Daha konuşmaya başlamadan, bilincimizin farkında olmadığı yaşlarda başlarız ısrara karşı koymaya... "Hadi son kaşık, bu son bu son" replikleri kulaklarımızda çınlarken, ağzı yüzü yumulmuş bir şekilde kaşıkla dairesel bir savaş içerisine gireriz..
Büyümeye başladıkça ısrar, anne gibi sadece "bizim iyiliğimiz için" düşüncesiyle yapılan bir şey olmaktan da çıkar. Kendi menfaatine olan bir eylemde senin gücüne ihtiyacı olanların ısrarıyla karşılaşmaya başlarsın. İşte bu noktada en somut örneklere "satış"da rastlarsın...
Mağaza gezerken dibinden ayrılmayarak "peki ya buna ne dersiniz" tekerlemecisi satış danışmanı, otogarda birden kolunuzdan çekerek sizi sürükleyebilme noktasına kadar varabilecek çığırtkan, telefonunuzun ekranına sevgilinizden çok cevapsız çağrı bırakabilecek telesatışçı; ısrarcılar sınıfının en sağlam üyelerinden. Lokantacılar ve taksicileri de Melike Karakartal zamanında anmış zaten! Spam olarak bildirmekten bıktığınız mail sapığı markalar ile sms hastaları da günümüz ısrarcılarının yeni mecralarından bazıları.