Bu Blogda Ara

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Yaşayan Marka Olmak... (At Bi' Sakal!)

Brian Wilson ismi muhtemelen size de benim gibi pek bi'şey ifade etmiyor. Peki, 800razors desem? Sanırım o da çok tanıdık gelmedi... Bu gerçekler altında Brian Wilson ismi ile 800razors markasını bir araya getiren bir haberin, (hemen) tüm geleneksel gazetelerde ve internet sayfalarında dahi yer almasının güçlü bir anlamı olmalı...

Bu anlam, abartılı bir sakala sahip kişiye, sakallarını kesmesi karşılığında 1 Milyon Dolar teklif edilmesinin altında gizli elbette. 

Los Angeles beyzbol takımı oyuncusu olan Brian Wilson'un, yandaki resimde de görülen sakallarına göz diken tıraş bıçağı markası 800razors, bunun karşılığında 1 Milyon Dolarlık bir bedel ödemeye hazır. Kuşkusuz, her iki ismin de pek bir anlamı olmadığı Türkiye dahi haber olmasının nedeni ise bu iki isimden de bağımsız olarak sakal kesimi karşılığında 1 Milyon Dolar teklif etme çılgınlığının şaşırtıcılığı ve dolayısıyla ilgi çekmesi.

30 Temmuz 2013 Salı

Herkesin Doğrusu Mu, Doğrunun Herkesi Mi?

Bir fikrin doğruluğunun en sık kullanılan sağlamalarından biri, o fikri doğru bilen kişi sayısıdır. Neyin doğru olduğunu, başkalarının neyin doğru olduğunu düşündüğünü öğrenerek belirlememizi sağlayan bu doğruya ulaşma yöntemini “toplumsal kanıt ilkesi” olarak isimlendirir Robert Cialdini…

Aklın yolu bir düşüncesinden yola çıkılarak (hemen) herkes tarafından kabul edilen bir doğruyu doğru bulmak gayet olağan bir davranıştır. Hele ki tecrübeleriniz ile doğruya sıklıkla yakın olan –bir nevi fikir önderi olarak gördüğünüz- kişilerin doğru bulduğunu, sorgulayabilmek bile olanaksız hale gelebilir. Ancak bu olağan davranış, aslında çok da tehlikeli olabilir.


Herkesin kendi doğrusu vardır düşüncesi de belki her doğru için geçerli olmasa da, ideal seçimlere olanak sağlayabilecek bir düşüncedir. Çokça kişi tarafından peşinden gidilenlerin ardına takılmak, hata yapma riskinizi azalttığınız hissini verebilir; kendinizi daha güvende hissedebilirsiniz. Ancak bu düşünceye kapılmak, peşinden gidileni yeterince sorgulamanızı imkânsızlaştıracaktır. İdeal olanı seçip seçmediğinizi ise asla öğrenememenize neden olacaktır.

21 Temmuz 2013 Pazar

Futbol Bir Ölüm Kalım Meselesi Değildir; Ondan Çok Daha Önemlidir*

İlk izlerine M.Ö. 3.000 yıllarında rastlanmış bir topun peşinde koşan insanların... Mezar taşlarına işlemiş Mısırlılar top oynayan insanları... 5.000 yıldır topun peşinden koşan insanoğlu, bugün dünyanın en gözde ekonomilerinden birini yarattı futbol ile. 2011/2012 sezonunda yalnızca Avrupa'da 19 milyar 400 milyon Avro gelir yaratmış bir ekonomiden bahsediyoruz.

Bu büyük sektörü diğer sektörlerden ayıran en önemli özellik ise, duygular/tutkular üzerine inşa edilmiş bir sektör olması. Yarattığı yüksek ekonomik hacim ile diğer ekonomi unsurlarının da ilgi odağı olan futbol, markaların da gözde mecrası... 

Ağırlıklı sponsorluklar ile kendisini futbolun içine atan markaların, şikayetçi olduğum tarafı ise futbolun ruhuna müdahalesi. Kendi çıkarları uğruna sahadaki doğal akışa müdahaleleri... Yatırdıkları paraların karşılığını alabilmek adına sahaya çıkacak futbolcu kadrosuna karışmaktan, oynanacak saati belirlemeye, hatta bir rivayete göre formadaki logosunun görünürlüğünün engellenmemesi adına gol sevinçlerine karışması kadar. 

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Yeşil Gezi'nti...

2013 Mayısının sonları ile birlikte bir gezi'ntiye çıktık ülke olarak... Hükümetinden, muhalefetine; akademik çevrelerden, ekonomi piyasalarına bir çok oyunculu ama merkezinde halkın yer aldığı bu gezintinin çok sayıda durak noktası oluştu. Ülke sınırları içerisine de sığmayan bu gezinti haliyle siyasi, toplumsal, ekonomik ve çevreci bir çok analiz doğurdu. Ancak en başa döndüğümüzde, bu beklenmedik gezintinin bir parkın korunması amaçlı bir eylem ile başladığını hepiniz hatırlayacaktır. 

Gerçekten kimsenin bu noktalara varabileceğini kestiremeyeceği eyleme polis müdahalesi ardından kar topu etkisi gibi artan çevre bilinçlilerin aksiyonları karşısında, büyük markaların ilk günkü reaksiyonlarını da hatırlayacaksınız... Ardı ardına bu parkta yapılacak olası bir AVM'de yer almayacaklarını açıklamaya başladılar. Samimiyetlerini ölçebilmek bu aşamada çok kolay değil elbette ama biraz heyecan, biraz korku hissedilebilen duygularıydı! 

Aslında markaların uzunca sayılabilecek bir süredir önemli odaklarındandır; "sürdürülebilirlik" ve "yeşil pazarlama". Tüketim çılgınlığının yarattığı zararların hissedilebilir seviyeye yükselmesi ve hemen ardından tüketicinin de bu olumsuzluklara sesini yükseltmesi; markaların, işletmelerin çevre/toplum bilincini artırdı!  

27 Haziran 2013 Perşembe

Müşteri Portföyündeki %20'yi Zor Tutuyoruz!

Cep telefonunuzda son bir aylık aramalar listesine göz atın, sonra da rehberinize.. Kabaca bir hesap yaptığınızda onca kayıtlı kişi arasında sadece sınırlı bir kısmı aradığınızı göreceksiniz. Muhtemelen bu kısım, rehberdeki kayıtlı kişi sayısının %20'si dolaylarına tekabül edecektir.

Ülkedeki gelir dağılımına baktığınızda da, kabaca gelirlerin %80'nin, nüfusun %20'sinin elinde olduğunu görebilirsiniz... Bir çok benzer örnekle çoğaltılabilecek olan %80 ve %20 ilişkisi, bir ilkeye dayanır.

Etkilerin kabaca %80'inin etkenlerin %20'sinden kaynaklandığını iddia eden bu ilke "Pareto İlkesi" olarak adlandırılır. Pareto ilkesinin marka boyutundaki etkisini yalın bir şekilde Pazarlamasyon'da ifade etmeye çalıştım. Okumak için buradan devam edebilirsiniz...

26 Haziran 2013 Çarşamba

Soğuk Çay, Soğuk İş...

Çaykur için en güçlü kamu markalarımızdan biri dersek, sanırım kolay kolay itiraz edeniniz olmaz. 1983 yılında Kamu İktisadi Kuruluşu olarak kurulan, 1994 yılında ise İktisadi Devlet Teşekkülü hüviyetine bürünen Çaykur, çay pazarının önemli oyuncularından kuşkusuz. Toplamda bakıldığında, arkasındaki kamu gücü, lehine mi aleyhine mi işliyor net ifade edebileceğim bir konu değil ama iletişim boyutunda "teşekkül" seviyesinde seyrettiği kesin...

Aslında uzunca süredir, ilk ve güçlü bir milli çaycımız olması nedeni ile Çaykur'un soğuk çay pazarına girmesini bekliyordum. Malumunuz, geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarında dönmeye başlayan reklamı ile Didi markası ile girdiğini de gördük. Lansmanını yaptığı reklamı önce bir kez daha izleyelim:


8 Haziran 2013 Cumartesi

Bu Aralar Kısa Yazıyoruz...


Y kuşağı kendini ilk defa bu kadar net ifşa ediyor;

Bizim için kendimizi ifade etmemiz çok önemli diyorlar, dinleyin ve anlayın bizi... 

Kimlik takıntımız yok. Ruhumuz ön planda olsun, düşüncelerimiz, özgürlüklerimiz... Yaratıcıyız, ortaya koyduğumuzu paylaşırız diyorlar... Herhangi birisi tarafından ortaya konulan ürün, anında anonim oluyor; peşinden gidip "ben yaptım, ben yaptım" savaşında değil hiçbiri... Genellikle sosyal medyadayım ve sanal bir kimlik gerçek kimlikten daha önemli; yeter ki fikirlerim bilinsin, yayılsın. Hatta bunun için yeri gelir ünlü(celebrity) kimliğini silahım yapabilirim... 

"Kusura bakmayın, kısa yazacak kadar vaktim yoktu" diyenler dönemi bitiyor artık, onlar genellikle kısa yazacak vakit bulabilmeleri ile varlar. 

Öncelikle İnsan Kaynakları ve Pazarlama özelinde olmak üzere, işletmeler ve akademiler için gezi parkı reaksiyonları büyük nimet; onları kendilerini hiç bu kadar açıkça ifşa ederken görmemiştiniz. 

2025 yılında çalışma hayatının %75'ini oluşturacak olan bu kuşağı doğru okuyan ve hızlı olanlar, o yılların en önlerinde olanları olacaktır...

26 Mayıs 2013 Pazar

Hashtag Altında #Marka Savaşları

Kuşkusuz ki Jack Trout ve Al Ries haklı; pazarlama bir savaştır ve buradaki düşman rakipler, fethedilecek yer ise müşterilerdir. 

Tarihin en uzun soluklu bu savaşında her geçen gün yeni stratejiler boy göstermekte ve bu savaş tam bir akıl oyunlarına dönüşmekte.

Akıl, gerçekten de günümüz pazarlama anlayışının en önemli unsuru. Müşteriyi fethedebilmek, rakibini alt edebilmek için markanın en önemli mühimmatı. Savaş meydanları ise büyüdükçe büyümekte. Tüketicinin bir alana girmesi ile markaların kılıçlarını kuşanıp o alanı savaş meydanına çevirmesi  arasında çok kısa bir süre geçiyor. İşte, son yılların bu savaş meydanlarının en büyüklerinden biri de Twitter.

Birçoğumuz için hayatımızın bir parçası haline gelen Twitter'da en özellerimizi paylaşabiliyor, bilgi alma ihtiyacımızı buradan karşılarken mutluluğumuza ve öfkemize bile burada dem vuruyoruz. Bizi tek tek tanımaya çok ihtiyacı olan markalar için de muhteşem bir mecraya dönüşüyor haliyle.

Markaların işlerini kolaylaştıran #hashtag var bir de. Birbirine benzer kişileri burada topluca bulabiliyorlar. Ortak ilgili alanına sahip kişileri bir araya toplamak için kendileri de sıkı sıkıya #hashtag'e sarılmaya başladı artık. Görsel medyada da, basılı medya da yer alsalar, reklamının dibine yerleştiriyorlar #mesajlarını...

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Çok Acayip, Fantastik Bir Yazı!!!

"...sonra vurdum tekmeyi, girdim komutanın odasına..."

Avcı hikayeleri ve askerlik anıları abartının en meşhur mecraları olsa da, ego sahibi insanoğlu abartıyı yer ve zaman mefhumu olmaksızın sever. Yaşadığı deneyim esnasındaki heyecanının aynısını, anlattığı kişilerde de yaşatma ve bunun için abartma ihtiyacı hissetmesi nedenli olduğunu düşündüğüm bu davranış, marka kişiliklerinde de vücut buluyor.

Abartının marka kişiliklerindeki yansımalarını da, bizlerle olan iletişimlerindeki en etkili araçlarından olan reklamlarında yaşıyoruz. Egosunun en parladığı anlar olan reklamlarında marka, sahip olduğu ürünlerini dünyanın merkezine yerleştiriyor. Kargaya yavrusunun kuzgun göründüğü, kirpinin yavrusunu pamuğum diye sevdiği gibi, markanın da ürününe olan sahiplenmişliği elbette abes değil. Ancak asıl önemli olanın senden başkalarınca sahiplenilmesi gerekliliğinin olduğu bir ortamda, onu abartarak kabul ettirebilir miyiz gerçekten? Hele ki çok sayıda benzeri varken...

9 Mayıs 2013 Perşembe

İyilik Satmak...


"Her şeyden önce iyi olalım, ondan sonra mutlu oluruz" demiş J.J.Rousseau.

İyilik bir maneviyatı temsil etse de her türlü başarı arayışına da hizmet eder.

 İyiliğin, markalara hizmetini Pazarlamasyon için yazdım. Okumak için buradan devam edebilirsiniz...