İyi niyet en fazla mevcut durumu korur, gerçek iyilik harekete geçirici eylem gerektirir... Kamu yararına bilgilendirici / bilinçlendirici / eğitici mesajlar verme motivasyonundaki kamu spotlarında da durum aynıdır. Kamu spotlarının potansiyeli üzerine biraz düşünmemiz için Pazarlamasyon'da biraz lafladım. Buradan devam edebilirsiniz...
Bu Blogda Ara
9 Temmuz 2014 Çarşamba
26 Haziran 2014 Perşembe
Hayat Yanlış İşte Çalışmak İçin Çok Kısa
Üniversiteden mezun olup çok isteyerek ve ciddi mücadele
ederek elde ettiğim ilk işimden daha 6. ayımı doldurmadan istifa ederken
müdürümün karşısına geçmiş ve “Herkes ve her şeyden çok daha fazla vakit
ayırdığım bu ortamda mutlu ve huzurlu değilim. Yaptığım işten de keyif
almıyorum. Henüz yolun başındayken doğruyu biraz daha aramak istiyorum”
demiştim. Aslında iş hayatı için yapılan, “hayatımızdaki herkesten ve her
şeyden daha çok vakit ayırdığımız yer” betimlemesi hemen her gün herhangi
birinden duyabileceğiniz bir klişe. Diğer tüm klişeler gibi sevimsiz gelse de
en azından kısa vadede birçoğumuzun hayatındaki değiştiremeyeceği önemli bir
gerçek…
Böylesine vakit alan bir uğraşta yanlış tercih yapmak ise sanırım bir insanın hayatında başına gelebilecek en kötü felaketlerden. Yanlış meslekle geçen onlarca yıl… İşin acı tarafı her geçen gün bu yanlış tercih ile mutsuz bir ömür süren yeni yeni insanlarla tanışmak. Birçok farklı nedenlerle bu yanlışa düşen insanların oluşturduğu toplum olarak gelişememekte olan ülkeler arasında yer almamızın da en temel sorunlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Seramik mühendisliğinden mezun bankacı, makine mühendisliğinden mezun (sürücü kursunda) motor öğretmeni olan tanıdıklarımdan, hayvanat bahçesinden Tübitak’a atananlara kadar aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda abesle iştigal edenler en göze batanları. Bu sınıfta yer alanlar için iş yapmanın para kazanmaktan başka ne getirisi ve beklentisi olabilir?
Eğitimin artık bir alanda uzmanlaşma noktasına taşındığı üniversiteden mezun olduğu bölüm ile tutarlı bir işte çalışan için de doğru meslek seçiminden bahsetmek, sadece bu tutarlılık üzerinden mümkün değil. 30. meslek yılının içerisinde olup, halen yanlış işte çalışan, bu yanlışının farkında dahi olmayan birçok kişi tanıdığınıza eminim. Yıllarca sadece yorularak para kazanmış kişiler… Hayatın devamlılığı için para kazanılması, para kazanılması için çalışılması gerektiği öğretilen kişiler… Yetenekleri, hayalleri umursanmayan ve haliyle kazanmayı yanlış tanımlayan kişiler…
Yanlışın farkına varsa da artık çok geç olanlar var bir de… Kime ait olduğunu ve tam ifadesini hatırlayamamakla (aramalarıma rağmen de bulamamakla) birlikte “yıllar sonra kötü yazdığımı fark ettim ama artık çok geçti, ünlü olmuştum” diyen yazarın işaret ettiği kişiler…

İş bulma sitesi olarak hizmet veren ve yaptığı çarpıcı
reklam kampanyası ile mesajını veren Jobs In Town çok haklı; hayat yanlış işte
çalışmak için çok kısa! Ancak bu
yanlışın ilk adımı iş arayışı esnasında değil. İş tercihinden çok önce…
Daha küçük yaşlarda ilgimizin, yeteneğimizin, aslında belki hepsinin toplamı olan neyi sevdiğimizin farkına varılmayarak, böyle bir arayışta olunmayarak başlıyor yanlış. Daha beslenme çantasını alarak okulun kapısından o ilk girişimiz ile birlikte beyaz önlüklü doktor, cübbeli avukat, takım elbiseler içerisindeki yönetici hayalleri kuran ebeveynlerin LYS, namı diğer ÖSS maratonu başlıyor. Bu maratonun asıl yarışanlarını görünce, insan gerçekten hayret ediyor…
4 Haziran 2014 Çarşamba
Bir Garip Dışsallık Hikayesi...
Arı yetiştiriciliği ile uğraşan komşusu sayesinde arılarının taşıdığı polenlerle elmaları bol olan Ahmet Amca, elmaları çok olduğu için komşusu Mehmet Ağa'nın arılarının da balına bal katar...
Ekonomide dışsallığı anlayabilmem için anlatılan hikaye hemen hemen böyle bir şeydi. Kendisine fayda sağlamak için yaptıklarının başkasının da faydasına olması durumu... Esasen dışsallığın sevilen türü pozitif dışsallığı ifade ediyordu bu tanım. Aşı olan arkadaşının hasta olma riski azaldığından senin de hasta olma riskinin azalması gibi veya sevdiğin müziği yüksek sesle dinleyen komşunun senin de keyif almanı sağlaması gibi en yalın örnekleriyle pekiştirilebilir pozitif dışsallık. Karşısında yer alan negatif dışsallık ise kişinin ya da kurumun aldığı bir kararın başka bir ekonomik birime zarar verme durumudur. Bunun yalın örnekleri için de sigaraya içmeyen birisinin sigara içen tarafından etkilenmesi veya bir fabrikanın atıklarından etkilenen deniz canlıları verilebilir. Aslında örneklerden de anlaşılacağı üzere yalnızca ekonomi literatürüne sıkışıp kalacak bir konu değil dışsallık.
25 Mayıs 2014 Pazar
GYO'lu Bitki Örtüsü
Dörtte üçü suyla kaplı dünyanın azınlık olan kara parçası
üzerinde kendine yaşam alanı bulmak zorunda olan insanoğlu, kalabalıklaştıkça gökyüzüne
doğru uzanan beton yığınlarına doluşuyor. Belki durum Avustralya’daki kadar
dramatik değil ama geçenlerde bir yerde de dünya yüzölçümünün halen %90’ının
yerleşim yeri olmayan topraklardan oluştuğunu okumuştum.
Trafikten hava kirliliğine, ölen komşuluktan güvensiz
sokaklara birçok şikayetimizin nedeni olan yaşam alanımızın kalabalık nüfusu gerçeğinde
bu boş araziler garip gelse de, coğrafi şartlardan bir arada yaşama
motivasyonuna kadar bir çok nedene de sığdırılabilir bu sıkışma!
Kuşkusuz insanlar birlikte yaşama ihtiyacı/zorunluluğu
nedeni ile topluluklar oluştururken, bu tercihlerini kaynakların (bol)
bulunduğu yerlerde gerçekleştirdi. Suya erişebileceği, meyvelerini
toplayabileceği ağaçların olduğu yerler yaşamak için en idealleriyken, haliyle
sanayi de hizmet de bu alanlarda tesis edildi. Taşı toprağı altın olan şehirler
doğurdu insanoğlu…
21 Mayıs 2014 Çarşamba
Güldüren Reklamlar 101
Kadınlar kendini güldüren erkeklerden hoşlanır mı tartışıladursun, tüketicinin kendisini güldüren reklamlardan hoşlandığı kesine daha yakın bir gerçek gibi...
Tüketicinin ilgisini çekme derdindeki markanın gücüne inandığı en önemli stratejilerdendir güldüren reklamlar. Göründüğü kadar da kolay değildir maalesef. Moliere'in "insanları aldatmak, güldürmekten çok daha kolaydır" düşüncesi reklam dünyası için de geçerli. Belki tez konusu olabilecek, kitap yazılabilecek bir derinlikte olsa da, özellikle sıcak yaz günlerine doğru yaklaşırken "Güldüren Reklamlar 101" tadındaki yazımı pazarlamasyon için yazdım. Okumaya buradan devam edebilir, her türlü katkınız ile mutlu edersiniz...
1 Mayıs 2014 Perşembe
Bu Yazıyı Amuda Kalkarak Okumayınız!
"Oyunumuz birazdan başlayacaktır. Lütfen yerlerinize geçiniz. Oyun sırasında ses ve görüntü kaydı yapılmamasını rica ederiz." uyarısı ardından salon ışıkları kapanır ve sahne ışıkları yandığı gibi cep telefonundan kayda başlar adam. Arkadaşı, "Duymadın mı, kayıt yapmayın dediler" diye uyarıyı hatırlatır ama adam durur mu, yapıştırır cevabı: "Boş ver ya, bir şey olmaz. Hem yasak demediler ki, rica ettiler."
Özellikle keyfimiz söz konusu ise uyarılar bizim için son derece anlamsız. Yeni çimento dökülmüş bir kaldırım üzerinde elimizin izinin yer almasının vereceği keyif varken, ne çevrelenmiş barikat engelleyebilir bizi, ne de "lütfen basmayınız" uyarısı. Saatte 12 kişinin katili olan sigaranın üzerine "sigara öldürür" yazmanızın da bir anlamı yok. Hatta Martin Lindstorm'a sorarsanız yazarak daha beter ediyorsunuz işi. Üç yıl boyunca iki bin kişi ile yaptığı araştırmayla "insan beyninde klasik bir şartlanma yaratarak her gördüğünde sigara tüketimine yol açıyor" sonucuna varmış çünkü. Tren garında hareket etmeye 10 dakika kala "kapalı alanlarda sigara içmeyiniz" anonsunun beni trenden nasıl indirdiğini hatırlatınca da kendimce araştırmanın sağlamasını yapmış oldum.
"Sigara öldürür" uyarısına olan kayıtsızlığın ana nedeni, malumun ilanı oluşu. İnsanların bilerek aldıkları risklerin her defasında hatırlatılmasının bir caydırıcılığı olmuyor. Özellikle milyonların aldığı bir riskin hatırlatılması! Düşündüğünde kuş gribinden ölen elle sayılabilen kişi sayısı, tavukçuluk sektörünü darmadağın edebilirken, milyonları öldüren sigaranın hayatına dolu dizgin devam ediyor olması oldukça saçma. Fakat insanın değer algısı temelinin, az olanın değerinin yüksek olduğu üzerine kurulu oluşu gerçeği, yalnızca olumlu durumlarda devreye girmiyor...
18 Nisan 2014 Cuma
Zamana Dokunmak...
Saate zaman öğretici özelliğinden fazla bir misyon yüklememden olsa gerek, analog saat düşkünüyüm. Zaman öğrenme görevini akıllı telefonlara taşere etmeyi sevmemem gibi zamanı alarm ile birleştiren her türlü ürüne karşıyım... Buna vesile olan saatler dahil.
8 Nisan 2014 Salı
Beyaz Pazarla'ma!
İnsanlık tarihi ayıplarla dolu; kişiye
özelinden kendi kitlesini yaratanlarına kadar… Bu ayıpların başında gelenlere
kolaylıkla koyulabilir sanırım ırkçılık. Hiçbir türlüsünü anlayamamakla
birlikte, ten üzerinden yapılan ırkçılık, anlaşılabilmesi zihnimin/algımın
imkansız noktalarında yer alan konulardan. (Aslında bu anlamlaştıramamadan son
derece mutluyum.) Bir insanın siyah tenli olması, onu neyden eksik bırakabilir
veya bir insanın beyaz tene sahip olması ona hangi üstünlükleri kazandırır?
Neyse ki en fazla 2 renk seçeneğimiz var. Yeşil, mavi, kırmızı tenli insanlarla
dolu dünya çok daha acımasız bir yer olabilirdi!
Savaşlara neden olan, adına
örgütler kurulan ırkçılık, haliyle pazarlamada da kendine yer bulabiliyor. Çok
da eski olmayan tarihimizi anlatan, kitaptan filme birçok eser “siyahlar
giremez” tecrübeleri ile dolu. Aslında çok yakın tarihimizden de benzer hikayeleri okuyoruz. Pazarlamaya konu olma noktasında ilk ve en ilkel
uygulamaları da bu ve benzeri olsa gerek. Yalnızca beyazların girebileceği
tiyatrolar, yalnızca beyazlara bira satan birahaneler, yalnızca beyazların
binebileceği otobüsler… Siyahların yalnızca hizmetkar olarak var olabildiği
yıllar:
15 Mart 2014 Cumartesi
Girişimcinin Değişmez İş Ortağı: Bankalar
Daha
doğduğumuz ilk andan itibaren ihtiyaçlarımızı karşılama eğiliminde oluşumuz
gerçeğiyle birlikte dünyanın var oluş tarihi ile girişimcilik olgusunun var
oluş tarihinin aynı ana denk geldiğini söylemek yanlış olmaz. Klasik ifadesi
ile kıt kaynaklarla sonsuz ihtiyaçlarını karşılama çabasındaki insanın, bu
ihtiyaçlarını karşılamasındaki en büyük yardımcılarındandır girişimci.
En ilkel hali
ile ellerindeki varlıkları karşılıklı olarak değiştirerek ihtiyaçlarını
karşılayan; her biri girişimci olan insanların oluşturduğu sistemden; nüfusun
artması, iş paylaşımı gerekliliği ve en nihayetinde paranın icadı ile birlikte
girişimciliğin toplumda ayrı bir görev tanımı kazandığı ve uzmanlık
gerektirdiği sisteme geçildi. Elindeki varlıkları daha akılcı kullanarak
girişimcinin temel kaynağı olan sermayeye sahip olmaya başlayanlar tarafından
geliştirilen girişimciliğe bankacılık faaliyetlerinin eşlik etmeye başlamasının
ise, sermayenin eşsiz kaynak olma parıltısını azaltırken, sermayeyi de daha
değerleştirdiğini söylemek gerekir.
Günümüz
piyasalarında girişimci olarak var olma motivasyonundaki kişilerin yalnızca
sermaye ile hareket edebilmesi neredeyse olanaksızdır. Sonsuz bir sermayeye
dahi sahip olsa, piyasanın dinamikleri bir girişimcinin mutlak suretle
bankacılık hizmetlerinden yararlanmasını gerektirir.
Melek
yatırımcı, kickstarter gibi oluşumların var olduğu günümüzde, girişimciliği
sermaye/para özelinde ifade edebilmek çok yetersiz olmakla birlikte diğer tüm
motivasyonları sağlamış ve girişimcilik yolculuğuna çıkmış olanların bankacılık
hizmetleri ile olan ilişkisindeki başarısı, toplam başarısını da
belirleyecektir. Bu nedenle banka ve girişimci ilişkisi, üzerinde önemle
durulması gereken bir konudur.
16 Şubat 2014 Pazar
Cam Tavanı Çekiçlemek
Altı ısıtılan cam fanus içerisinde zıplayan pirelerden bir de ben bahsetmeyeceğim elbette ama cam tavanı, kadınların üst düzey yönetim pozisyonlarına gelmelerini engelleyen, görünmez engeller olarak kısaca ifade etmekte de fayda var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

