Bu Blogda Ara
11 Mart 2018 Pazar
Konuşa Konuşa Ağaçlar, Koklaşa Koklaşa...
29 Mayıs 2015 Cuma
Gerçeklerin Sana Kalsın, Bize Zannettiklerin Lazım
![]() |
| Görsel Kaynak: flickr.com |
Psikolog Paul Rozin, James Frazer tarafından bir nesne bir insan ile temas kurduğunda, nesne bir şekilde o insanın "özüne" sahip olur şeklinde tanımlanan batıl bulaşıcılık teorisinin modern batı toplumunda hala yaşayıp yaşamadığını anlamak için yürüttüğü bir deneyde, insanların bir zamanlar bir seri katile ait olan (sadece otuz dakika giyilmiş olsa bile) yıkanmış bir kazağa kıyasla, köpek dışkısına düşmüş ve yıkanmamış olan (yani sağlıkla ilgili ciddi endişeleri tetikleyen) bir kazağı giymeyi tercih ettikleri sonucuna vardığında, insanın onlarca mantık dışı tercih türlerinden sadece birine işaret etmişti. Ayrıca modern batı toplumunda bu düşüncenin devamının ispatı, bir yerde de insanın rasyonel bir varlık olmayışının bilimle, gelişmişlikle, kültür vs. ile de alakası olmadığının ispatıydı.
1 Mayıs 2014 Perşembe
Bu Yazıyı Amuda Kalkarak Okumayınız!
13 Ağustos 2008 Çarşamba
Prestijli Marka Turkcell ve Recep İvedik
Bu günlerde en çok tartışılan konulardan biri Recep İvedik'in Turkcell'in marka değerine zarar verip vermediği. Her karakterin beğeneni ve beğenmeyeni olur, Recep İvedik'te de aynı durum söz konusu ancak burda kutuplar daha keskin ve tepkiler daha net. Seveni çok severken, sevmeyeni hiç sevmiyor. İzlenme oranlarına bakıldığında sevenleri ağır basıyor gibi gözükse de çeşitli mecralardaki yorumlar göz önüne alındığında sevmeyenleri öne çıkıyor. Recep İvedik'li reklamlar nedeniyle Turkcell'e geçeceğim diyen duymamamla beraber, bu reklamlar nedeniyle hattımı değiştireceğim diyenler hiç de az değil. İtü sözlükten Recebin tavuğu ile ilgili birkaç yorumu aktariyim:
turkcell'i kullanmayı bırakmama neden olacak reklamdır.
(bkz: ben ayı değilim)
recep ivedik karekterinden nefret etmeye yönelik bir neden daha
recep ivedik karakterini seversiniz ya da sevmezsiniz (biri de
(bkz: turkcell kullanmama nedenleri)
1 numeroya oturur, şerefsizim.
mide bulandıran reklamlardır.zavallı tavuğu bu olaya kurban etmişlerdir.o sevimliydi ne olurdu sanki bi tek o kalsaydı..neden recep dallamasının tavuğu oldu?
şahan'dan ve recep ivedik karakterinden soğuma nedenidir. herşey tadında güzeldir, abartmamak gerekir. çünkü bir şey ne kadar insanların gözüne sokulursa, o kadar çabuk bıktırır kendinden ki şahan da bu konuda elinden gelen çabayı fazlasıyla göstermektedir.
turkcell kullanan insan tipi recep ivedik gibileriyse iyi ki avea'ya geçmişim dedirten reklamlar bütünü.
şahan gökbakara sempatiyi arttıran reklamlardır.
Yukarda yazılanlar Recebin Tavuğu reklamları hakkındaki yorumların az bir kısmı. Ancak genel yorumların ağırlığı burdakilerin oranına çok yakın. Yani geneli olumsuz...
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Civil'in ise bu reklamlar ile ilgili düşüncesinin bir kısmı şöyle:
"Recep İvedik karakterini herkesin sevmesi beklenemez. Cellocanları da se
Civil açık ve net: Sevildiğini düşündüğümüz bir karakteri kullandık. Beklentimiz ters çıkar başarısız olursa bırakırız. Tepkilerden pek kaygılı değil gibi. Oysa mediacatonline'da düzenlenen ankette de 1379 kişinin %55,18 "Sizce Recep İvedik Turkcell'in marka algısına zarar veriyor mu?" sorusuna evet demiş.
Buradaki sorunun Turkcell'in önceki yüzlerinde segmantasyonu iyi yapmasına rağmen burada başaramaması olarak düşünüyorum. Sarp Apak Turkcell'in yüzüyken, Nil Karaibrahimgil Hazır Kart'ın yüzüdür. Aynı durum Raga Oktay-Tarkan karakterleri için de geçerli. Recep İvedik ise Turkcell ve Hazır Kart'a ortak hizmet ediyor. Kategorisinde prestijli marka ünvanını elinde bulunduran Turkcell'in Recep İvedik gibi bir karakt
Sevilen bir karakteri kullanmak, onun izlenme oranlarını marka yararına kullanmak elbette reklam başarısı açısından önemli. Ancak daha da önemli olan reklamın bıraktığı etkinin ne olduğu. Gerald ve Lindsay Zaltman da "Pazarlama Metaforları" adlı kitaplarında bunu şöyle ifade ediyor: "...reklamcılık, sektörü güvenle ve kolayca ölçebildiği için, bir reklamı belli bir süre içinde izleyen insanların sayısına değer verir. Reklamın izleyicileri yapıcı bir şekilde etkileyip etkilemediğini ve kalıcı bir duygusal etki yaratıp yaratmadığını-bir reklamın nihai amacı budur-belirleyecek önemli ama zor olan ölçüme daha az ilgi gösterir."
Müşterileri Turkcell'in tavuğuna kış demeden, Turkcell'in Recebin tavuğu reklamlarına kış demesi gerekecek gibi...
9 Temmuz 2008 Çarşamba
Çıtır Ayşe, Ayşe Teyze'ye Karşı
Bu reklam kampanyası, reklamların dönmeye başlamasından hemen önce Kraft tarafından tanıtılmıştı. Ayşe Hatun Önal'ın da hazır olduğu tanıtım basın toplantısında Ayşe karakterinin Cipso'nun genç, dinamik ve yenilikçi yüzünü yansıttığı vurgulanmıştı. Reklam kampanyası için yapılan tercihler elbette Cipso'nun tercihi ama reklamları o kadar fazla Ayşe Teyze'ye dokunuyor ki biraz rahatsızlık veriyor.
Bu yazıyı, reklamı ilk izlediğimde de yazmak istedim ancak belkide yanlış düşünüyorumdur, Ayşe Teyze'ye dokundurma benim algıladığım kadar değildir diye düşünerek vaz geçmiştim. Reklamdan anlaşılması gereken; "patatesleri en kaliteli ve doğal ortamından alırız ve en son teknolojiyle cipse dönüştürürüz. Daha genciz ve bu cipslerimizde bu yüzden çok daha çıtır" olmalı, ben fazla kuşkucu bakıyorum herhalde dedim. Ancak şu son reklamlardan sonra tamamen haklı olduğumu anladım. Köylü, hep bir ağızdan bağırıyor: "En çıtır Ayşe bizim Ayşee.."
Elbette bu yapılan ilk değil. Bir çok marka, rakibinin reklamını, kampanyasını, logosunu, ismini vs. vs.. tiye alarak reklam yapar. Bunlardan çok ba
şarılı olanlarda olur. Hatta belki Cipso'da başarılı olmuştur, tam olarak bilemiyorum. Ancak bu reklam beni rahatsız ediyor ve birçok kişiyide rahatsız edeceğini düşünüyorum. Peki neden?Öncelikle Ayşe Teyzeli reklamları çok beğendik ve Ayşe Teyze'yi toplum olarak hepimiz benimsedik, sempati duyduk, sevdik. Doğaldı Ayşe Teyze, değerlerimiz yansıtan, içten köy kadınıydı ve hepimizin teyzesiydi. O zaman ki rakamlar Ayşe Teyze'nin Lays satışlarını %20'lere varan oranlarda artırdığını gösteriyordu. Çoğu şov programı hatta haber programlarının konuğuydu Ayşe Teyze sık sık. Raytingi çok yüksekti çünkü. Daha çok uzatabiliriz ama kısacası Ayşe Teyze çok başarılıydı(halen başarılı) ve Lays bunun karşılığını da gördü.
Şimdi siz bu kadar sevilen ve herkesin teyzesi olan, yaşı hatrı sayılır bir yere gelmiş Ayşe Teyze'yi başka bir Ayşeyle yarıştırırsanız hemde bunu "çıtırlık" üstünden yaparsanız toplumu rahatsız edebilir. Beni her seferinde rahatsız ediyor ve Ayşe Teyze'ye olan sevgimi artırıyor.
Bir önceki yazıda belirtmiştim güldüren reklamlarda dokundurmalarda dikkatli olunmalı diye. Burada bunun güzel bir örneği var ancak bence burdaki esas sorun Sayın Ali SAYDAM'ın her seferinde ısrarla söylediği: "iletişim projelerinin, hedef kitlenin kültür ve değerleriyle uyumlu olması gerekliliği"
8 Temmuz 2008 Salı
HİKAYENİN GÜCÜ
Günümüze gelindiğinde hikaye gücünü artırarak varlığını sürdürmektedir. Normal iletişim gücünün ötesine geçmiştir. Hayatta başarılı olmanın gereklerinden biri iyi hikayeler anlatmaktan geçmektedir. Aynı zamanda da iyi hikayeleri dinlemekten. Bir işe sahip olabilmek için iyi bir hikayeye sahip olmalısınız, başarılı bir marka olmanız için iyi bir hikayeye sahip olmalısınız...
Annette Simons'da Hikayenin Gücü adlı kitabında hikayenin bu güçlerine değiniyor. Daha henüz kitabın kapağında sıralıyor:
- Hikayesi olmayan markaya müşteri yok...
- Hikayesi olmayan lidere iktidar yok...
- Hikayesi olmayan CEO'ya ikinci çeyrek yok...
- Hikayesi olmayan insana kariyer yok...
Kitapta, hikayenin önemi, nasıl kullanılacağı, nasıl anlatılacağı, nasıl dinleneceği bir çok yerinde örnekle sıralanıyor. Herkesin iyi bir hikayesi olması gerekir diyor Simons ve ardından ekliyor: Herkesin mutlaka iyi bir hikayesi vardır. Yapılması gereken bunun farkında olmak ve anlatmayı bilmek.
Geçenlerde bir arkadaşımın uluslararası bir şirketteki mülalatında şirket yöneticisinin beklentisini aynen aktarıyorum:
"Bana bir hikayeni anlat ve beni etkile..."
Evet artık şirketlerin aradıkları çalışanlar güçlü hikayeleri olanlar. En azından hikaye ile onları etkileyebilenler. Günümüzde etkileme ve iknanın gerektiği her alandaki en güçlü silah hikaye...
Amerika'da "master the art of storytelling" adı altında yüksek lisans programlarına giren, bir çok eğitimin ana konusu olan hikaye anlatımı konusunda en azından bu muhteşem kitabı okuyarak önemli bir bilince sahip olabilirsiniz. Belki bir gün bizim üniversitelerimizde de hikaye anlatımı yüksek lisans programları olur, en azından dersleri olur. Ancak o gün gelene kadar şu an sahip olabileceğiniz en iyi(hatta tek) Türkçe kaynak MediaCat yayınlarından çıkan Annette Simons imzalı "Hikayenin Gücü".
27 Haziran 2008 Cuma
Gece 02:00'da Mobil Reklam!!!
Kuşkusuz günümüzde reklam körlüğü yaşayan tüketicilere ulaşmanın başarılı bir alternatifi mobil mecra. Ancak bunu müşteriyi rahatsız etmeden gerçekleştirmek ve fazlalaşan mobil reklamlara da ilgisi azalan tüketicilere farklılık yaratarak etkili reklam yapabilmek çok önemli. Mobil mecrada yaratıcı olmanın önemine önceden de değindim, burada bahsetmek istediğim, reklamın rahatsız ediciliği.
Gün içerisinde bazen onlarca mobil reklam alabiliyorum. Bunlardan bazılarına gönüllü olduğumu biliyorum ancak birçok mesajında benim verilerime nerden ulaştıklarını merak ediyorum. Birçok mesaj almamda sorun değil açıkçası, bana hitap etmeyi bileni ve bana gerçek anlamda bir fayda sunabileni ayırt edebiliyor ve diğerlerine fazlasıyla duyarsız kalıyorum. Beni rahatsız eden mobil reklamlar son derece uygunsuz zamanda gönderilenler.
Geçenlerde rahatsızlandım ve gece uyumakta zorluk çekiyorum. Televizyon başında uyumaya çalışmam, kitap okuyup gözlerimi yormaya çalışmamla birlikte yavaş yavaş uyumayı başarabildim. Saat 02:00 civarı uykuya daldım sanırım. En son baktığımda saat 01:45’di çünkü. Ancak saat tam 02:05’te cep telefonuma mesaj geldi ve sanırım yeni uyumuş olmanın verdiği hafiflikle de hemen irkildim. Mesaj sağolsun AveA’dan: “Avea’dan yaz süprizi! 3 oyun alana MOBILE GP2 oyunu hediye…” Her zaman düşünürüm, acaba bir marka ne yaparsa çok şiddetli tepki veririm, neler yaparım diye. “Gece 2’de gereksiz bir mobil reklam yaparsa” seçeneği hiç aklıma gelmemişti ancak o reklamı okuduğumdaki tepkimi anlatamam. Şüphesiz verdiğim tepki de süreklilik taşıyan bir tepki. İyileşmem ve üstünden birkaç günün geçmesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Bu süreklilik nedeniyle yapacağım şey elbette hattımı iptal ettirmek olacak. Zaten memnun olduğum bir başka hattım daha var. Genel marka
görünümü itibariyle de zaten AveA’yı Turkcell ve Vodafone’un çok gerisinde görüyorum. Hattı kullanım sebebimde zaten memur olan ailemin talebi: Görüşmelerimizi bu hatla daha ekonomik yapabileceğimize olan inançları.
Bu sorunu yaşamamın ardından, yalnız olmadığımı da fark ettim. Çevremdeki birçok kişiyle paylaştığımda herkesin bu tarz sorunu olduğunu fark ettim. Sanırım benim tepkimin fazlalığı hastalığım sırasında gerçekleşmesi. Önceden de sabahları uyandığımda cep telefonumda çeşitli reklam mesajları okumuştum ama gönderim saatlerine bakmak aklıma gelmemişti.
Mobil mecra günümüzün en etkin mecralarından biri ve markalar tarafından göz ardı edilemeyecek bir mecra kuşkusuz ancak markaların tüketiciye hitap şekline dikkat etmeleri, farklılık yaratabilmeleri, bir fayda yaratmaları kadar tüketiciyle ne zaman buluşmaları gerektiğine de dikkat etmeleri gerekir. Yoksa sonuçları bende olduğu gibi çok ağır olabilir.
13 Haziran 2008 Cuma
pi: Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi
Pazarlama ve iletişim ile ilgili güncel konularda, akademisyenlerin ve uygulamacıların bakış açısını ve değerlendirmelerini harmanlayan “pi”, pazarlama ve iletişim alanlarındaki son gelişmeleri takip etme, kavram ve kuramları öğrenme ve entelektüel bilgilerini artırma arayışında olanlar için en doğru adreslerden biri. Kısacası, pazarlama ve iletişim düşkünlülerinin gözden kaçırmaması gereken bir dergi “pi”.
Prof. Dr. Yavuz ODABAŞI editörlüğünde ve Pelin ÖZKAN yönetiminde MediaCat yayınlarından üç ayda bir çıkan “pi”, her sayısında kavram-kuram, deneme, araştırma ve literatür incelemelerini içeriyor. Pazarlama ve iletişim konularına meraklıysanız, hızla gelişen bu disiplinlerin yeni yansımalarını takip etmek ve en iyi şekilde anlamak istiyorsanız “pi” dergisi takipçisi olmanızı şiddetle tavsiye ederim.
25 Mayıs 2008 Pazar
MARKA MÜDÜRÜ ARANIYOR!!!
da ise reklam değil bir iş ilanı olduğunu farkettim: Kervan Gıda, Marka Müdürü arıyor.(İlanı ayrıntılı görmek için lütfen resme tıklayın.) Açıkcası bu ilan aynı zamanda da çok yüksek reklam özelliği taşıyor. Bir çok reklamı görmezden geldiğimiz, ayıkladığımız, kayıtsız kaldığımız, kısacası reklam körlüğü yaşadığımız günümüzde fark yaratacak bir reklam. İletişim de çok güzel kurulmuş: "Olmazsa tanışmış oluruz, olursa bütün şeker ve sakızlar sizin!"Ayrıca sadece reklamın fonksiyonlarını yerine getirmiyor, şirketin bir diğer amacına da aracılık ediyor. (Esasen asıl amaç zaten iş ilanının verilmesi)18 Nisan 2008 Cuma
Hoşgeldin IP
Elbette hoş gelen bilgisayarlarımızın Internet Protokolleri değil, Marketing Türkiye'nin sektöre yeni armağanı İnteraktif Pazarlama Dergisi.16 Mart 2008 Pazar
KAMPUSTE REKLAM VAR 4 (2. GÜN)
rine kurmuştu. Kullanıldığında akılda kalıcılığının daha etkili olacağı 3S= Spor, Siyaset, Seks. KAMPÜSTE REKLAM VAR 4 (1. GÜN)
bu etkinliği sıcağı sıcağına aktarmamın daha verimli olacağını düşünerekte, özellikle 1. gün ve 2. gün olarak bir ayrıma gittim.
