Bu Blogda Ara

26 Ocak 2014 Pazar

Kör Testin Gör Dediği...


Coca-Cola'nın, Birleşmiş Milletler'in tanıdığı ülke sayısından daha fazla ülkeye hizmet sunan bir marka olduğu düşünüldüğünde, kolayı "postmodern yaşamsal sıvı" olarak tanımlamak yanlış olmasa gerek... Bu yaşamsal sıvıdan vazgeçemeyen insanlar için ise Coca-Cola ile ön plana çıkan bir diğer küresel marka da Pepsi.

Özellikle müptelası olanları için kola tercihindeki marka bağlılığı, bir çok sektöre göre çok şiddetli boyutlarda. Bağımlılık derecesinde ihtiyaç duysa da Coca-Cola yoksa bu ihtiyacını Pepsi ile gidermek istemeyen veya tam tersi olan bir çok kişiyle siz de tanışıyorsunuzdur. Bu katı tercihe sahip olan kişilere bu bağlılık şiddetinin nedenini sorduğunuzda ise lezzet kıstasında bir tercihi olduğunu söyleyecektir. Oysa uzun yıllardır süre gelen kör test sonuçları, lezzetin bu tercihte (hemen) hiç bir etkisi olmadığı yönünde sonuçlar verir.

Bildiğiniz gibi kör test, tüketicinin markasını bilmediği ürünler içerisindeki tercihleri üzerine yapılan bir araştırmadır. Yine kola özelinde örnek vermek gerekirse, ayrı bardaklara Coca-Cola, Pepsi ve belki diğer markalarla birlikte kola doldurularak tüketiciden içtiği kolanın hangi markaya ait olduğunu söylemesi istenir. Birkaç kere deneyimlediğim bu çalışmada, asla Coca-Cola'dan başka bir kola içemeyeceğini söyleyenlerin dahi Coca-Cola ile Pepsi'yi, hatta Cola Turka'yı karıştıranlarına şahit oldum. 

17 Ocak 2014 Cuma

Bazen de Pazarlamamalı!

Bazen karşılayamayacağın bir taleple karşılaşırsın. Bazen müşterin kadar müşterin olmaması gerekenleri de tanıman gerekir. Toplumsal fayda ise zaten vazgeçilmezin... Samimi olmaya da mecbursun, tüketici artık her şeyin farkında! 

Pazarlamama (Demarketing) nedir, Pazarlamasyon'da anlatmaya çalıştım. Buradan devam edebilirsiniz...

13 Ocak 2014 Pazartesi

Kulakcıkları Kesilmiş Gofret

Hayatımızın artık her anında yer alan, en olmadık yerde dahi burnumuzun dibinde biten reklamlardan çokça şikayet ettiğimiz doğrudur... Ancak rutin hayatımız içerisindeki anlık keyiflenmelerimiz içindeki payını da es geçmeyelim. Daha konuşmayı dahi öğrenmemiş o küçük insanları bile ekrana kilitleyen reklamların bir tılsımı olduğu çok açık.

Fıkra anlatır gibi anlattığınız reklamlar sizde de oluyordur eminim. Hatta karşındakinin bildiğini bilsen bile keyifli bir anın keyfini artırmak için hatırlayıp neşelenmek istediğin reklamlar...

Bu akşam onlardan birine denk gelmişken zihnim beni geçmişe götürdü. Önce beni geçmişe götüren o reklamı paylaşayım: 


Aslında 6-7 aylık bir geçmişi olmasına rağmen bu reklamı yeni izlemiş olmam balıkları haklı çıkarıyor gibi. Eti onlara hala bekledikleri değeri vermiyor ama neyse ki hafızaları pek iyi değil... 

30 Aralık 2013 Pazartesi

2013'ün İlk 5'i ve Daha 5'i

Aralık 2007 doğumlu marketman-onair, 2013 yılının da bitmesi ile birlikte 6. yılını bitirip 7. yaşından gün almaya başladı. En büyük mutluluğum, her geçen yılın onu benim için daha kıymetli kılması. Malum, özellikle mikro bloglar ile birlikte birçok blog, internetin derinliklerinde kaybolup giderken marketman-onair iyisi ile kötüsüyle yoluna devam ediyor. Bu sonucun sebebi olan herkese teşekkür ederim. 

2013 yılında 32 paylaşımda bulunmuşum. Bir yıl sonu geleneği olarak bunların en çok etkileşim alan İlk 5'ini  paylaşarak haklarını teslim edelim:

27 Aralık 2013 Cuma

Ürünlerimiz Sağlığa Zararlıdır ama Vakit de Nakittir!

Şok! Flaş! Skandal... Mc Donald's çalışanlarına fast food ürünlerinin sağlıksız olduğunu söyledi!

Müthiş bir gaf, tarihi bir itiraf duygusu ile verildi çoğu yerde bu haber. Bir hızlı yiyecek şirketinin, kurum çalışanlarına yönelik hizmet veren sitesindeki uyarısının sızması bir çok kişiyi rahatsız etti. Konuyu, "kendi ürününü kötüleyen marka" genelinde düşündüğünüzde olayın dramatikliğine kapılmak elbette beklenen sonuç. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir! 

Bugüne kadar ne ben ne de siz eminim ki hiç bir yerde fast food ürünlerinin sağlığa ne kadar yararlı ürünler olduğunu anlatan bir makale okumadınız. Hiç birimizin her hangi bir rahatsızlığı sonucu doktor tavsiyesi olmadı hamburger! Zaten bize bunları söyleyecek biri çıksaydı da aklından zoru olduğunu düşünürdük herhalde. 

Bunların aksine fast food ürünlerinin ne kadar sağlıksız olduğu, özellikle çocuklarımızı olabildiğince uzak tutmamız gerektiğini anlatan bir çok uzman tavsiyesi okuduk, izledik. Hatta fast food yüzünden Dünya Kupasına katılamayan milli takıma, daha da beteri ölüm nedeni fast food olanlara rastladık.  

Fast food ürünlerinin sağlıksızlığının kesinliği, sigara paketleri üzerindeki sigara sağlığa zararlıdır uyarısının kesinliği kadar net. Bence siz de Mc Donald's gibi "sandviç, salata ve su" üçlüsünün, "çizburger, patates kızartması ve kola" üçlüsünden daha sağlıklı olduğunu düşünüyorsunuz. Ve şuna da eminim ki Mc Donald's yalnızca çalışanlarına karşı değil, müşterilerine de hiç bir zaman patates kızartmalı üçlünün daha sağlıklı olduğunu iddia etmedi. En fazla, bir kıyas içerisine girmedi. Dolayısıyla şaşırmışlık hali, asıl şaşırtan aslında... 

23 Aralık 2013 Pazartesi

2014 Tahmini: Kendi Öngörüsünü Kendi Yaratanlar Kazanacak!

Her yıl sonu olduğu gibi, 2013'ün de sonlarına geldiğimiz bu günlerde herkes 2014 kehanetlerine başladı... 2014 yılında giyim modası ne olacak? Dolar/Avro nereleri görür? Ekonomi ne kadar büyüyecek? Şampiyon kim olacak? 

Cevabı üzerine tahminlerin yürütüldüğü bu soru listesini genelden özele sonsuzlaştırmak mümkün. 

İnsanın içindeki merak, bilinmeze olan korkusu ile birleşince öngörü kıymetli bir hazineye dönüşüyor. Şüphesiz ki başımıza gelecekleri bilebilmek gibi bir güce sahip olmak, bizleri harika bir süper kahramana dönüştürebilirdi. Ama maalesef kötü haber; böyle bir güce sahip birini dünya, tarihi boyunca konuk etmedi!

Hatta durumun vahametini biraz daha somutlaştırmak gerekirse, Profesör Philip Tetlock tarafından 10 yıl süre boyunca 284 uzmanın 82.361 öngörüsü üzerinden gerçekleştirdiği çalışmanın, uzmanların ileriye dönük öngörülerinin gerçekleşme yüzdesi ile bilgisayarda rastgele üretilen sayıların tahmin edilen sayı çıkma yüzdesi arasında çok az fark olduğu sonucuna ulaştığını söylemek gerek. 

İnsanların tecrübelerinden, sahip oldukları entelektüel birikimden çıkarımlar yaparak öngörülerde bulunması elbette abes değil. Hatta kesin bir doğruya varmasa dahi, bilinmezliklerin neler olduğunu ortaya koyması açısından faydalı da. Ancak öngörünün kesin bir kehanet olarak kabul edilmesi, bilinmezlikten daha yıkıcı sonuçlar yaratabilme gücüne sahip. 

17 Aralık 2013 Salı

Karşılaştırmalı Reklam Taşı Kuyuya Atacak İlk Deliyi Bekliyor!

Kasım aylarının sonu itibariyle reklam dünyasını heyecanlandıran bir kanun yürürlüğe girdi. Aslında 88 maddeden oluşan ve tüketicinin korunmasına yönelik bir çok yenilik içeren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un gündem olan başlığı Ticari Reklam, konuşulan (hemen hemen) tek maddesi ise 61. maddeydi. Hatta yalnızca 61. maddenin 5. fıkrası. 

"Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir" diyen Cumhurbaşkanı onaylı 5. fıkra, yıllardır özellikle Amerika'daki örnekleri ile eğlendiğimiz karşılaştırmalı reklamların Türkçe örneklerinin de önünü açtı. Ancak en küçük bir boşluğu fırsata çevirme hızında üzerine olmayan reklam dünyası, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından 1 ay geçmesine rağmen sessiz. Fırtına çıkmadan, bu sessizliğe fırtına öncesi sessizlik diyebilmek zor olsa da, bir çok reklam ajansının, marka yöneticilerinin şu an harıl harıl stratejiler üzerine çalıştığını kestirmek zor değil elbette.

Bu süreci uzatan etmenleri düşündüğümüzde ise öncelikle "hukuk" boyutu aleni bir şekilde beliriyor. Kanun ile karşılaştırmalı reklamın önü açılmış olsa da, 61.maddenin aşağıdaki diğer (2.,3. ve 6.) fıkralarının yoruma açıklıklarının reklam verende tedirginlik yaratmaması mümkün değil! 

  • Ticari reklamların Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmaları esastır.
  • Tüketiciyi aldatıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlarını istismar edici.....ticari reklam yapılamaz.
  • Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispat ile yükümlüdür.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Kasım'da Tüketim Başkadır...

Teknoloji, rekabet, iletişim, eğitim, kültür... Dünya yaşlandıkça hemen hepsi gelişiyor; gelişim ile birlikte de rasyonel insanın rasyonelliğinin artması bekleniyor. Ama özellikle tüketim söz konusu olduğunda beklenti ile sonuç bir birine pek yakın yerlerde gezmiyor...

Çağımızın en önemli sorunlarından tüketim çılgınlığının en somut örneklerinden olan iki önemli pazarlama günü ile bunların düşmanı olan gününü Kasım ayının son 4-5 gününe sıkıştıran Amerika'nın Kara Cuma, Siber Pazartesi ve Satın Almama Günü'nü, Pazarlamasyon'da özetledim. İyi Okumalar...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Ahlak Sorunu

Tahrip edilen doğa, sağlık problemleri, eğitimden yoksun kalan çocuklar, şiddet gören kadınlar…  Dünyanın bin bir derdinden sadece bazıları. Bu dertlerle mücadele; huzurlu toplum düzenini sağlamak için, devletlerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının en önemli uğraş alanı. Ancak iç içe yaşadığı toplumun huzuru ile ilgili kendini sorumlu hisseden yalnızca devlet ve STK’lar değildir. Toplumun gerçek kişileri arasına karışmış marka kişilikleri de sağlıklı ve huzurlu bir toplum içerisinde var olmak isterler.

Bugünün sorunlarını çözmek, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek uğraşında sorumluluk hisseden markalar, sosyal sorumluluk kampanyaları ile karşımıza çıkar. Eğitim hakkına erişemeyen çocuklara, dünyanın zenginliklerinden kendisine pay edinemeyenlere, ailesinde şiddet görenlere yardıma hazır olan bu markalar, kültür ve sanat yatırımları ile de toplumsal fayda çıtasını olabildiğine yükseltmek için çabalamaktadır. Elbette birincil var oluş nedeni kâr olan markaların, bu sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde de (samimi ve samimi olmayanlar olarak ayrılmakla birlikte) bir nebze de olsa yine kazanç düşüncesi olduğunu unutmamak gerekir. Elbette bu gerçek, sosyal sorumluluk projelerinin değerinin ve gerekliliğinin önemini azaltmaz.

18 Ekim 2013 Cuma

Kaliteli Bir Yaşam Sırrı olarak MARKA

Bir ülkenin kültürü, değeri, tarihi, insanı, coğrafyası... Hepsi günümüzde o ülkenin markaları kadar anlamlı... Ülke sınırlarının şeffaf çizgilerle çizildiği günümüz dünyasında, ülkeleri; "güçlü/zayıf", "gelişmiş/gelişmekte olan/gelişmemiş" gibi sınıflara ayırdığınızda, o ülke markalarının da aynı sıfatlara sahip olduklarını göreceksiniz. 

Toplu tüfekli savaşlar, tarihin günümüze taşıdığı nostaljik ve ilkel savaşlar artık. Zaman zaman patlak veren bu tip savaşların yanında her gün markalar ile yaşanan kora kor savaşların galipleri, halkına bu zaferlerin ışığında kaliteli yaşam şansı sunuyor. Her geçen gün fethettikleri yeni coğrafyalar sayesinde dünyada da söz sahibi oluyorlar. 

Markaları ile birlikte kültürlerini ihraç eden ülkeler, damak tatlarımızı, müzik zevkimizi de değiştirmeye başlıyor. Güçlü markalara sahip ülkelerin mutfaklarına gidiyoruz, onların müziğini dinliyoruz. Satın alma gücü paritesini bile Big Mac sayesinde ölçüyoruz.