Bu Blogda Ara

27 Aralık 2013 Cuma

Ürünlerimiz Sağlığa Zararlıdır ama Vakit de Nakittir!

Şok! Flaş! Skandal... Mc Donald's çalışanlarına fast food ürünlerinin sağlıksız olduğunu söyledi!

Müthiş bir gaf, tarihi bir itiraf duygusu ile verildi çoğu yerde bu haber. Bir hızlı yiyecek şirketinin, kurum çalışanlarına yönelik hizmet veren sitesindeki uyarısının sızması bir çok kişiyi rahatsız etti. Konuyu, "kendi ürününü kötüleyen marka" genelinde düşündüğünüzde olayın dramatikliğine kapılmak elbette beklenen sonuç. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir! 

Bugüne kadar ne ben ne de siz eminim ki hiç bir yerde fast food ürünlerinin sağlığa ne kadar yararlı ürünler olduğunu anlatan bir makale okumadınız. Hiç birimizin her hangi bir rahatsızlığı sonucu doktor tavsiyesi olmadı hamburger! Zaten bize bunları söyleyecek biri çıksaydı da aklından zoru olduğunu düşünürdük herhalde. 

Bunların aksine fast food ürünlerinin ne kadar sağlıksız olduğu, özellikle çocuklarımızı olabildiğince uzak tutmamız gerektiğini anlatan bir çok uzman tavsiyesi okuduk, izledik. Hatta fast food yüzünden Dünya Kupasına katılamayan milli takıma, daha da beteri ölüm nedeni fast food olanlara rastladık.  

Fast food ürünlerinin sağlıksızlığının kesinliği, sigara paketleri üzerindeki sigara sağlığa zararlıdır uyarısının kesinliği kadar net. Bence siz de Mc Donald's gibi "sandviç, salata ve su" üçlüsünün, "çizburger, patates kızartması ve kola" üçlüsünden daha sağlıklı olduğunu düşünüyorsunuz. Ve şuna da eminim ki Mc Donald's yalnızca çalışanlarına karşı değil, müşterilerine de hiç bir zaman patates kızartmalı üçlünün daha sağlıklı olduğunu iddia etmedi. En fazla, bir kıyas içerisine girmedi. Dolayısıyla şaşırmışlık hali, asıl şaşırtan aslında... 

23 Aralık 2013 Pazartesi

2014 Tahmini: Kendi Öngörüsünü Kendi Yaratanlar Kazanacak!

Her yıl sonu olduğu gibi, 2013'ün de sonlarına geldiğimiz bu günlerde herkes 2014 kehanetlerine başladı... 2014 yılında giyim modası ne olacak? Dolar/Avro nereleri görür? Ekonomi ne kadar büyüyecek? Şampiyon kim olacak? 

Cevabı üzerine tahminlerin yürütüldüğü bu soru listesini genelden özele sonsuzlaştırmak mümkün. 

İnsanın içindeki merak, bilinmeze olan korkusu ile birleşince öngörü kıymetli bir hazineye dönüşüyor. Şüphesiz ki başımıza gelecekleri bilebilmek gibi bir güce sahip olmak, bizleri harika bir süper kahramana dönüştürebilirdi. Ama maalesef kötü haber; böyle bir güce sahip birini dünya, tarihi boyunca konuk etmedi!

Hatta durumun vahametini biraz daha somutlaştırmak gerekirse, Profesör Philip Tetlock tarafından 10 yıl süre boyunca 284 uzmanın 82.361 öngörüsü üzerinden gerçekleştirdiği çalışmanın, uzmanların ileriye dönük öngörülerinin gerçekleşme yüzdesi ile bilgisayarda rastgele üretilen sayıların tahmin edilen sayı çıkma yüzdesi arasında çok az fark olduğu sonucuna ulaştığını söylemek gerek. 

İnsanların tecrübelerinden, sahip oldukları entelektüel birikimden çıkarımlar yaparak öngörülerde bulunması elbette abes değil. Hatta kesin bir doğruya varmasa dahi, bilinmezliklerin neler olduğunu ortaya koyması açısından faydalı da. Ancak öngörünün kesin bir kehanet olarak kabul edilmesi, bilinmezlikten daha yıkıcı sonuçlar yaratabilme gücüne sahip. 

17 Aralık 2013 Salı

Karşılaştırmalı Reklam Taşı Kuyuya Atacak İlk Deliyi Bekliyor!

Kasım aylarının sonu itibariyle reklam dünyasını heyecanlandıran bir kanun yürürlüğe girdi. Aslında 88 maddeden oluşan ve tüketicinin korunmasına yönelik bir çok yenilik içeren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un gündem olan başlığı Ticari Reklam, konuşulan (hemen hemen) tek maddesi ise 61. maddeydi. Hatta yalnızca 61. maddenin 5. fıkrası. 

"Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir" diyen Cumhurbaşkanı onaylı 5. fıkra, yıllardır özellikle Amerika'daki örnekleri ile eğlendiğimiz karşılaştırmalı reklamların Türkçe örneklerinin de önünü açtı. Ancak en küçük bir boşluğu fırsata çevirme hızında üzerine olmayan reklam dünyası, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından 1 ay geçmesine rağmen sessiz. Fırtına çıkmadan, bu sessizliğe fırtına öncesi sessizlik diyebilmek zor olsa da, bir çok reklam ajansının, marka yöneticilerinin şu an harıl harıl stratejiler üzerine çalıştığını kestirmek zor değil elbette.

Bu süreci uzatan etmenleri düşündüğümüzde ise öncelikle "hukuk" boyutu aleni bir şekilde beliriyor. Kanun ile karşılaştırmalı reklamın önü açılmış olsa da, 61.maddenin aşağıdaki diğer (2.,3. ve 6.) fıkralarının yoruma açıklıklarının reklam verende tedirginlik yaratmaması mümkün değil! 

  • Ticari reklamların Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmaları esastır.
  • Tüketiciyi aldatıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlarını istismar edici.....ticari reklam yapılamaz.
  • Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispat ile yükümlüdür.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Kasım'da Tüketim Başkadır...

Teknoloji, rekabet, iletişim, eğitim, kültür... Dünya yaşlandıkça hemen hepsi gelişiyor; gelişim ile birlikte de rasyonel insanın rasyonelliğinin artması bekleniyor. Ama özellikle tüketim söz konusu olduğunda beklenti ile sonuç bir birine pek yakın yerlerde gezmiyor...

Çağımızın en önemli sorunlarından tüketim çılgınlığının en somut örneklerinden olan iki önemli pazarlama günü ile bunların düşmanı olan gününü Kasım ayının son 4-5 gününe sıkıştıran Amerika'nın Kara Cuma, Siber Pazartesi ve Satın Almama Günü'nü, Pazarlamasyon'da özetledim. İyi Okumalar...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Ahlak Sorunu

Tahrip edilen doğa, sağlık problemleri, eğitimden yoksun kalan çocuklar, şiddet gören kadınlar…  Dünyanın bin bir derdinden sadece bazıları. Bu dertlerle mücadele; huzurlu toplum düzenini sağlamak için, devletlerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının en önemli uğraş alanı. Ancak iç içe yaşadığı toplumun huzuru ile ilgili kendini sorumlu hisseden yalnızca devlet ve STK’lar değildir. Toplumun gerçek kişileri arasına karışmış marka kişilikleri de sağlıklı ve huzurlu bir toplum içerisinde var olmak isterler.

Bugünün sorunlarını çözmek, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek uğraşında sorumluluk hisseden markalar, sosyal sorumluluk kampanyaları ile karşımıza çıkar. Eğitim hakkına erişemeyen çocuklara, dünyanın zenginliklerinden kendisine pay edinemeyenlere, ailesinde şiddet görenlere yardıma hazır olan bu markalar, kültür ve sanat yatırımları ile de toplumsal fayda çıtasını olabildiğine yükseltmek için çabalamaktadır. Elbette birincil var oluş nedeni kâr olan markaların, bu sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde de (samimi ve samimi olmayanlar olarak ayrılmakla birlikte) bir nebze de olsa yine kazanç düşüncesi olduğunu unutmamak gerekir. Elbette bu gerçek, sosyal sorumluluk projelerinin değerinin ve gerekliliğinin önemini azaltmaz.

18 Ekim 2013 Cuma

Kaliteli Bir Yaşam Sırrı olarak MARKA

Bir ülkenin kültürü, değeri, tarihi, insanı, coğrafyası... Hepsi günümüzde o ülkenin markaları kadar anlamlı... Ülke sınırlarının şeffaf çizgilerle çizildiği günümüz dünyasında, ülkeleri; "güçlü/zayıf", "gelişmiş/gelişmekte olan/gelişmemiş" gibi sınıflara ayırdığınızda, o ülke markalarının da aynı sıfatlara sahip olduklarını göreceksiniz. 

Toplu tüfekli savaşlar, tarihin günümüze taşıdığı nostaljik ve ilkel savaşlar artık. Zaman zaman patlak veren bu tip savaşların yanında her gün markalar ile yaşanan kora kor savaşların galipleri, halkına bu zaferlerin ışığında kaliteli yaşam şansı sunuyor. Her geçen gün fethettikleri yeni coğrafyalar sayesinde dünyada da söz sahibi oluyorlar. 

Markaları ile birlikte kültürlerini ihraç eden ülkeler, damak tatlarımızı, müzik zevkimizi de değiştirmeye başlıyor. Güçlü markalara sahip ülkelerin mutfaklarına gidiyoruz, onların müziğini dinliyoruz. Satın alma gücü paritesini bile Big Mac sayesinde ölçüyoruz. 

22 Eylül 2013 Pazar

Basit ama Zor iş: Meraklandıran Reklam...

Merak... Belki de dünyanın gelişmesindeki birincil motivasyon! Amerikayı keşfettiren, telefonu icat ettiren heves... 

Merak... Başına iş açabilecek gereksiz bilgi öğrenme güdüsü! Komşuya giren yabancıyı gözetlettiren, iş arkadaşının e-postalarını karıştırtan heves... 

Artısı ve eksileri ile bir insanı harekete geçirebilecek en önemli duygularımızdan olan merak, haliyle tüketici davranışlarına yön vermede de oldukça etkili. Yeni bir ürünün, yeni bir markanın en büyük yardımcısı olan merak, pazarlamanın her alanında karşımıza çıkabilmekte. Özellikle reklamlardaki kullanımı hayli keyifli sonuçlar doğuruyor. 

Dilimize de orjinalindeki kullanımı olan "teaser" olarak yerleşen reklamda merak/meraklandırma kullanımı, piyasaya yeni sürülecek olan bir ürün için hazırlanacak reklam kampanyasında ilk akla gelecek strateji kuşkusuz. Bunun en güzel uygulamalarından biri Motorola'ya ait: 



9 Eylül 2013 Pazartesi

Tüketim İle Üretebilmek ve Zenginlik Olgusu...

Dünya Doğal Hayat Fonu’nun 2002 yılında yayınladığı rapor, mevcut tüketim artışının aynı hızla devam ederse 2050 yılında canlı yaşamının sürebilmesi için dünya gibi iki gezegene daha ihtiyacımız olduğunu söylüyordu... Son veriler ne yöndedir bilemiyorum ama tüketim artışındaki ivmenin devam ettiği iddiası, tüketimin son 10 yılda azalan bir ivmede olduğunu söylemekten çok daha kolay ve akla yatkın geliyor. 

Kuşkusuz tüketim çılgınlığı adı altında yaratılan farkındalık da 2002 yılındaki seviyelerin çok ötekisinde. Daha bilinçli tüketici, daha bilinçli markalara sahibiz. Sürdürebilirlik kelimesinin popülaritesi ile de bu farkındalığın sağlamasını yapabilmek mümkün. 

Tüketim artışındaki hızın devam ettiği iddiası ile artan bilinçli tüketim anlayışının çeliştiğini düşünmek ise yanlış olur. Derinlemesine girmeden, genel toplamda insanları “tüketime” yönelten motivasyonun,  “doğayı koruma / ortak yaşam alanı / gelecek nesiller / sağlıklı toplum” gibi motivasyonlardan halen, daha kuvvetli olduğunu söylemek yeterlidir sanırım. Ayrıca özellikle ülkemizde sürdürülebilirlik kavramının henüz teorinin altın çocuğu aşamasında olduğunu da söylemeliyiz. Kulağa çok hoş gelen sürdürülebilirliğin uygulamadaki örnekleri henüz tüketimin karşısına dikilmesini sağlayacak bir olgunluğa sahip değil.

3 Eylül 2013 Salı

Dağları Yerinden Oynatan Gerçekler Değil, İnançlardır...

Fethedilmeyi bekleyen milyonlarca müşteri ve fetih hayalleri için yaman bir savaş içerisindeki binlerce marka... Ve bu savaşın en değerli silahı: hikayeler...

Bugün yüksek lisans programlarına konu olan hikaye anlatımı, bir mülakatta da "bize hikayeni anlat" sorusu ile karşınıza çıkabilir. Kutsal kitapların bile hikayeler üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde gücünü biraz daha idrak etmemizi kolaylaştıracak; markalar yanı sıra, kişisel olarak da büyük ihtiyacımız olan hikaye anlatımının genel bir derlemesi için buradan devam edebilirsiniz... 

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Yaşayan Marka Olmak... (At Bi' Sakal!)

Brian Wilson ismi muhtemelen size de benim gibi pek bi'şey ifade etmiyor. Peki, 800razors desem? Sanırım o da çok tanıdık gelmedi... Bu gerçekler altında Brian Wilson ismi ile 800razors markasını bir araya getiren bir haberin, (hemen) tüm geleneksel gazetelerde ve internet sayfalarında dahi yer almasının güçlü bir anlamı olmalı...

Bu anlam, abartılı bir sakala sahip kişiye, sakallarını kesmesi karşılığında 1 Milyon Dolar teklif edilmesinin altında gizli elbette. 

Los Angeles beyzbol takımı oyuncusu olan Brian Wilson'un, yandaki resimde de görülen sakallarına göz diken tıraş bıçağı markası 800razors, bunun karşılığında 1 Milyon Dolarlık bir bedel ödemeye hazır. Kuşkusuz, her iki ismin de pek bir anlamı olmadığı Türkiye dahi haber olmasının nedeni ise bu iki isimden de bağımsız olarak sakal kesimi karşılığında 1 Milyon Dolar teklif etme çılgınlığının şaşırtıcılığı ve dolayısıyla ilgi çekmesi.