Bu Blogda Ara

9 Aralık 2012 Pazar

Noel Baba: Bu değil, bunlar hiç değil...

Ren geyiklerinin çektiği kızaklara doldurduğu oyuncakları, evlerin bacalarından çocuklara ulaştırması ile tanıdığımız Noel Baba, uzunca bir zamandır ajansların bacalarından reklam senaryoları atan biri oldu çıktı. Ayrıca Ali Ağaoğlu'ndan da beter; her reklamda kendisi oynamakla kalmıyor, bir çok farklı markanın celebrity'si olarak karşımıza çıkıyor. 

Aralık ayının henüz ilk haftasında karşımıza kolbastı oynatırken de; tatile çıkıp, hediye işini bankaya bırakırken de çıkabiliyor. Aralık geldiği an Noel Baba'yı göreve çağırma ritüeli yine değişmiyor anlayacağınız.


İndirim: Ne Onunla Ne Onsuz!

Pazarlama geçmişinin en eski araçlarından olan ve sıklıkla kullanılan indirimin, kullanım sıklığı ile etkisi arasında ters bir orantı vardır. Bilhassa günümüze doğru yaklaştıkça, tüketicileri fethetmeye yönelik geliştirilen bir çok yeni pazarlama aracı, bu ters orantının katalizörü olarak indirimin değerini biraz daha altlara itmekte.

İndirimin artık günümüzde süresiz bir adaptasyon etkisine dönüştüğünü söylemek yanlış bir ifade olmaz. Hayallerini süsleyen arabaya sahip olman ardından zaman içerisinde yitirdiğin haz; sıcaktan piştiğinde aklından çıkmayan klimaya kavuşman ardından tez zamanda unuttuğun pişmişlik durumları ile iki yönlü tasvir edebileceğimiz adaptasyon(alışkanlık) etkisi, indirimin getirilerindeki erozyonu oldukça uzun bir vadede yaşatıyor günümüzde.

25 Kasım 2012 Pazar

Farkındalığı Faydalıdır: Alternatif Maliyet...


Bir tercih yapma gerekliliği, vazgeçmenin doğuşudur. Akıllar, deneyimler tercih edilen etrafında gelişirken, süreç aslında vazgeçilenin kaybettirdikleri kadar gelişir. 

İktisatçı tanımı ile ifade etmek gerekirse, kıt kaynaklar içerisinde yapılan seçim ardından vazgeçilen alternatif veya alternatifler; fırsat maliyeti(alternatif maliyet) olarak adlandırılır. Ancak iktisat boyutundan çıktığınızda direkt maliyet kadar sabit bir sonuca ulaşmak olanaksızdır. Hatta değişkendir. Katlandığın maliyete konu tercihinle süreç içerisindeki deneyimin, alternatif maliyeti artırabilir veya azaltabilir.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Bir "İyi Reklam" / Bir "İyi İnovasyon"

Son günlerde çok beğendiğim iki pazarlama örneğine kısaca değinmek, naçizane tebriklerimi iletmek istedim. Bunlardan biri çok başarılı bir reklam kampanyası, bir diğeri yerinde bir inovasyonu temsil ediyor.

Reklam; Coca-Cola'nın #bimilyonneden reklamı... Harika bir düşünce, harika bir uyarlama ve harika bir felsefeye sahip. 1 numara olmak kolay değil. Coca-Cola'nın neden en iyi olduğuna yönelik belki milyon değil ama onca sebep sıralanabilir ancak özellikle son yıllarda Pepsi ve Coca-Cola reklamlarını oturup izlerseniz diğer sebepleri sıralama ihtiyacı hissetmezseniz. O zaman bu reklamı buraya da not edelim:

11 Kasım 2012 Pazar

Kivi ile Elma Sinerjisi...

Küçüklüğümde bihaberdim... Market raflarında, manav tezgahlarında görmeye başlamam ardından Trabzon'da dedemin bahçesine dikmesi ile iyice haşır neşir olmuştuk kivi ile... 

Anavatanı Çin'in güneyleri olarak bilinen kivi, A ve C vitaminlerini taşıması yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirmesi, bağırsakları çalıştırması, nezle ve soğuk algınlıklarına iyi gelmesi gibi faydaları ile bilinir. Lezzet kısmı ise tabi ki talebi yaratan ana nedeni!

Peki, kivinin iyisinden anlar mısınız? Bilenleriniz olabileceği gibi, bilmeyenler için yineleyerek yazımın da odak noktasına doğru yol alalım. Dalından (asma tarzı bir bitkinin meyvesidir) koparılan kivileri koymuş olduğunuz sepet içerisine elma attığınızda kivinin gelişimini devam ettirdiğini ve daha olgun hale geldiğini görürsünüz. Tadındaki lezzeti artan kivi, sertliğini de yumuşaklığa bırakır. Aynı şekilde elmanın da kividen güç aldığını; rengindeki değişim ve lezzetinden anlarsınız. Tek başlarına ifade ettikleri anlamları, sırt sırta vererek güçlendirir elma ile kivi...

31 Ekim 2012 Çarşamba

Şanzelize Effect!

Çok değil, 1 ay önce tanıştım Şanzelize Kafe ile... Tanıtım filmleri sayesinde olmuştu tanışıklığımız. Heyecanımı hemen twitter hesabımdan paylaşmıştım. Evet, gerçekten o kadar kötüydü ki çok iyiydi.

Bugün, aradan geçen bir ay içerisinde son bir ayın marka bilinirliği en çok artan markası konumuna gelmek üzere olduğunu fark ettim. Keşfeden herkes, heyecanını gizleyemiyor, boy gösterdikleri mecralarda çeşitli şekillerde heyecanlarını ifşa ediyor.

Bir pazarlama bloğu sahibi olarak, böylesine bir büyüme trendinde olan markadan bahsetmeden geçmek bana yakışmaz dedim ve Şanzelize'nin özellikle sosyal medyada yarattığı sansasyonlardan örnekleri paylaşayım istedim. Ki, sosyal medyada var olmak isteyen markalar feyz alsınlar..! :)  

Tabi ki ilk sıra şanzelize kar topunu yaratan tanıtım filmlerinde:


23 Ekim 2012 Salı

Ali Ağaoğlu sells?

Herhangi bir ihtiyacınızı karşılamak istediğinizde sınırsız tercihinizin olduğu bir çağda yer alıyoruz. Alternatif bolluğunun zirve yaptığı günümüzde tüketiciler olarak tercihimizi belirlemek kolay olmamakla birlikte kendisinin tercih edilmesi için asıl zorluluğu yaşayan tarafta markalar/ürünler yer almakta. Bu paralelde kendisini diğerlerinden ayırmak için bir kişilik yaratmak ve algılarda doğru bir imaj yaratmak zorunda olan markaların bu noktadaki stratejilerinden birini reklamlarında ünlü kullanımı tercihi oluşturmakta. 

Kişilik ve imaj yaratılması amacı yanında satışa yöneltmek için tüketiciyi ikna etmek zorunda olan markalar, bu iknaya yönelik çabalarında ünlüler aracılığıyla güven yaratma hedeflerindedir. 

Amerika'daki televizyon reklamlarının %15'i dolaylarında tercih edilen ünlü kullanımının Hindistan gibi ülkelerde %50'lere vardığı yerde ülkemizde de hatırı sayılır örneklerinin olduğu kesin. Ülkemizdeki bu örneklerden en çarpıcısını ise Ağaoğlu markasının reklamlarındaki Ali Ağaoğlu kullanımı oluşturuyor.

5 Ekim 2012 Cuma

İyi İnsan...


5 yaşındaydım; annem ve babam öğretmen oldukları için anaokuluna başladığımda.. Ama çok sürmedi bu macera.. Sevmemiştim öğretmenimi çünkü..

23 yaşındaydım; üniversiteyi bitirip, askerliğimi de yapıp geldiğimde.. İlk işimdi, çok isteyerek ve ciddi bir mücadele sonunda elde etmiştim.. Ama çok sürmedi, 6 ay sonra ayrıldım.. Sevmemiştim müdürümü çünkü..


18 Eylül 2012 Salı

Ucuz Olduğum Kadar Beyaz Eşyacıyımdır da!

Günümüz rekabet ve bolluk ortamında reklamların yaratıcılıkları, eğlenceli oluşları, çarpıcılıkları; kısaca farklılaşmaları ve çeşitlilikleri, pazarlamanın en sevdiğim getirilerinden. Biraz derin izlediğinizde, güzel bir beyin jimnastiği araçlarılar aslında. İnternet üzerinde herhangi bir reklam ile ilgili yorumları tararsanız, karşınıza çıkacak olan onlarca farklı yorum, farklı bakış açıları, farklı algıla(ma)r, ne demek istediğimin somut örnekleridir.

Bu akşam sayın hocam Gülfidan Barış'ın "Media markt yerelleşme kaygısında iyi şeyler yapmıyor bu kesin de... Neden "karar verici" rolünü kadına yükledi bunu anlayan var mı?" tweet'ini gördüğümde de naçizane bir beyin jimnastiği ardından aklımdan geçenleri, 140 karakterde özetlemek istemediğimi fark ettim.    

Öncelikle son reklam kampanyalarında en öne çıkan reklamını izleyelim:

 

Öncelikle reklamı izler izlemez "iyi şeyler yapmıyorlar" kısmının altının kalın bir şekilde çizilmesi gerekliliği ön plana çıkıyor. Peki, bu reklam ile amaçlanan ne ola?

Media Markt, Darty, Electroworld, Teknosa ve benzeri teknoloji marketlerinin ülkemizdeki artık hatırı sayılır geçmişi ardından henüz oturtamadıkları bir eksiklikleri olduğunu düşünüyorum: algılarda teknoloji marketlerden beyaz eşya alınır güdüsünü yaratamamak! Beyaz eşya, tüketim kültürümüzde halen Arçelik bayiinden, Vestel bayiinden alınır. Bir adım ötesine geçildiği kısımda; Siemens, Samsung veya Bosch'un kendi tabelaları altında satış yaptıkları mağazalarından alınır. Hatta biraz daha yerele inersek, Hasan Abi'den, Mehmet Amca'dan alınır. Yıllardır ailemizin, mahallemizin esnafıdır. Arçelik, Beko, AEG olması önemli değildir; Mehmet Amca ne satıyorsa o alınır. 

İşte, teknoloji marketlerinin henüz halledemedikleri sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Diz üstü bilgisayar almak istediğinde aklına Media Markt gelir, Navigasyon cihazına ihtiyacın olduğunda Teknosa'ya bakmak istersin. DVD Player'ını ses sistemiyle birlikte yenilemek istediğinde Darty'ye doğru yol alırken, LCD TV için Elctroworld'e gitme ihtiyacı duyabilirsin. Ama buzdolabın bozulduğunda aklına gelen ilk üç arasında henüz buralar aklına gelmez. Media Markt'da artık çamaşır makineni yenilemek istediğinde aklındaki ilk üçte yer almak istiyor olabilir. Elbette en temel konumlandırması "ucuz"luktan da vazgeçmiyor reklamda. Eşine bir otomatik makine almaması yetmiyormuş gibi, bir de laptop'u pahalıya alıyor!

Reklam cidden çok kötü, rahatsız edici hatta ama umarım altında yatan düşünce, naçizane gözlemim yönündedir. O zaman en azından ileriye yönelik bir umut olabilir.



        

10 Eylül 2012 Pazartesi

Twitter diye bi'şey çıkmış; biz de girek bari!

Kitleleri toplayan herhangi bir mecranın doğuşu ardından markaların anında orada olacağını bilmek, bir pazarlama bilgisi gerektirmeyen genel gerçek. Keza, orada bulunması mutlak bir gereklilik olmakla birlikte, bir çok mecra da markaların pazarlama faaliyetleri sonucu doğmuştur. 

Buradaki soru, markanın mecrada nasıl yer aldığıdır? Bu mecra ile tüketiciye nasıl fayda sağladığı ve kendisinin bu mecradan nasıl bir getiri kazandığı, markanın mecrada var oluş nedeninin özeti olup, bu hususta en önemli nokta, mecranın doğasını bilmektir. Burada yer alanlar neden buradalar, ne yaparlar, ne isterler, hangi davranışları gösterirler.... gibi soruların cevabını bilmesi gerekir.

Mecrada yer alan tüketiciler için ise bu sayılanların farkında olunması faydalı olmakla birlikte, bir zorunluluk değildir. Onlar "kişi" olarak orada yer alırlar ve doğaçlama yaşarlar. 

Son yılların en önemli mecralarından twitter'da bir "müşteri & marka" iletişim örneği ile ne anlatmak istediğimi daha anlaşılır kılalım: 

Aşağıda, bir arkadaşımın yaşadığı kötü bir otobüs seyahati deneyimini, muhatap markaya twitter üzerinden ulaştırma çabasını göreceksiniz:


Yaşanılan kötü deneyim, gayet açık bir şekilde; yer-kişi-sebep gibi temel bileşenleri ile bildiriliyor. Bir marka için nimet olabilecek güzellikte bir şikayet. Sorun açık, sorunun kaynağı açık.. 

Şimdi sıkı durun, bu şikayetlere nasıl cevap verilmiş diye merak ederek, markanın twitter sayfasına giriyorum..:



Sanırım biraz aşağıda kaldı diyerek, sayfada aşağı doğru ilerliyorum ancak 73 tweet'in tamamı "someone unfollowed me, someone followed me..." İşin daha da garibi 1.106 adet takipçi! Neyi takip ediyorlar meraktayım. Aklıma çalışanlara "her çalışanımız bir twitter hesabı açmak ve hesabımızı takip etmek zorundadır" şeklinde verilmiş bir talimattan daha mantıklı bir gerekçe de gelmiyor! 

Bir mecrada nasıl yer aldığın önemlidir demiştik; tanımak, bilmek, doğru iletişim kurmak vs... Bazen nasıl olmaması gerektiğini görmek çok daha iyi öğretir!