Bu Blogda Ara

1 Mayıs 2010 Cumartesi

En MARKALARIM (Nisan 2010)

İşte geçtiğimiz ayki (Nisan yı) "En MARKA"larım:


En faydalı MARKAM: Markafoni

En mutlu MARKAM: GAP

En sadık MARKAM: NTV Spor

En yeni MARKAM: Didi Mobilya

En hayal kırıklığı MARKAM: Pronet Güvenlik

Bir daha tövbe MARKA(M): Kütahya Astur


Sizlerinkini de bekliyorum...


Kategori anlamları için TIKLAYIN...

27 Nisan 2010 Salı

EN Markalarım...

Günlük hayatta onlarca hatta belki bazen yüzlerce marka ile çeşitli şekillerde iletişime geçiyoruz ve deneyimler yaşıyoruz. Kimi zaman çok tatmin olduğumuz deneyimler yaşamakla birlikte kimi zamanda sinir sistemimizi alt üst eden deneyimlere şahit olabiliyoruz. Özellikle bir pazarlama bloğu yazarı olarak uç sınırlarda yaşanan marka deneyimlerimi zaman zaman paylaşıyorum. Gerek çok mutlu olduğumda gerekse de çok sinirli olduğumda yazmaya doyamıyorum. Çünkü yaşadığım deneyimi çok net biçinde karşıma da aktarabilirsem, çok faydacı bir iş yapmış olacağıma inanıyorum. Bu düşüncem kapsamında yeni bir uygulamaya karar verdim. Deneyimlerimi aylık bazda kısaca kategorilendirerek sizlerle paylaşacağım bu uygulamamın başlıklarını, anlamları ile birlikte aşağıda paylaştım. Nisan ayı sonuçlarımı da Mayıs ayı başında buradan paylaşacağım.

En faydalı MARKAM: Özellikle marjinal boyutta değerlendirildiğinde bana en yüksek faydayı sağlamış olan markayı ifade ediyor. Sık sık deneyim yaşadım ve/veya yaşayacağım demek ki...

En mutlu MARKAM: Yüzümü en çok güldüren markayı ifade ediyor.

En sadık MARKAM: Vazgeçemediğim markayı ifade ediyor.

En yeni MARKAM: İlk kez deneyim yaşadığım ve bu deneyimden memnun olduğum markayı ifade ediyor.

En hayal kırıklığı MARKAM: Beklentimle veya algımdaki yeriyle kıyasladığımda beni şaşırtan markayı ifade ediyor.

Bir daha tövbe MARKAM: Skandal denilecek derecede kötü bir deneyim yaşadığım markayı ifade ediyor. Bu markayla bir daha deneyim yaşamamaya tövbe ediyorum.

Doğal olarak bazı aylar belli başlıkların boş olabileceği gibi, bazı aylarda da birkaç markalı başlıkların olması muhtemel. Veya yeni başlıkların... Her ayın sonunda yayınlayacağım bu deneyimlerimi yıllık bazda da değerlendireceğim tabii ki. Umarım yorum sekmesi aracılığıyla sizde bu uygulamama katılır ve birbirimizle paylaştığımız deneyimlerimiz sayesinde daha da doğru marka tercihlerine yöneliriz.

23 Nisan 2010 Cuma

Pizza ve Futbol...

20 Aralık 2009 tarihindeki Trabzonspor-Fenerbahçe maçı özelinde futbolun ne denli bir endüstri haline geldiğinden bahsetmiştim. Bu endüstri içerisinde, ağırlıklı olarak bir kişinin yarattığı etkilerden bahsettiğim yazımda bir bütün içerisindeki eylemlere de yer vermiştim. Bu yazımla paralellik arzeden ve kapsamı bir adım daha öteye götüren bir çalışmadan bahsederek de, 90 dakikalık endüstri düşüncemizi sağlamlaştıralım.

1960 yılında ABD'de kurulan ve bugün 65 ülkede 8.750 restoran işleten Dominos'un yaptırdığı bir araştırma futbol endüstrisinin gerçeğini ortaya koyuyor. Lafı fazla uzatmadan yapılan araştırma sonuçlarını verelim. Zaten sonuçlar herşeyi anlatıyor:

  • 18 Nisan 2010 akşamı oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin olduğu Pazar günü Domino's Pizza'nın satışları %20 oranında artış gösterdi.
  • Mart ayında oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi günü ise Dominos'un satışlarındaki artış %30'du.
  • FB-BJK derbisinde en çok pizza siparişi Fenerbahçenin golünün ardından verildi. (Golün 2. dakikada gelmiş olduğu düşünüldüğünde gol coşkusu ile artan mutluluk sonrası sipariş artışı mı yoksa genel anlamda futbol keyfinin pizza ile taçlandırılmasımı olduğunu bu istatistiktan anlamak zor.) Bu gol sonrası alınan sipariş bu gol öncesindeki sipariş sayısının tam iki katı seviyelerde gerçekleşti.
  • Derbinin oynandığı gün en yüksek sipariş artışının gerçekleştiği yer ise %53'lük artış ile Kadıköy!

Pazarlama planları yaparken en ince detaylara kadar inmek gerekiyor; hele ki günümüz rekabet ortamında. E ne demişler: "Başarı küçük ayrıntılarda saklıdır. " Anlaşılan Domino's bu bilinci çoktan oturttmuş.

Yazıyı sonlandırırken Domino's Pizza'nın ülkemizdeki yerinden de kısaca bahsedelim:
- 16 ilde 137 şube aracılığıyla hizmet veriyor,
- Gebze, İzmir ve Ankara'da fabrikaları var,
- Ülkemizde 1.600 çalışanı var ve
- Üretimde %100 yerli ürün kullanıyor.


15 Nisan 2010 Perşembe

Tüketici Kabulleniyor: Ucuz Mal Alacak Kadar Zengin Değilim ve Doğamı Seviyorum!!!

Son yıllarda çılgın tüketimin farkındalığına varan tüketiciler, buna dur demenin gerektiği bilincini oturtmaya başladıkça, yeşil pazarlama, sosyal pazarlama ve benzeri toplumsal fayda odaklı pazarlama stratejileri değerlenir oldu. Kuşkusuz bu durum da "dur demenin" gerekliliğini bireysel boyutun ötesinde şirketlerin de kabullenmesi yani kurumsal farkındalığın sağlanması da etkili. Ancak, (doğal olarak) tüketicilerin - bu gereklilğe olan inançlarından dolayı - sosyal faydayı savunan markaların yanında olacak olmasının etkisi gizli ama temel gerçek. Yani birincil amacı kar gütmek olan işletmelerin bu amaçlarını ikinci plana atmıyacakları düşünüldüğünde bu stratejilerin uygulanmasının içerisinde toplumsal fayda ile birlikte kar amacının var olduğunu unutmamak gerek. Ki bunun yanlış olduğunu veya etik olmadığını da söyleyemeyiz.

Bu kısa değerlendirmeden sonra başka bir boyuttan ama aynı paralelde devam edelim. Markaların kalite, farklılık ve değer odaklı konumları vardır. Bu belki 50 sene önce de böyleydi bugün de böyle. Hedef kitlesini belirleyen markalardan biri nispeten kalitesi düşük ama nispeten de fiyatı düşük ürünlere sahipken, bir diğeri nispeten kalitesi yüksek ama nispeten de fiyatı daha yüksek ürünlere sahiptir. Özellikle kalite ve değer odaklı farkını tüketici algısında iyi oturtabilen markalar, yüksek fiyatı hedef kitlesine kolayca kabul ettirebilir. Bu kapsamda düşündüğünüzde kendi alanında bunu başarabilmiş hangi markalar aklınıza geldi bilmiyorum ama benim ilk aklıma gelenler Duracell ve Michelin. İkisi de kategorisinde farklıdır ve en yukarıdadır. İlk paragraftaki değerlendirmemizle kesiştiği nokta ise şudur: Bu markalar geçmişte de en iyi olduklarını ve en iyi olmaları nedeniyle birim bazda daha pahalıyken uzun vadede daha tasarruflu olduklarını savunurdu ve toplumsal faydayı (çok fazla vurgulamasalarda) kimliklerinde taşıyorlardı. Son yıllardaki trendle birlikte bu özelliklerini biraz daha fazla vurgulayarak kuşkusuz sosyal sorumluluk bilincinin büyüttüğü pastadan paylarını birincil sıradan alanlar oldular. Daha da bilinçlenen müşteriler artık onları daha iyi anlıyor ve ödenecek bedele "değer" olarak bakmaya başlıyordu. Ayrıca her anlamda daha da bilinçlenen tüketiciler, daha doğru tasarruf planları yapmaya başlayıp, uzun vadedeki tasarrufa önem vermeye başlayınca bir artı daha kattılar kendilerine. Aslında var olduklarından itibaren vermek istedikleri ana mesaj ve konumlandırmaları da buydu ve her geçen gün bu mesajı algılayabilen tüketici sayısı arttı ve de kazançları.

Michelin şimdi daha çarpıcı şekilde veriyor bu mesajını ve tüketiciyi mücadeleye davet ediyor. http://mucadeleye-katil.michelin.com.tr adlı yeni adresleri ile duyurdukları bu kampanyayı siteye girip incelemenizi şiddetle tavsiye ederim. Neden michelin almalısınızı veya neden tasarruf sağlayacağınız bir lastik almalısınızı daha iyi anlayacaksınız. Maddi tasarrufunuz yanında doğaya neler kazandıracağınızı da tasarruf hesap makinası ile öğrenebilirsiniz. Örneğin diğerleri yerine Michelin alırsam yılda 324 TL'nin cebimde kalmasının yanı sıra 8 ağaç dikmeye eş değer biçimde CO2 salınımına engel olurmuşum. Kendi aracınızla sizin neler kazanabileceğinizi bu siteden öğrenebilirsiniz.

http://mucadeleye-katil.michelin.com.tr/#/yakit-tasarrufu-reklam-flmn-zle
adresinde bu kampanın reklamını izleyebilirsiniz. http://vimeo.com/10345829 linkindeki filmleri ise yine son zamanların gözdelerinden korku pazarlaması kullanılarak verilen daveti işliyor.


11 Nisan 2010 Pazar

2010 En İyi Blogları Belli Oluyor

Bloglama önderliğinde ilki 2008 yılında yapılan, 2009 yılında geliştirilen blog ödülleri, bu yıl çok daha profesyonelce hazırlanan bir organizasyonla başladı. 10 Nisan 2010 itibariyle oylama sürecinin başladığı BÖ!'de marketman'da "Reklam Store - Reklam Pazarlama Blogları Kategorisi"nde aday. Naçizane bloğumun değerli takipçilerinden bende oy bekliyorum. :)

Marketman'a oy vermek için bloğumun hemen başındaki bannerın yanı sıra buraya tıklayarak da oy verebilirsiniz. Oy vermek için sisteme üye olmanız gerekiyor ancak üye olarak bir çok kategoride bir çok blogla tanışma fırsatı bulacak olmanızın yanı sıra 2010'un en iyi bloglarını belirlemede söz sahibi olmanın da hazını yaşamak için değer diyorum.

Bu sene yapılan bir çok yeniliklerden biri de jürinin bulunması. Jüri ise gerçekten muhteşem isimlerle dolu. En beğendiğim blogların başında gelen kariyeryolculuğu sahibi Fatmanur Erdoğan, bizzat bir panelde dinleme fırsatı bulduğum Şule Özmen (ve bence dolayısıyla değerli eşi Uğur Özmen), üstat Selim Tuncer, devamlı takibimdeki Fatoş Karahasan ve diğerleri, bu yılki ödülleri daha da güzelleştirip, daha da değerli kılmış. Sektörün öncü sponsorları da diğer bir artı kuşkusuz.

Herkese keyifli bloglamalar ve bloglanmalar...

8 Nisan 2010 Perşembe

İkinci El BMW

Kuşkusuz birçok reklam türü ve birçok reklam tarzı var. Kurumsal mesaj içerikli, tanıtıcı, marka odaklı, öğretici reklamlar; duygu yüklü, direkt/dolaylı anlatımlı, esprili, sanatsal, tarihsel vurgularla işlenir. Ve daha sayılmayan birçok türde ve birçok anlatımdadır reklamlar. Önceden de birkaç kere bahsettiğim üzere eğlencedir reklamlar.

Kimi reklamlar ise çok farklıdır. Çarpıcıdır. Buram buram yaratıcılık kokar. Paylaşılır da paylaşılır. Kimi yasaklanır, kimi bazı ülkelerde yasalar (ve/veya gelenekler) gereği zaten hazırlanırken yasak olması nedeniyle o ülkede yayınlanmayacağı bilinir. Ama onlar yine de en çok kitleye ulaşanlar, unutulmayanlardır. Bloğumdaki ilk paylaşımlarından biri bu reklamlardandı ve Porsche'a aitti. Şimdi yine bunlardan birini paylaşmak istedim. Yine bir otomobil markası: "BMW" karşımızda. İkinci el arabalarına yönelik aşağıdaki reklamları, sizce nasıl?





25 Mart 2010 Perşembe

Cafés Richard Özsüt'te, Özsüt Kahve Sektöründe...

40 yıllık hatırı olan Türk Kahvesi ile sınırlı kahve kültürümüz, kuşkusuz uluslar arası ekonomik serbestleşme ardından zenginleşmeye başladı. Özellikle son yıllarda ülkemizde kahve tüketimi ve alışkanlığı konusunda önemli bir ivme yaşandı: Ofislerde çalışanların, kafa dinlemek üzere cafelerde soluklananların, komşu ziyaretlerindeki misafirlerin eşlik edicilerindendir kahveler artık. Yolda yürürken ellerinde kahvelerle seyir halinde insanlara da sıklıkla rastlayabiliyoruz bugünlerde.

Kahvelerin bir de mükemmel tamamlayıcısı vardır: çikolata… Benim gibi kahve düşkünlerinin tamamının bana katılacağını düşünerek, kahvenin yanındaki çikolatanın hazzı bir başka. Kahve sektöründe faaliyet gösteren markaların mağazalarında çikolatayı eksik etmemeleri de bunun en büyük kanıtı aslında. Çikolata/pasta sektöründe faaliyet gösteren markaların da kahveyi göz ardı etmesi düşünülmemeli tabi.

İşte bu kapsamda uzun süredir kahve sektörüne giriş çabasında olan Özsüt, Fransa’nın en büyük kahve üreticisi Cafés Richard ile iş birliğine gitti. Bu mükemmel buluşmanın en iyi ifadesini Özsüt’ün basın bülteninden bir kısımla paylaşalım:

Özsüt’ün misafirlerine sunduğu seçeneklerin arasına yepyeni kahve lezzetleri eklendi. Fransa’nın en büyük kahve üreticisi Cafés Richard ile işbirliği gerçekleştiren Özsüt, Türk damak tadına uygun yepyeni kahve harmanları geliştirerek tüm şubelerinde sunmaya başladı. Arabica kahve çekirdekleriyle hazırlanan özel Perle Noire kahvesi ve Türkiye’ye ilk defa Özsüt tarafından getirilen portakal, fındık ve vanilya aromalı espresso’lar kahve severleri benzersiz bir lezzet yolculuğuna çıkarıyor. Özel olarak hazırlanan sunum ve süslemelere sahip sıcak-soğuk kahve kokteylleri de Özsüt’ün ayrıcalıklı kahve menüsünde yer alan en seçkin alternatifler arasında bulunuyor. Cafés Richard’ın, Özsüt’e özel olarak hazırladığı kahveler, Özsüt’ün özel pasta çeşitleriyle damaklarda eşsiz bir tat bırakıyor.

23 Mart 2010’da İstanbul’da gerçekleştirilen basın toplasında Cafés Richard’ın Yöneticisi Arnaud Richard, Cafés Richard’ın Kalite ve Ürün Geliştirme Yöneticisi Michael McCauley ve Özsüt Genel Müdürü Yıldırım Çullu yer aldı. Çullu; kahve menülerinin kafe konseptlerini bütünlediğini ifade edip, yılsonuna kadar 10 ton kahve satışının planlandığını belirtti. Söz konusu yeni girişim ile birlikte de Özsüt’ün 2009 yılındaki 35 milyon TL’lik cirosunda %60’lık bir ciro artışı bekleniyor. 1938 yılında İzmir Kemeraltı’ndaki mağazası ile yola çıkan ve ilk şubesini 1991’de açan Özsüt’ün günümüzde ulaştığı 155 şubeli başarısı katlanıp devam edecek anlaşılan.

Özsüt’ün Cafés Richard gibi bir markayla yeni çıktığı bu yolda başarılı olacağına inancım tam. İlk fırsatta da Özsüt’te bu deneyimi yaşamak eminim leziz olacak.

7 Mart 2010 Pazar

İçenbilir: Hacının Şalgamı

Pazarlama kuşkusuz eğlenceli bir alan, uğraş, bilim, birim... Güncelliği, günü takibi, teoriden ziyade pratiği takibi, yaratıcılığı vs. pazarlamayı eğlenceli kılan yanlar. Ancak pazarlama ve iletişimin birleştiği noktada yer alan alanların başında gelen reklamlar bu eğlencenin en keyifli yerlerinden biri. İnsanların en çok izlediği, en çok paylaştığı görsellerdir reklamlar. Kısa süre içerisine sığdırılan bu görseller çok çeşitlilik göstermekle birlikte mizah ağırlıklılarının yeri bir ayrı bende...

Bilinçli mizah içeren reklamların yanı sıra da, mizahı vurgulamak istemeyenlerin istemeden mizah yaptıkları reklam bambaşka. Bu duruma genelde nostaljik reklamları izlediğimizde rastlıyoruz. O dönemler için apayrı bir yeri olsa da, yıllar sonra izlendiğinde çok keyif veren reklamlar. Veya yerelin yereli reklamlarda yaşıyoruz bu keyfi. Nispeten kısıtlı imkanlarla çekilen bu reklamlarda aşağıdaki örnekde olduğu gibi karın ağrısı çekmenize sebep olabilecek güzelliklere rastlamanız kuvvetle muhtemel. Bu sever bloğumda "Hacının Şalgamı"na yer ayırarak biraz keyiflenelim istedim. Bu arada slogan da (markanın bütünü olması da muhtemel) muhteşem: İçenbilir Hacının Şalgamı... Tekrar tekrar iyi seyirler:

28 Şubat 2010 Pazar

90 Dakikalık Endüstri

Futbola olan ilgim ve sevgim nedeniyle sevdiğim bir diğer uğraşım pazarlamayla ikisini zaman zaman bir araya getiren gözlemlerim oluyor. Aslında ağırlıklı bir kesim tarafından farkında olunabilmekle birlikte, futbol endüstrisinin neden bu denli büyük bir hacme sahip olduğunu kısa bir deneyimle paylaşmak istedim.

20 Aralık 2009 akşamı saat 18:00 civarı; 20:00’da başlayacak olan Trabzonspor-Fenerbahçe maçını izlerken atıştırmak üzere birkaç çerez yanında içmek içinde bir şeyler aldım. Eve geldim ve LİG TV’nin başına geçtiğimde kardeşim aradı ve maçı izlemek istediğini ama rahatsız olduğu için dışarı çıkamadığını söyledi. Digitürk’ün LİG TV izleme şansı veren alternatif kanalı WEB TV aklıma geldi ve internetten maçı izleyebilmesi için digiturkwebtv’den maçı satın aldım onun için. Maçın başlamasını beklerken maç öncesi gelişmeleri incelemek üzere sabah aldığım fanatik gazetesine göz attım.

Yukarıdaki kısa pasaj içerisinde; LİG TV, çerez, içecek, WEB TV ve gazete için yapılan harcamalar var. Hepsi 90 dakikalık bir etkinlik için. Elbette bunlar dışında geniş kapsamda birçok harcama daha var. Maç için stada gidenler; bilet harcamasına, oraya olan ulaşımları için bir bedele, oradaki yeme ihtiyaçları için ayrı bir bedele ve statta kendileri ifade etmek için taraftar ürünlerine yönelik bir bedele katlanıyorlar. Evinde LİG TV izleme şansı olmayan veya topluluk içerisinde maç izlemek isteyenler ise gittikleri cafelerde, kahvehanelerde bedeller ödüyorlar. Yalnızca o güne has olan bu harcamalar dışarısında belirli zaman dilimlerinde taraftarı olunan takımlar için çeşitli harcamalar yapılıyor.

Devamını Okumak İçin TIKLAYIN...

26 Aralık 2009 Cumartesi

Interbrand'dan 2009 Mesajı: Güle Güle Yakın Çağ, Hoş Geldin İnternet Çağı...

21 Eylül 2008 tarihinde yayınladığım yazımda Interbrand’ın 2008 en değerli markalar listesiyle ilgili kısa bir değerlendirmede bulunmuştum. 2009 yılı en değerli markalar verileri yine interbrand’ın kendi sitesinde ayrıntılı olarak yer alıyor. 2009 yılı sonuçlarıyla ilgili aşağıda iki ayrı veriyi ön plana çıkardım. Bir inceleyelim;

2009’da en çok değer kaybeden 5 marka

1- UBS – Değer Kaybı: (-)%50 / 2009 sırası: 72 / 2008 sırası: 41

2- Citi – Değer Kaybı: (-)%49 / 2009 sırası: 36 / 2008 sırası:19

3- Harley Davidson – Değer Kaybı: (-)%43 / 2009 sırası: 73 / 2008 sırası: 50

4- American Express – Değer Kaybı: (-)%32 / 2009 sırası: 22 / 2008 sırası: 15

5- Morgan Stanley – Değer Kaybı: (-)%26 / 2009 sırası: 57 / 2008 sırası: 42

Görüldüğü gibi 2009’un en çok değer kaybeden 5 markasından 4’ü finans sektöründen. Ayrıca 6. Sırada da %20’lik değer kaybı ile HSBC’nin yer aldığını belirtmekte fayda var. Kuşkusuz güncel global finans krizi ortamında bu sonuca şaşırmamak gerek. Ama bu gerçek içerisinde Harley Davidson’ın marka değer kaybı çok daha önemli ve beklide içlerinde en başarısız kabul edilebilecek olanı. Çünkü finansçıların çok daha geçerli mazeretleri var.

2009’da değerini en çok artıran 5 marka

1- Google – Değer Artışı: %25 / 2009 sırası: 7 / 2008 sırası: 10

2- Amazon.com – Değer Artışı: %22 / 2009 sırası: 43 / 2008 sırası: 58

3- ZARA – Değer Artışı: %14 / 2009 sırası: 50 / 2008 sırası: 62

4- Apple – Değer Artışı: %12 / 2009 sırası: 20 / 2008 sırası: 24

5- H&M – Değer Artışı: %11 / 2009 sırası: 21 / 2008 sırası: 22

İşte değerini en çok artıranlar… Zirvede iki internet servisi var, 3 ila 5 de ise konfeksiyon. Araya giren ise Apple. Yakın çağ bitti ise yaşasın internet çağı. Zaman şıkır şıkır giyinip, bilgisayar başına geçme vakti.

2009’da listeye ilk kez giren ilk 5 marka

1- Lancome – 2009 Sırası: 91

2- Burger King – 2009 Sırası: 93

3- Adobe – 2009 Sırası: 95

4- PUMA – 2009 Sırası: 97

5- Burberry – 2009 Sırası: 98

Bu listede sektörel bir yoğunlaşma görülmüyor ancak Mc Donald’s ın arada halen uçurum olmasına rağmen rahatsız olduğuna eminim. Ayrıca Lancome ve Burberry, bir üst listedeki ZARA ve H&M ile birlikte her ne kadar kısmen erkeklere de hizmet veren markalar olsalar da, kadınların markalar üzerindeki artan güçlerinin küçük bir göstergesi.

Interbrand listesinin yanında bu linke tıklayarak Milwardbrown’un 2009 listesine de göz atın bence. Değerini %85 artıran amazon.com gibi Interbrand listesi ile paralelliklerde var, (-)%1 değer düşüşü görülen ZARA gibi tezatlarda. Bu ayrımı iyi anlayabilmek için ise değer ölçüm kriterlerini incelemenizi öneririm. Milwardbrown listesini inceleme heyecanınıza artırmak için iki veri vermekte fayda var; en çok değer kaybeden iki marka; 1- ING(-%55), 2- Bank Of America(-%53) / değerini en çok artıran 2 marka; 1- China Merchants Bank(%168), 2- Blackberry(%100)