Bir ülkenin kollektif bilinçaltını dönemin desenlerinde bulabilir miyiz? Tartışma her türlü yoruma açık, ama o dönemi yaşayanlar olarak aşağıdaki gif'in bilinçaltında bazı anılar canlandıracağına emin gibiyim. Gif'e dalıp gitmen bitince de ŞURADAN devam edip, hem bu gif'i oluşturduğum o muhteşem arşivle tanışmanı, hem de o dönemi biraz daha hatırlamanı isterim.
Bu Blogda Ara
16 Temmuz 2018 Pazartesi
5 Mayıs 2018 Cumartesi
Haftada 4 Gün, Günde 4 Saat Çalışmak İçin Yaşasın Robotlar!
Dünyanın en çok çalışan (saat olarak!) ülkeleri listesindeki zirdekilerden olarak başlıktaki sürelerden heyecanlanıyor musunuz yoksa gülüp geçiyor musunuz bilemem ama ben bir şeyler denedim, derledim... Gülmesi bitenler ve heyecanlananlar için, bir tık uzağınızda: https://medium.com/türkiye/şu-robotlar-gelsin-artık-da-biz-biraz-oyun-oynayalım-7f50d4c8831724 Nisan 2018 Salı
Zeki, Çevik ve AHLÂKLI
"Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim" diyen Albert Camus elbette çok daha kapsamlı bir analiz yapıyordu bu denli kısa ve dolu yazarak ama bu sözünün gölgesinde oturup bir yerinden tutmak istedim ben de.
Şöyle: https://medium.com/türkiye/ahlak-terletmek-3504f9135ec3
Şöyle: https://medium.com/türkiye/ahlak-terletmek-3504f9135ec3
11 Mart 2018 Pazar
Konuşa Konuşa Ağaçlar, Koklaşa Koklaşa...
Aynen böyle... Konuşuyorlar, koklaşıyorlar, göç ediyorlar, sevinip, korkuyorlar. Çok tanıdık ama bir o kadar da yabancı komşu uygarlık ağaçlar ile ilgili enfes gerçeklere hepimizin ihtiyacı var. Buradan devam lütfen: https://medium.com/türkiye/tanısan-seversin-aslında-a81ec2d03b4b
17 Şubat 2018 Cumartesi
Tarihin Büyük Çoğunluğunda Anonim Diye Bildiğimiz Şey Kadına Aitti*
Kitaplar yazıyorsun; dönemini geçtim ölümünün ardında da milyonlara ulaşan klasikler haline geliyor. Ya da, gün geliyor vatandaşı olduğun ülkenin parasının üstüne resmini ve resminini altına adını basıyorlar. Zamanında yalnızca "bir kadın" olan adını...
"Bir Kadın" aslında "Anonim" diye bildiğimiz nice güzelliğin imzası. Ve bu özetin çokçası: https://medium.com/türkiye/anonim-aslında-kadındı-e8853ce99dd8
"Bir Kadın" aslında "Anonim" diye bildiğimiz nice güzelliğin imzası. Ve bu özetin çokçası: https://medium.com/türkiye/anonim-aslında-kadındı-e8853ce99dd8
27 Ocak 2018 Cumartesi
İnsan Değişmez, Tercih Yapar!
"Sanatın en yalın ve haliyle en kapsayıcı tanımlarından biri olan “sanat, zekânın malzemeyi kullanmasıdır” tanımını seviyorum. Zekâ’nın; insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamını ifade ettiğini hatırlayarak…"
...diye başladım ve insanın dünya üzerinde var olmaya başladığı günden itibaren, herşeye karşın değişmeyen sabitleri üzerine birşeyler derleyerek, "iyi olmak ya da kötü olmak; işte tüm mesele bu" diye bitirdim. Buraya tıkla ve oku istersen.
...diye başladım ve insanın dünya üzerinde var olmaya başladığı günden itibaren, herşeye karşın değişmeyen sabitleri üzerine birşeyler derleyerek, "iyi olmak ya da kötü olmak; işte tüm mesele bu" diye bitirdim. Buraya tıkla ve oku istersen.
4 Ekim 2017 Çarşamba
İyimser Olmaya Cüret Etmelisiniz!
![]() |
| Görsel Kaynak: http://www.humanresourcesonline.net/optimistic-work-really-help/ |
Pencerede lapa lapa yağan kar manzarası, sobanın
üstünde kaynamak üzere olan çayın sesi… Kabuğuna yediği kesikten sıyrılmaya çalışırkenki
çıtırdılarla eşlik ediyor kestane… Duvarda asılı radyoda şimdilik haberler var
ama birazdan TRT Ankara Korosu sazı eline alacak. Sobanın közünü söndürmeyi
unutmazsam, yeni günün güneşini şuracıkta sızıp kalmanın günaydını ile karşılamak
harika olacak…
Bu “arındırılmış” tasvirlere belki kitaplarda
denk geldin, belki filmlerde benzer bir sahne izledin ve hatta belki de yaşadın.
Peki, gerçekten mutlu ve huzur dolu yaşamların izleri mi bunlar? “Arındırılmış”
kısmını açmadan cevap vermek, hayatları hayal yapar… Ne diyor Matt Ridley; “Tuvalet
ihtiyacını evin dışındaki bir çukurda gidermek zorunda olmayınca, köylünün
hayatına duyulan melankoli hissini cilalamak kolaydır.”
Riddley’in can sıkan detayını biraz daha
derinleştirmek mümkün. Geceyi o sobanın yanında geçiremeyip, buz kesmiş yatak
odasına giderken bir yandan açılan uykunu tekrar getirmeye, bir yandan ısınmaya
çalışabilirsin. Gün ağardığında evde su kalmadığı şoku ile bir kaç kilometrelik
çeşme seyahati de seni bekliyor olabilir; dönüş yolu, litre litre dolu bidonların
kollara binmiş ve her adımda ağırlaşan yüküyle dolu bir seyahat.
4 Mart 2017 Cumartesi
Haklı Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Etrafımızda birçok insan var ve dijital dünyanın genişlettiği etraf, bu insan sayısını da katlayıp götürüyor. Direkt iletişimde olduklarımızdan, iletişim araçlarının nimetleri ile eninde sonunda maruz kalmak zorunda olduklarımıza kadar yüzlerce, belki binlerce insan… Haliyle çok çeşitli zihinlerle, kişiliklerle karşılaşıyoruz. Ama bu çeşitliliğin bir çelişkisi var; farklı ama (hemen) hepsi “haklı” olan insanlar.
Önce etrafınızdaki haklı insan sayısını bir düşünün, sonra haksız olduğunu kabullenen birini hatırlamaya çalışın…
Peki, nasıl bu kadar haklı olabiliyoruz? Neden haklıyız? Ve en merak ettiklerimden; insan kaç yaşından sonra haklı olmaya başlıyor? Bu kadar haklı olacak bilgiyle ne ara donanıyoruz? Ya da haklılık söz konusuysa bilginin canı cehenneme mi? Düşüncelerimize, kültürümüze, doğrularımıza olan bu sıkı sarılış iyi bir şey mi?
İnanmak başarmanın yarısı belki ama yanılmanın da tamamı bazen...
14 Ekim 2016 Cuma
Pürüzlü Mükemmellik!
“William Chester Minor, Yale Üniversitesi’nde tıp okudu. Genel cerrah olarak mezun olur olmaz, Amerikan İç Savaşı’nda yüzbaşı olarak görev aldı. Kendi askerlerini ameliyat edip hayatlarını kurtarmanın yanısıra, Minor’un bir başka görevi ise düşman askerlere işkence yapmaktı. Amerikan İç Savaşı sürecinde gördüğü, yaptığı ve yaşadığı şeyler, onun akıl hastalığına yakalanmasının ana nedeniydi. Şizofreni belirtileri göstermesi nedeniyle, askeriye onu, tedavi için bir hastaneye gönderdi ve sağlık durum değişmeyince, Minor’u askerlikten attı.
Cerrah Doktor William Minor, askerlikten atıldıktan sonra İngiltere’ye yerleşti. Londra’da şizofreni paranoyası yüzünden, evine hırsız olarak girdiğini sandığı birini öldürdü.
William Minor, işlediği cinayetin cezasını çekmek icin, hapishane yerine, akıl hastası olduğu teşhisiyle bir akıl hastanesine kapatıldı.
Birkaç yıl sonra, eline tesadüfen geçen bir ilan sayesinde, Profesör Murray isimli birinin, İngilizce sözlük yazmak için gönüllü kişiler aradığını öğrendi ve bu projede görev almak için, Profesör Murray’la temasa geçti.
Dr. Minor ve Prof. Murray sözlük projesinde birlikte çalışmalarına rağmen, 7 yıl sonra ilk kez yüz yüze buluştular. Kısa zamanda çalışma arkadaşlığı yakın dostluğa dönüştü ve bugün bizlerin çok iyi bildiği Oxford İngilizce Sözlük gibi bir başyapıt, bu iki kişinin ortaklığı sonucu doğmuş oldu.”
Yukarıdaki alıntı, mehmet dogan’ın medium’da yer alan onlarca harika derlemelerinin birinde yer alan hikayelerinden... Şuradan tamamına ulaşabileceğiniz, bu hikayenin de yer aldığı yazısında bahsettiği ortaklıklardan birine de beraber imza atma şansına/onuruna sahip oldum.
Fikri ve hatta altyapısı hazır harika bir konuyu kitaplaştırma yolculuğuna çıktığında, yanına beni de almak istemesi, hayatımın en güzel yolculuklarından birine çıkmak üzere olduğumu hissettirmişti… Ve bugün geldiğimiz noktada da yanılmadığımı gösterdi. Hayatıma kattığı bu güzel anlam, yaşattığı keyif ve öğrettikleri için mehmet dogan’a olan minnetim sonsuz…
Friksiyonomi ismi ile yola çıktığımız ancak Olcayto Cengiz’in isim babalığı ile çok daha yakışan “Pürüzlü Mükemmellik” ismi ile sonlandırdığımız bu kitapta, “insan doğasının az bilinen ve kolektif davranış biçimi içinde yer alan küçük bir tuhaflıktan” bahsediyoruz. Pürüzsüz bir sürecin/ürünün yaşadığı hayal kırıklıklarını ya da bilerek konulan tümseklerin/pürüzlerin süreci/ürünü ne kadar mükemmelleştirebildiğini anlatıyoruz. Kimi zaman bizden ama çokça dünyadan yaşanmış hikayelerle anlatıyoruz hepsini… Aslında bu yüzden de sadece pazarlama çevresine değil, hikayeleri, ilginç bilgileri/gerçekleri seven herkese hitap eden bir hal alıyor kitap. Elbette kusursuz bir kitap değil, içerisinde pürüzler olan bir kitap. Tıpkı hayatımızda olduğu -ve belkide olması gerektiği- gibi!
Gerek girişteki hikayenin dili ile, gerek yukarıdaki linklerle; kitap hakkında oldukça iyi ipuçları vererek, bu bizim için oldukça mutlu/heyecanlı haberi sizlerle paylaşmış olmak istedim. Bizim bir yılı aşkın süredir devam eden keyifli yolculuğumuz son durağına geldi artık. Şimdi, sektörün en değerli ve güzel gemilerinden MediaCat ile yeni limanlara açılmak; bize verdiği keyfi o yeni limanlara taşımak için yola çıkmak üzere. Umarım uğradığı her bir limana keyif verir, fayda sağlar…
Satırlar arasında görüşmek üzere*!
* http://www.mediacatonline.com/puruzlu-mukemmellik/
29 Haziran 2016 Çarşamba
Dünya Tarihinin En Şımarık Kuşağı!

Artık insan hafızasının yeterli olmadığı zamanlara geldiklerini fark eden Sümerler, yazıyı bulduklarında milattan önceki 3200 yıllarında yaşıyorlardı. Bundan tam 3800 yıl sonra, yani milattan sonra 593'te Çin’de ağaç oyma tekniği kullanılarak ilk matbaa kuruldu. Gutenberg’in metal harflerle basım tekniğini buluşu ise 857 yıl sonra, takvimler 1450 yılını gösterirken gerçekleşti. 1800'li yılların başlarına gelindiğinde (yaklaşık 400 yıl sonra) daktilo ile tanıştı insanlık. Bilgisayar klavyesine ulaşmak için daha kısa bir süre bekledik; 1981'de IBM PC piyasaya sürülmüştü… Sonrasındaki yılları artık hepimiz biliyoruz; yazmak için ekrana dokunmak yeterli ya da hiç temas etmeden konuşarak da yazabiliyoruz. Düşünerek yazacağımız günlerin de eli kulağında olsa gerek!

Günümüzde birçok nesneye, ürüne, hizmete baktığımızda bu yataya paralel eğriye doğru giden gelişimi (hızını) görebiliriz. Dünya aynı hızla dönse de, dünyamız çok daha hızla dönüyor artık.
Mesela;
- Telefon için milattan öncesi + 1876 yıl bekleyen insanlık, yaklaşık 100 sene sonra cep telefonlarına kavuştu.
- Wright kardeşlerin ilk uçuşu ile Ay’a ayak basımı arasında yalnızca 66 yıl geçirdi insanlık.
- 1981 yılında Bill Gates 640 Kb’lık hafızanın herkese yeteceğini düşünüyordu.
Devamı için buradan!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







