi Lehmann: Türkiye büyük bir millet.

Alman milli takım kaptanı: Türklere şapka çıkartıyorum.

Hırvatistan milli takım teknik direktörü Bilic: Hem kaliteleri var hem de başka birşey var. O yalnızca Türkler'de var onun ne olduğunu tarif edemiyorum, anlayamıyorum.

Yunanistan Futbol Federasyonu Başkanı Vassilis Gagatsis: Euro2008’de bundan sonra sonuç ne olursa olsun turnuvanın galibi Türkiye’dir.

The Daily Telegrnaph: Türkler yenilgi bilmiyor.

The Times: Türkiye takım değil fenomen.

ESPN: Türkler'in gücünü, cesaretini ve yorulmazlığını selamlıyoruz.

Bu ifadeler son 20 gün içerisinde Türkiye adının geçtiği yorumlardan sadece çok küçük bir bölümü. Euro2008 başladığından beri, özellikle ikinci maçlarla birlikte tüm Avrupa hatta Dünya Türkiye’yi konuşuyor. Türk milli takımının gösterdiği başarı ülkemizle birlikte, Türklerin yoğun yaşadıkları ülkelerde, Avrupa ülkelerinde, Bosna Hersek, Makedonya, BAE, Türkî Cumhuriyetler, Uzakdoğu, Amerika gibi sıkı bağlarımız olan ülkelerde çok büyük yankı buluyor ve sevinç uyandırıyor. Tüm Dünya halkıyla beraber, ülke yöneticileri, ülkelerin önde gelenleri ve ülke halklarının hepsinin ağzında Türkiye var.

Futbolda yaşanan bu başarı kuşkusuz futbolla sınırlı kalmıyor, ekonomimize, ülke moralimize ve belki en önemlisi olumlu ülke algımıza ve Türkiye markasına çok büyük katkılar sağlıyor. “Euro2008 Ekonomisi” yazımda bu turnuvaya katılarak büyük artılara şimdiden kavuştuğumuzu ancak turları başarıyla geçersek bunun katlanarak artacağını söylemiştim. Turlar öylesine mucizevi geçildi ki etki çok çok daha büyük.

Ülkemizde de şu günlerde herkes pek şen pek mutlu; ne enflasyon konuşuluyor, ne işsizlik ne kapatma davası ne türban. Ayrıca reklamların nerdeyse tamamı Türk milli takımı üstüne kurulu. Herkes bu başarıdan kendisine bir pay çıkarmanın peşinde. Ancak burada firmaların/markaların biraz kısır kaldığını düşünüyorum. Turnuva öncesi hazırladıkları reklam filmlerini, bu muhteşem maçlar ve turlar geçilmesine rağmen aynen sunuyorlar. Yeni bir reklam filmi çekme zahmetinde bulunmuyorlar. Sanırım kaynaklarını turnuva sonrasına saklıyorlar.

Bir tebrikte Times başyazarı Barnes’e. Barnes şampiyona öncesi şu ifadeleri kullanmıştı: "Çılgın bir macera yaşamak istiyorsanız, Ay-Yıldızlılar'ın peşinden gidin" Şampiyonaya katılamayan İngiltere halkını Türk milli takımını tutmaya teşvik ediyordu ve sanki içine doğmuş gibi “çılgın bir macera” tabirini kullanıyordu. Ayrıca bu yazısında futbolun ülke markasına katkısının nasıl olabileceğine güzel bir örnek daha veriyordu Barnes: “Sporda olduğu kadar yemekleri, içkileri, doğası ve sıradan olanı muhteşem yapan küçük gariplikleriyle Türkiye’yi destekliyorum.” Gördüğümüz gibi bir ülkenin herhangi bir alandaki başarısından bahsedilirken yalnızca o başarıyla sınırlı kalınmıyor, ülke hakkında genel bir bilgi ve daha önemlisi olumlu yanları da sıralanıyor. Turnuva sonrası bu tarz yazıların çoğalacağına eminim. Özellikle de Barnes sanırım şimdiden ben demiştim demeye başlamıştır bile.

Milli takım hocamız Terim, bu başarıya mucize diyenlere güldüğünü belirtmiş ve mucizelere inanmadığını söylemiş. Sanırım başarının şans faktörüne fazlasıyla bağlanıp futbolcuların ve kendisinin başarısının görülmemesinden tedirgin olmuş Sayın Terim. Ancak mucize kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılıkları şöyle: “İnsanları hayran bırakan, tabiatüstü sayılan olay”, “İnsan aklının alamayacağı olay”, “Olağanüstü, şaşırtıcı”. Sanırım üst üste üç maçın geriden gelerek çevrilişi ve bunun son dakikalarda olması bu tanımlara uyuyor. Tabii gerçek olan da bunu futbolcuların ve Fatih Terim’in gerçekleştirmiş olması. Bir mucize var ve bunu yaratanlar.

Sonuç olarak ne olursa olsun muhteşem bir başarı ve inanılmaz bir Türkiye reklamı var. Euro2008 ile Türkiye markası değerine çok önemli artılar kattı. Bunun meyvelerini uzun süre alırız umarım ve bu süreci turnuva sonrasında da iyi ve doğru yönetiriz.

Muhteşem serüvenin bugün ki ayağındaki Almanya maçında milli takımıza başarılar… Yeni bir coşku bizi bekliyordur umarım…

22 Mayıs 2008 Perşembe

EURO 2008 Ekonomisi

Uluslar arası spor organizasyonlarının en büyüklerinden, en çok takip edilenlerinden biri olan Avrupa Futbol Şampiyonası dört sene aradan sonra bu sene İsviçre- Avusturya ev sahipliğinde 7 Haziran’da başlayacak ve 29 Haziran tarihindeki finalle son bulacak. 23 gün sürecek bu dev organizasyonda başta turnuvada yer alacak ülkeler olmak üzere tüm Avrupa’nın hatta Dünya’nın gözü burada olacak. Spora olan yüksek ilgi özellikle futbola olan bağlılık bu tür organizasyonların yüksek ilgi görmesine sebep oluyor. Bu denli ilgi gören ortamlardan da yararlanabilmek adına markalar ve pazarlamacılarda harekete geçiyor.

Markaların bilinirliklerini artırdıkları en iyi mecralardan biri kuşkusuz spor organizasyonları ve spor sponsorlukları. En bilindik markaları en bilindik kulüplerle birlikte , en önemli organizasyonlarda görüyoruz. Nike, Adidas, Puma gibi spor ürünleri markalarının yanı sıra, Canon, Hyundai, Vodafone, Coca-Cola,Pepsi, Carsberg, MasterCard gibi çok çeşitli faaliyet alanlarındaki markalarla da bu mecralarda karşılaşıyoruz. Kuşkusuz son derece yüksek ilgi ve takibin olduğu bu organizasyonda yer almanın önemi tartışılmaz

Ekonomik boyutlarına baktığımızda durumu daha iyi kavrayabiliyoruz. MasterCard’ın spor ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Simon Chadwick’e yaptırdığı araştırmaya göre, EURO 2008, Avrupa ekonomisine 1.4 milyar Euro katkı sağlayacak. Araştırmada Türkiye’nin oynayacağı her bir maçın değerinin de 42 milyon Euro olduğu belirtilmiş. Bu verilerin dışında bu organizasyondaki sportif başarılar o ülke ekonomisinde ciddi değişiklikler yapıyor. Başarılı olan ülkelerde ekonomi ciddi anlamda düzelme sinyalleri veriyor, enflasyonun düşmesi, borsanın değerlenmesi gibi sonuçlar çıkıyor. Aynı şekilde başarısız olan ülkelerde de ters yönlü beklentiler mevcut.

Ekonomik gelirlerin bu denli yüksek olduğu ortamda sponsor markalar da ciddi yatırımlar yapıyorlar ve bu nedenle organizasyonda karar vericiler olarak yer alıyorlar. Çok ciddi anlaşmalarda ülke takımlarının oyuncu seçimlerine dahi karıştıklarını biliyoruz. 2006 Dünya Kupasında Nike’ın Ronaldo’nun sakatta olsa final maçında oynatılması yönünde ciddi baskı yaptığı konusunda haberler okumuştuk. Sponsor olduğu ve büyük yatırımlar kaptığı kişinin sahada olmaması elbette yatırımların çöpe gitmesi olarak sonuçlanabilirdi.

Pek tabii, yalnızca bu organizasyonda sponsor olarak yer alan markalar bu fırsatı değerlendirmiyor. Bu günlerde reklamlarda sıklıkla EURO 2008 ile ilgili çalışmalarla karşılaşıyoruz. Bu organizasyon için çeşitli kampanyalar yapılarak buradaki ekonomiden herkes payını almaya çalışıyor. Yine verilere bakıldığında EURO 2008 öncesi dönemde Plazma ve LCD televizyon, uydu sistemleri, tekstil ürünleri gibi ürünler başta olmak üzere birçok ürün gamında satışların yüksek oranlarda arttığı görünüyor. Turnuva başladığında yüksek oranlı artışlara gazlı ve alkollü içeceklerin de katılacağı kuşkusuz. Bir önemli hareketlilikte turizm sektöründe yaşanıyor. Bu dönemde spor turizmiyle de ciddi ekonomik faydalar yaratılıyor.

Ülke ekonomimize 300 milyon Euro’luk katkı sağlayacağı tahmin edilen EURO 2008’de bu rakamı çeyrek final, yarı final ve final oynayarak katlayabiliriz. Enflasyonumuzda, borsamızda olumlu etkiler yaratabilecek bu organizasyonda, ülkemiz üreticileri ve markaları da çalışmalarıyla bu fırsattan payını alabilirler. Ayrıca ülkemizin gerek ekonomik gerek siyasi ve gerekse askeri alanlarda sıkıntılı bir dönemde olması, EURO 2008’deki başarılarla birlikte ülkemizde yerini geçici bir süre de olsa mutluluğa bırakabilecektir.

HAYDİ TÜRKİYE, KALBİMİZ SENİNLE...

26 Aralık 2007 Çarşamba

PAZARLAMADA ULUSALCILIK(MİLLİYETÇİLİK)

Son zamanlardaki terör olaylarıyları ve milli takım gündemliliği nedeniyle tekrar gün yüzüne çıkan milliyetçilik duyguları ve uygulamaları nedeni ile bende bu konuda birşeyler yazmak istedim. Şunuda belirtiyimki yazı içerisinde zaman zaman milliyetçilik olarak kimi zamanda ulusalcılık olarak bahsedeceğim. Çünkü ikisininde tamamiyle aynı anlam taşıdığını herhangi bir nüans farkı olmadığıa inanıyorum.

Ulusalcılık, günümüzün her alanında kendini göstermektedir. Siyasetin içerisinde, sporun içerisinde, iletişimde, tarihte, heryerde... Herhangi bir unsur önem kazanırda pazarlama bu olgudan uzak kalır mı? Elbette kalmaz. Tabii bu yalnızca pazarlamanın gündemi herzaman sıkı sıkıya takibinden değil, ulusalcılığın yapısından da kaynaklanmakta.

Ulusalcılığın tarihsel olarak ilk doğuşu insanların bir arada topluluk olarak millet-ulus niteliği kazanması ile 18. 19. yüz yıllarda gerçekleşmiştir. Bu dönemlerde yaşanan Amerikan ve Fransız devrimleri sahip oldukları eşitlik, özgürlük, halk egemenliği gibi olgularla ulusalcığın temelini oluşturmuşlardır. 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başları arasındaki bu süreçte halk, ortak ideallerine, ortak dillerine, yaşadıkları topraklara, gelenek ve göreneklerine bağlanmışlardır. Bu bağlanmayla beraber her ulus kendine has semboller geliştirmiş ve bunları kendilerini ifade biçimi olarak kabullenmişlerdir. Bu sembollere işaretlere bağlanmakta bir kimlik yaratmıştır. İşte bu kimliğe yönelme halkı harekete geçirme gücüne sahiptir.(Yrd. Doç. Dr. Kemal YAKUT Kapitalizm, Sosyalizm ve Milliyetçiliğin Ortaya Çıkması syf.102) Pazarlamacılar için de işte işin bu kısmı öne çıkıyor: halkı harekete geçirme gücü!

Ulusalcılığın pazarlamada kullanımında ürününü direkt olarak ulusalcılık üstüne konumlandırma yanı sıra çoğunlukla kullanımı çeşitli dönemlerde bu duygudan yararlanma şeklinde oluyor. Ürünü ulusalcılık üstüne konumlandırmak gerçekten büyük bir yüreklilik ve cesaret işi. Aslında ulusalcılığın kullanımı direk bir bıçak sırtı durumu. Çünkü ulusalcılık akla değil duygulara hitap ediyor.

Ürününüzü milliyetçilik duygusu üzerine konumlandırdığınızda bir kere baştan pazarınızı kısıtlamış oluyorsunuz. Hele bunu markanızla da pekiştirdiyseniz uluslararası arena sizin için kolay kolay pazar olamaz hale geliyor. Bir de bunu ülkemiz açısından değerlendirirsek, ülkemizin sınırdışındaki algısından dolayı ülkemizdeki ulusal konumlandırma yapmış markaların uluslararası başarı şansını sıfıra yakın bir yerlerde görüyorum. Bunlardan bahsederken aklınızda bir Türk markası oluştuğuna inanıyorum. Milliyetçilik duygusunu çok başarılı kullanmış ve ülkemizde başarılı olmuş bir marka: COLA TURCA...

Cola Turca'nın ilk reklamları halen daha zihinlerdeki yerini koruyor. Chevy Chese ile başlayan ve tüm Amerikayı Türkleştiren reklamlar çok sevilmiş ve Cola Turka'ya belkide beklentilerinin üstünde bir pazar payı sunmuştu. En büyük rakip hatta rakipler Amerikalıydı bu yüzden kafa tutulacak birisi varsa onlar Amerikalılar olmalıydı. Çok başarılı olan bu kampanya zamanla yumuşatıldı. Elbette Cola Turkanın özünde ulusalcılık var. İsmiyle, rengiyle bunu zaten vurguluyor ve kabulleniyor. Ancak reklam kampanyalarında bu tutumdan yavaş yavaş çekildi. Çünkü milliyetçilik üstüne yapılan stratejiler belirttiğim gibi çok büyük riskler içeriyor. Peki nasıl uzaklaştı Cola Turca bu reklamlardan, öncelikle yurtta sulh cihanda sulh sloganı içeren bir milliyetçi reklam daha ama burda bir kafa tutuş yoktu, ortak amac söz konusuydu. Sonrasında ise artık oturmuş bir marka olmasının da gerekliliğiyle, rakiplerinin reklam kampanyalarına benzer reklamlarla piyada var olmaya başladılar. Serinletmeyi vurgulayan, her sofrada olması gerektiğini vurgulayan ve promosyonlarını anlatan reklamlar. Ancak Cola Turca halen milliyetçilik duygusuna sahip bir marka. Üreticisi Ülker'de bu çizgide zaman zaman yerini alıyor zaten. Milli takımlar ana sponsorlukları gibi.

Milli takımlar ana sponsorluğu da demişken, ulusalcılığın(milliyetçiliğin) daha çok öne çıktığı durumlar nelerdir onlara bakalım:

1- Ülkeye karşı dış tehditler ve terör faaliyetleri
2- Milli gün ve bayramlar
3- Uluslar arası Spor Organizasyonları
4- Uluslar arası Antlaşmalar ve alınan kararlar
5- Markanın Milli Marka kabulü
6- Olumlu ülke algısı
7- Yalnız ulusal pazarda faaliyet

1-Ülkeye Karşı Dış Tehditler ve Terör Faaliyetleri

Ülkenin içinde bulunduğu durumda uluslar arası bir savaş tehdidi veya ülke içi terör faaliyetleri mevcutsa, ülke halkı milli duygularına daha sıkı sıkıya bağlanmakta ve ulusal konularda daha duyarlı olmaktalar. Bu süreç içerisinde nerdeyse işletmelerin tamamı ulusçuluklarını su yüzüne çıkartıyor ve tüm markalar ulusalcı bir özelliğe bürünüyorlar.

Bunun en güzel örneğini de ülkemizde yaşıyoruz. Yaklaşık 20 yıldır terörle mücadele içerisinde olan ülkemiz zaman zamanda komşu ülkelerle çeşitli mücadeleler içerisine girmekteler. Dediğimiz gibi 20 yıllık terör mücadelesi ulusal düşünceyi daha güçlü hissetmemize sebep oluyor. Elbette bu 20 yılın her anında aynı şiddette olmuyor. Verilen kayıpların sıklaştığı ve çoklaştığı dönemlerde daha yoğun hissedilmesine sebep oluyor ve işletmelerin ulusalcı reklam kampanyaları da genellikle bu dönemde gün yüzüne çıkıyor.

Bunun en yakın örneği Gabar Dağı’nda verdiğimiz şehitler sonrası nerdeyse tüm işletmelerin iletişim araçlarındaki acıyı paylaşan reklamları ve duyurumlar. Elbette bu sosyal sorumluluk içerisinde de yerini alır. İşletme ulusal veya uluslar arası olsun, faaliyet gösterdiği ülkedeki halkı derinden etkileyen her türlü olaya karşı duyarlı olmak zorundadır. Ancak ulusal firmalar bunu ulusalcılıklarını vurgulayarak belirtiyorlar. Örneğin “Türkiye Cumhuriyeti’nin lokomotif bankası, tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor” tarzında verilen mesaj. Hem acıyı paylaştığını vurgularken hem de ulusalcılığını ön plana çıkarıyor.

2- Milli Gün ve Bayramlar

Her ülkenin kendi tarihine, kültürüne, dinine ait çeşitli milli gün ve bayramları bulunmaktadır. Bu günlerde yine toplumun milli duygularını daha yoğun hissettikleri özel günlerdir. İşletmeler bugünlere karşı duyarsız kalamazlar ve bu günlerde kutlama mesajları, hislerin paylaşıldığını ifade etme ihtiyacı taşır ve uygularlar. Örneğin her zaman Atatürk’ün kurduğu banka olarak övünen İş Bank bugünlere özel reklam çalışmaları yapar ve ulusal unsurları olabildiğine kullanır.
3-Uluslararası Spor Organizasyonları

Uluslar arası spor organizasyonları çağımızın en büyük organizasyonlarını oluşturur. En çok kitlenin ilgisinin üzerinde olduğu organizasyonlardır. Dolayısıyla işletmeler bu organizasyonlara büyük önem verirler ve bu organizasyon içerisinde yer almak isterler. Ulusları rekabet ortamında bir araya getiren organizasyonlar olduklarından ulusalcılık öğesinin kullanılması vazgeçilmez bir araç olmaktadır. Bunun en güzel yakın örnekleri, Turkcell, Ülker ve Alpet reklamları. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yolunda mücadele eden futbol milli takımıza sponsorluklar sağlamış ve reklam kampanyalarıyla da yanlarında olduklarını vurgulamışlardır. Turkcell’in tüm ulusun milli takımla sahada yer alan reklamı, Alpet’in Türk olan Mehmet Aurelio’ya istiklal marşını söyletmesi ve Opet çalışanlarıyla beraber milli marşta hazır ol şeklinde durmaları ulusal duyguları üst düzeye çıkarmıştır. Opet reklamı ulusalcılığın çok tehlikeli bir araç olduğunu belirttiğimizde ki gibi çok büyük tepkiler de çekmiş hatta RTÜK tarafından yayından kaldırılmasına varan bir süreç işlemiştir. Tabii bu reklamların şehit verdiğimiz günlerde yoğunlaşması da tesadüf değildir.

4- Uluslararası Antlaşmalar ve Alınan Kararlar

Gittikçe sınırların kalktığı ve hızla küreselleşen dünyamızda uluslar arası antlaşma ve kararlarda etkili olmaktadır. Bir devletin başka bir ülkeye karşı aldığı bir karar tüketiciyi de direkt olarak etkilemekte ve satın alma kararlarını etkilemektedir. Ülkemizde de bu tür sorunlarla sık sık karşılaşmaktayız. Ermeni soykırımını kabul eden ülke ürünlerine karşı bir tepki, AB üyeliğimize destek vermeyen ülke ürünlerine karşı bir tepki sürekli gündeme gelen ve bildiğimiz konulardır. Bu işletmeler bu gibi durumlarda bu kimliklerinden biraz daha sıyrılıp, faaliyet gösterdiği ülkedeki yatırımlarını ve katkılarını ön plana sürerek, bu tepkilerden etkilenme oranlarını minimize etme çabalarına girmektedirler. Bu gibi durumlarda ülkeye verdikleri vergilerden sağladıkları istihdam olanaklarından ve sosyal sorumluluk kapsamında yaptıkları faaliyetlerden bahsederek faaliyet gösterdikleri ulusun menfaatlerini koruduklarını vurgulama çabasını içerisine girmekteler.
5-Markanın Milli Marka Kabulü

Hemen hemen her marka ulusal kimliğe zaman zaman bürünse de bazı markalar zamanla “milli marka” sıfatı kazanarak daha özel bir anlam taşımaya başlıyorlar. Bu o markanın geçmiş, faaliyetler ve halkın algısıyla gerçekleşen bir durum. Örneğin Fransa’da Danone’nin satışı gündeme geldiğinde halk ayaklanmış ve bunun gerçekleşemeyeceğini belirterek yürüyüşler yapmışlardır. Konuya ülke cumhurbaşkanı bile girmiş ve bu türlü ulusa mal olmuş markaların satışının dış kaynaklara gerçekleştirilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Aynı konu ülkemizde Tüpraş ve Erdemir’in özelleştirilmelerinde de gündeme gelmiş ve büyük bir kısım bu işletmelerin yabancı kaynaklara satımını ülkeyi satma boyutunda olduğunu iddia edecek noktalara kadar taşımıştır.
6-Olumlu Ülke Algısı
Markanızı ulusalcılık üstüne konumlandırıyorsunuz veya zaman zaman bu değeri taşıdığınızı belirten reklam kampanyaları yapıyorsunuz. Ancak buradaki bir gerçekte günümüzde artık pazarların uluslar arası hale geldiği gerçeğidir. Cola Turka reklamlarını Amerika’da yayınladığınızda bir başarı beklemek herhalde çılgınlık olacaktır.

Ayrıca ülkenizi markanızda sürekli vurguluyorsanız, markanıza karşı oluşacak olan ilk algı ülkeye karşı var olan mevcut algı olacaktır. Ülkemizde Amerikan bayrağı veya sembolleri taşıyan ürünler bazı kesimler tarafından beğenilmekte ve kullanılmaktadır. Bu ülkemizdeki Amerika’ya karşı olumlu algıları olan tüketici grubunun davranışlarını gösterir. Hatta bu noktada Washington Portakalından bahsetmekte gerekir. Aslında Washingtonla hiç bir alakası olmayan portakallara bu ismin verilmesi bu algıdan kaynaklanıyor. Bu konuda maalesef ülkemiz dezavantajlıdır. Türkiye denildiğinde yabancıların aklına ilk gelen şeyler terör, kargaşa tarzı öğelerdir. Bu konuda çeşitli çalışmalar vardır. Global Market Insite (GMI) şirketi için Anholt National Brand Index'in yapmış olduğu son araştırma dünyada en olumsuz imaja sahip ülkeler sıralamasında İsrail’in ardından en kötü imaja sahip ülke olarak Türkiye gelmektedir. 36 ülke arasında gerçekleştirilen bu çalışmada çeşitli alanlarda ülkemiz 4-5 basamak üst sıralara çıkabilse de(yönetim ve turizm çekiciliği gibi konular) genel algıda sondan ikinci sıradadır. Bu durumda Türkiye ismini vurgulayarak yapılacak uluslar arası bir çalışma kısa dönemde çok başarılı olamayacaktır.
7- Yalnız Ulusal Pazarda Faaliyet
Elbette işletmeniz sadece ülke sınırları arasında faaliyet gösteriyorsa ulusalcılığı kullanma olumsuz koşullar riskini biraz daha azaltmakta. Tabi bundan kasıt genellikle biraz daha uluslar arası faaliyet alanı kısıtlı olan işletmeler. Örneğin bankacılık finans. Özellikle ülkemizde bir bankanın kolay kolay yurtdışında faaliyet geçmesi beklenemez. (Bunu Garanti Bankası Romanya’da faaliyete başlayarak bir nebze gerçekleştirdi ancak bununda garantinin yabancı ortaklığının ardından olduğunu unutmamak gerek) Bu yüzden iş bankası sürekli Atatürkçülüğünü vurguluyor. Veyahut CNNTürk’de faaliyet alanı Türkiye olduğundan Türk ismini kullanmakta. Turkcell de aynı şekilde faaliyeti Türkiye olduğu için Turkcell. Aynı hizmeti Azerbaycan’da vermeye başladığında adını Azercell olarak değiştirerek faaliyet başlıyorlar. Doritosda aynı şekilde sadece ülkemize özel olarak Doritos A la Turca ürününü piyasaya çıkarıyor.
Görüldüğü gibi kimi durumlarda milliyetçilk duygularının kullanımı biraz daha ön plana çıkıyor. Ancak bu durumların her biri birbiriyle ilişkili. Buradaki esas faaliyetin boyutları ve hedef kitle. Çok olumlu ülke algısıda olsa ülke menşeini markasında kullanan dev bir şirket göremiyoruz. Bunu kullanlarda saklama yoluna gidiyorlar. Örneğin BP! Kaç kişi BP'nin British Petrol olduğunu bilir?
Ülkemizdeki durumu biraz daha inceleyelim. Cola Turka ülkemizdeki bu konudaki en iyi örnek. Bunun dışında milliyetçiliği zaman zaman vurglayan diğer markalara baktığımızda Mavi Jeans karşımıza çıkıyor. Bir zamanlar onlarda başta Amerika olmak üzere batıya kafaya tutmuşlardı. Hatırlarsınız "çok oluyoruz" diyerek batılıları kızdırıyorlardı. Ancak Mavi'de uluslararasılığı gereği bunu yumuşattı. "Çok Güzel oluyoruz" şeklinde değişime girdi. Aynı benzer çalışmayı Colin's de yaptı. Hem başarısını Türk Halkına mal etmek hem de Türklüklerinin isimlerinden anlaşılmamasından dolayı bu yolla bunu tüketiclerine öğretme anlayışına girdiler. Bir ara Akbank reklamlarında da gördük bunu. Bir Amerikalı, Bir Japon ve Bir Türk. Cepten kredi alma konusunda bir tren seyahatinde Türk verdiği hizmetle Amrikalı ve Japonu şaşkına çeviriyordu. Ancak burda da bir takım eleştiriler oldu. Amerikalı ve Japon bu reklamda bile teknoloji olarak bizden üstündü, biz ise hizmetle onların önüne geçebiliyorduk. Son zamanlardaki Fındık Tanıtım Grubu reklamlarında da milliyetçilik duygularına rastlıyoruz.
Ülkemizdeki bu konudaki en çarpıcı ve en son örneklerden biri, Tween'in yeni markası BTURK... BTurk konumlandırmasını tam anlamıyla ulusalcılık üstüne yapmış. Adından bile ilk aşamada bunu anlıyoruz. Bir de manifestoları varki buram buram Türklül üstüne. Merak edenler http://www.bturk.com.tr/ adresinden hem bu manifestoya hem de ürün dizaynlarına ulaşabilir. Ürünlerinde kullanılan tüm öğeler Türklerin zengin kültürlerini sembolize ediyor. Göktürklerden Mevlanaya, Laleden İstanbul temalarına bir çok Türklük sembolü kullanılıyor. Hedefleride hem ulusal hem de uluslararası başarı. Çok cesur bir girişim. Ülke algımızın olumsuzluğunda zor bir başarı yolu var. Ancak benimde isteğim başarı göstermeleri. Belki ülke algımıza olumlu katkıları bile olabilir. İsteğimizde bu yönde zaten.
Ulusalcılık akla değil duygulara hitap eden bir özelliğe sahiptir. Bu sebeple dikkatli ve etkin kullanımı ürüne, markaya büyük bir bağlılık yaratabilmektedir. Ancak burda vurgulanması gereken dikkatli kullanımı. Duygulara hitap eden yönü nedeniyle hassaslıklar içerir ve bu yüzden kullanımında çok dikkat edilmesi gereklidir.