Bu Blogda Ara

29 Aralık 2008 Pazartesi

Ekonomik Kriz'e En İyimser Kimler Bakar?

Hemen cevap vererek başlayalım: Pazarlamacılar….

Malum son zamanlar tüm Dünya’nın bir numaralı gündemi küresel mali kriz. Ülkemizin en az beşer yıllık arayla yaşadığı bu durumla şu an tüm Dünya karşı karşıya. Bu nedenle de yankıları daha fazla, etkileri daha yoğun.

Her mecrada, her kesimde konuşulan, tartışılan; bu kriz ortamında neler yapılabileceği, neler yapıldığı, neden kaynaklandığı ve belki en önemlisi de nereye varacağı. İş dünyası da kuşkusuz bu tartışmaların en yoğun yaşandığı yer. Şirketler bu ekonomik daralma ortamında hemen tasarruf tedbirlerine başladılar ve gergin bir yönetim sürecine geçtiler. Bütçeler kısılıyor, istihdam eritiliyor, yatırımlar erteleniyor. Bu genel görünümün ardında iş dünyasında bir de iyimserler var: Tüm kriz ortamında en büyük bütçe kesintisine uğrayan birimlerin yöneticileri… Peki, neden pazarlamacılar iyimser? Her zamanki gibi bütçe kesintisinden yoksun kalmamak için yöneticilerine şirin mi görünmek istiyorlar? Yoksa bir bildikleri mi var?

Kesinlikle bir bildikleri var ve de doğru biliyorlar: Bugüne kadar kriz ortamında yapılan araştırmalar, kriz zamanlarında yapılan yatırımların ve devam eden reklam harcamalarının, ürün geliştirmelerin uzun vadede şirketi, markayı basamak atlattığını gösteriyor. Tüketim olgusu hemen her şeyde olduğu gibi psikolojik boyutuyla kendisini yaşatır. En zor durumlarda dahi ayakta kalmayı bilenler- en azında böyle olduğunu hissettirenler- tüketicilere güven verip, rakiplerine gövde gösterisi yaparken markasına da güç katar. Pazarlamacıların iyimserliklerinin temelinde yatan ana nedende budur. Elbette bunun yanın da kriz ortamlarında reklam, yatırım maliyetlerinin düştüğü gerçeği de var, krizden dolayı pazarda meydana gelen rakip azalması gerçeği de.

Kriz ortamlarında bu düşünce ışığında markalara düşen pazarlama yatırımlarına devam etmeleri. Elbette mali verileri göz ardı etmemeyi de belirtmeye gerek yok. Düşen satışlar, gelirler, talep ve fonlama sıkıntısı kriz ortamlarının acı gerçekleri. Kurumsal şirketlerimiz, akılcı markalarımız bu sıkıntılarla birlikte hangi boyutlarda fedakârlık yapılarak pazarlama yatırımlarına devam edileceğini ve bunun uzun vadeli getirilerini planlayabilecek emek gücüne ve tecrübeye sahipler. Bu konuda krize alışık ülkemiz çalışanlarının, batıya oranla çok daha sağlıklı öngörülerde bulunabileceğine inanıyorum. Ayrıca bu zamanlar da alternatif pazarlama anlayışlarına yönelmek de bir diğer gerçek ve gereklilik. Maliyetleri yine kısarak geleneksel pazarlama anlayışlarındansa günümüz alternatif pazarlama anlayışlarına yönelerek de etkili iletişime devam edilebilir: Örneğin ağızdan ağza pazarlama, e-pazarlama, gerilla pazarlama gibi…

Sonuç olarak her ne kadar kriz ortamında tedbirlerimizi alıp temkinli hareket etmemiz gerektiğini bilsek de iyimser kimliklerimizi hiçbir zaman bırakmamamız gerekir. Büyüklerimizin de dediği gibi: “İyi düşün, iyi olsun”. İşte pazarlamacılar da bunu yapıyorlar ve sadece körü körüne bir inançla da değil, bilerek, güvenerek; tecrübelerine, geçmişe, verilere dayanarak… Ayrıca, unutmayın: “şirketlere gelir yaratan; ne finans, ne insan kaynakları ne de muhasebedir; satış ve pazarlamadır!!!”

9 Aralık 2008 Salı

www.medyaalternatif.com

Sanal alemdeki haber sitelerine bir yenisi daha eklendi: MedyaAlternatif... Zehirliörümcek'in yöneticisi Onur Almışlar, klasik haber sitelerine alternatif olarak adı üstünde alternatif bir mecra ortaya koydu. Farklı haberler okumak, farklı bakış açıları görmek isteyenler medyaalternatif'i takip edebilirler...

Medyaalternatif içerisinde zaman zaman benim makalelerime de ulaşacaksınız. Medyaalternatif için hazırladığım "Ekonomik Krize En İyimser Kimler Bakar?" adlı ilk yazıma buradan ulaşabilirsiniz...

30 Kasım 2008 Pazar

Dikkat!!! Müşteri Geliyooorr...

Pazarın varolabilmesinin vazgeçilmez birincil üyesi şüphesiz müşteriler... ve müşteriler günümüzde her zamankinden daha güçlü. Kotler'in dediği gibi "Şirketler, yeni bir patronları olduğu gerçeğinin farkına varmalıdırlar - o patron, müşteridir."(A'dan Z'ye Pazarlama, s.95)

Müşterilerin değerini günümüzde gerçekten hemen hemen bütün markalar biliyor ve varlıklarını sürdürebilmek adına vermeleri gereken değeri (bazen fazlasıyla) veriyor. Ancak bazı uygulamalar var ki, bu saydığım gerçeklerle fazlasıyla çelişiyor. En azından bu uygulama beni fazlasıyla rahatsız ediyor.

Hepiniz mutlaka teknoloji mağazalarına, yapı marketlere, en azından hipermarketlere gitmişsinizdir. Buralara girerken eğer elinizde başka bir yerden alışveriş yaptığınız poşetler veya herhangi bir ağzı açık çanya varsa; güvenlik görevlisi gelir ve poşetinizin ağzını bantlar. Bazıları poşetlerinizi başka poşetlere koyar ve presleyerek ağzı kapalı şekilde size verir, bazıları daha da ileri giderek içindekilere bakıp bir yere not eder ve bu şartla mağazaya girmenize izin verir. Kuşkusuz bunlar mağaza içi güvenlik önlemleri ancak son derecede sinir bozucu. Bir mağazaya girerken potansiyel hırsız damgası giyerek girmek sinirimi bozmakla kalmıyor emin olun alışveriş zevkimi, ihtiyacımı da dizginliyor. Bu uygulamanın bana olan etkisi konusunda da yalnız olmadığıma eminim.

Olayı birde öbür taraftan irdeleyelim. Mağazaya müşteri görünümünde biri geliyor ve asıl amacı hırsızlık. Elinde bir poşet var ve siz güvenlik önlemleri gereği poşetinin ağzını bantlıyorsunuz. Emin olun, yaptığınız bu uygulama o kişinin ne çalma güdüsünü dizginler ne de işini zorlaştırır. Hatta aksine psikolojik boyutu nedeniyle hırsızı daha da hırslı kılabilir: amaca giden yolda karşımıza çıkan engeller, çabamızı ve odaklanmamızı kuvvetlendirir, olası başarılı sonuçta da bizi daha mutlu eder. Bu düşüncem iyi amaçlarda olduğu kadar kötü amaçlar içinde geçerli.

Peki marka/mağaza yöneticileri, karar vericileri bunun farkında değil mi? Gerçekten çok şaşırıyor ve merak ediyorum. Ellerinde bu uygulamanın olumlu sonuçlarını gösterir çalışmaları mı var? Bu kararı nasıl aldılar ve hangi göstergeler sonucu devam ettiriyorlar? Bunların cevabını birgün öğrenirsem çok mutlu olacağım.

Sınırsız müşteri memnuniyeti, kral müşteri, en değerli varlık müşteri, mutlu müşteri odaklılığı vs.. vs.. Ama o müşteri aynı zamanda potansiyel hırsız müşteri...

Güvenlik kameraları, alarm sistemleri, güvenlik personelleri bir mağaza güvenliği için oldukça yeterli bence. Bunlar yetmiyor ve mağaza güvenliğinizi halen sağlayamıyorsanız, bırakın ayda bir iki kayıp verin, yoksa bu ağırlaştırılmış!! güvenlik önlemi size çok daha fazla kaybettirecek...

"Şirketimizin en önemli ziyaretçisi müşteridir. O bize bağımlı değil, biz ona bağımlıyız. Şirketimizde bir yabancı değildir müşteri-işimizin bir parçasıdır. Biz ona hizmet etmekle ona bir iyilik yapmış olmuyoruz...bize, kendisine hizmet etme fırsatını tanıyarak, o bize iyilik yapıyor." L.L.Bean (A.B.D.'de sipariş firması) (A'dan Z'ye Pazarlama, s.96)

5 Kasım 2008 Çarşamba

Doğum Günü Pazarlaması...

Çağımızın en önemli pazarlama anlayışlarından biri kuşkusuz doğrudan pazarlama anlayışı. Müthiş bir rekabet ortamında ve hat safadaki alternatif bolluğunda tüketiciye yaklaşmanın, birebir hitap etmenin yolu doğrudan pazarlamadan geçiyor. Doğrudan pazarlama teknikleri içerisindeki yeni gözdelerden biri de "birthday marketing" yani doğum günü pazarlaması. Kuşkusuz CRM'in de bir uzantısı. Artık herbir alışverişimiz sonucunda kişisel bilgilerimizi markalara bahşediyoruz: cep telefonlarımızı, maillerimizi vs. Bunun sonucunda da kimi markalar bu bilgileri etkin kullanmasa da önemli bir çoğunluk bunu pazarlama planlarının içerisine alıp, etkin bir şekilde kullanıyorlar. (Tabii burada suyunu çıkaranları da etkin sıfatı içerisinden çıkarıyorum.)

Geçenlerde doğum günümde bana da SMS ve mail yoluyla birçok markadan doğum günü tebriği geldi. Ancak bunlar içerisinde bazıları çok daha anlamlı. Anlam elbette pazarlama açısından; kimi yalnızca kutlamakla kalırken kimileri fayda yaratma çabasında. Müşterimin doğum günümü kutlarken kendimi de unutmiyim düşüncesindeler ve bence de markaları adına doğru yapıyorlar. Günümüz rekabet ortamında her fırsatta fark yaratmak zorunluluk. Sınır ötesinde "birthday marketing" adı altında profesyonel çalışmalarda yapılıyor zaten. Bu konuda biraz daha bilgi sahibi olmak isteyenler Jeff Mosess'in kısa bir değerlendirmesini buraya tıklayarak okuyabilirler.

Fayda yaratarak doğum günü kutlayan marka mesajlarından ve diğerlerinden bazılarını buradaki resimlere tıklayarak görebilirsiniz.

Kendinizi daha bir özel hissettiğiniz ve daha duygusal ve duyarlı olduğunuz doğum günlerinizde direk size hitap eden kutlama içerikli kampanyalar, kısa vadede her zaman satışa yönelik harekete geçirici olmasada zihinlerde olumlu marka algısı yaratarak uzun vadede markaya önemli katkılar katacağı kesin.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Pizza Hut mı Pasta Hut mı?

Tüm Dünyada olduğu kadar ülkemizde de çok büyük sadık müşterisi olan Pizza Hut radikal bir karar alarak ana ürünü pizzasının yerini makarnaya bıraktı ve yıllardır Pizza Hut olarak bildiğimiz koca dev artık Pasta Hut oldu. Yani pizza kulübesi artık makarna kulubesi...

Haberin yer aldığı hürriyet.com'da bu değişimin nedeni şöyle açıklanmış: "Dünyaca ünlü Amerikan restoran zinciri Pizza Hut, sağlıklı beslenmeyi teşvik için radikal bir değişime gidiyor."

Bu radikal değişimin uzun vadeli yatırım maliyeti tam 100 milyon paund. Kuşkusuz pizza sevenler bu değişime oldukça üzüldü. Özellikle de pizza hut'ın pizzacıları. Ama değişim nedeni oldukça duyarlı!! Sağlıklı beslenmeyi teşvik...

Peki gerçekten bu değişimin yegane nedeni bu mu? Yoksa bu değişim lansmanı tüketicinin kalbine dokunmak mı? Elbette ikincisi. Eğitimim sırasında ve gerçek hayatta görüp öğrendiğim en önemli şeylerin başında işletmelerin birincil amacı nedir sorusunun cevabının kar olduğu doğrusu gelir. Pizza Hut'ın bu değişiminin altında da kuşkusuz bu yatıyor. Ne denli büyük ölçekli bir marka olursa olsun sağlıklı yaşamı teşvik için 100 milyon paundluk bir maliyetin altına girmez. Bu düşüncemin kanıtı da zaten ilgili haberin alt satırlarında gizli:

"Pizza Hut Pazarlama Direktörü Claudia Nicholls-Magielsen de yapılan araştırmaların dışarda yemek yiyen insanların daha fazla çeşit aradığını ve İngiliz toplumunun makarnayı pizzadan daha çok yediğini belirtti."

Makarna pizzaya göre daha fazla tercih edilir hale geldiyse Pizza Hut elbette Pasta Hut olur. Ama bu değişim İngiltere dışındaki ülkelerdeki tüketim alışkanlıklarına göre nasıl etkilenir onu göreceğiz. Ayrıca alanında oldukça uzmanlaşmış ve kendini kabul ettirmiş bir markanın tüketici tercihlerinin değişimine rağmen kategorisini değiştirmesi ne kadar başarılı olur onu da oldukça merak ediyorum. Pizza Hut'lar aynen kalıp farklı bir marka ile de makarnada zirveye çıkmaya çalışmak acaba daha mı başarılı sonuçlar getirirdi?
Bu değişimin kar odaklı olduğunu düşündüğümü yineleyip, iyimser lansmanlarını da göz ardı etmemek adına bu pazarlama kararlarını amaca yönelik pazarlama, sosyal pazarlama yönelimli de ifade edebileceğimizi söyleyebiliriz.

21 Eylül 2008 Pazar

Interbrand'da En Değerli Markaları Açıkladı: Zirve; Coca-Cola!!!


Global markaları değerlerine göre sınıflandıran en önemli kuruluşlardan İnterbrand'da bu yıla ait en değerli global markalar listesini açıkladı. Yine çarpıcı sonuçlar var:

  • Milward Brown listesinde yıllardır zirvede yer alan Google, Interbranda da ilk 10'a girmeyi sonunda başardı.
  • Interbrand'ın gedikli birincisi Coca-Cola yine birinciliği bırakmadı.
  • Microsoft bu sene ikinci sıradaki yerini IBM'e kaptırdı.
  • Önemli düşüşler ise tahmin edileceği üzere finans markalarından. ABD temelli uluslararası finans piyasalarındaki kriz finans devlerinin marka değerlerini de vurmuşa benziyor. Merrill Lynch, Morgan Stanley, Citibank markalarında dramatik düşüşler var.
Ayrıntılı değerlendirmeleri interbrand resmi sitesinden alabilirsiniz. Burada biz son olarak ilk 20'yi sıralayalım:
  1. Coca-Cola
  2. IBM
  3. Microsoft
  4. General Elektric
  5. Nokia
  6. Toyota
  7. Intel
  8. Mc'Donalds
  9. Disney
  10. Google
  11. Mercedes
  12. HP
  13. BMW
  14. Gillette
  15. American Express
  16. Louis Vuitton
  17. Cisco
  18. Marlboro
  19. Citi
  20. Honda

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Teşekkür...

IP dergisinin ikinci sayısıydı. Sayın Yiğit Kulabaş köşesinde "Aynaya Bak Zamanı Geldi" adlı yazısında günümüzdeki müşteri ilişkilerinden bahsetmişti. (Hatırlarsanız bu yazıyı bende sizlere mobil mecrada tüketiciye dokunuş adlı yazımda tavsiye etmiştim.) Bu yazıyı okuduğumda da Sayın Kulabaş ile bir mail trafiğimiz olmuş ve bluetooth pazarlamadan bahsetmiştik. Burdaki yazışmalarımızın bir bölümünü Sayın Kulabaş IP'nin yeni sayısında "Günaydın Bay Yakamoto" adlı yazısında okurlarıyla paylaşmış ve büyük bir incelik yaparak da adıma teşekkür etmiş.

Ben de bu inceliği ve her zamanki iyi niyeti, anlayışı için kendisine naçizane bloğumda teşekkürlerimi iletiyorum.

22 Ağustos 2008 Cuma

Reklamın Kötüsü de Olur...

Ger geçen gün artan rekabet; piyasaları, pazarları daha da geliştiriyor. Şirketlerin bu rekabet ve gelişim içerisindeki yansımalardan biri de kuşkusuz reklamlar. Artık ulusal ve uluslararası firmaların yanı sıra yerel firmalarda günümüz reklam bombardımanı içerisinde aktif olarak yer alıyorlar.

Sayısız reklam içerisinde farkındalık yaratabilmek, reklamı tüketiciyle buluşturabilmek için yaratıcı ve farklı reklamlar gerekiyor. Reklam çalışmalarında bu farklılık bağlamında yapılan uygulamalardan biri de farklı olayları ilginç çağrışımlarla aktararak gerçekleştirmek. Bunlar bir nevi edebiyattaki mecazi mürselin reklama uygulanması şeklinde oluyor. Zaman zaman bu reklamlar ilginç, dikkat çekici, eğlenceli sonuçlar doğursa da bazen amacından sapabiliyor. Kaş yapiyim derken göz çıkabiliyor. Bu noktada yukarda sayılanların (yaratıcı olmak, farklı olmak, tüketiciyle buluşturmak) sonuna en önemlisini eklemek gerekiyor: reklamın markaya olan katkısı ve (satış anlamında)harekete geçirici gücü.

Bahsettiğim bu reklamlardan birine Balıkesir'de bir outdoor çalışmasında rastladım. Hastanelerinde taş kırma ünitesini devreye sokan Özel Altı Eylül Hastanesi bunu halka duyuruyor ve ihtiyacı olanları çağırıyor. Reklama üsteki resme tıklayarak büyük boyutta bir bakın!!! Böbreklerimde taş olsa bu reklamı gördükten sonra taşlarımla bir ömür yaşamayı tercih edebilirim. Böbrek taşı kırma ünitesini beton kırma çalışmalarıyla ifade etmek ve üstüne slogan olarak da çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz demek!!!

Küçüğü büyüğü, yereli uluslararasısı, reklamsız faaliyet olmayacağı kesin ama reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesinden sıyrılıp iyiyi aramak sanırım hepsinin görevi.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Doğan Görünümlü Şahin'in Gücü!!!

Tüketici Davranışlarında, genel tüketici özellikleri yanı sıra çeşitli toplulukların, kültürlerin, ulusların vb. ayrıştırılmış grupların davranışları da incelenir. Markalar hedef kitlelerinin özelliklerini göz önüne alarak stratejiler geliştirir. Yeni bir ürün piyasaya çıkacaksa kime hitap edeceği belirlenmeye çalışılır ve bazen doğru hedef kitle başta belirlenen kitle olur bazen de farklı yönlere saparak piyasa hedef kitleyi kendisi değiştirir.

Zaman zaman benimde incelemek istediğim birçok tüketici profili oluyor. Ama bunlardan bir grup varki yeterli imkanım olsa şu anda bu araştırmaya kapsamlı bir şekilde başlarım. Bu grup Tofaş'ın başta Şahin ve Doğan olmak üzere kuş serisi tabir edilen otomobillerinin bağımlıları.

Yıllardan beri bu otomobillere sahip insanların arabalarına bağlılıkları ve hemen hepsinde ortak olan davranış biçimleri ilgimi çekiyor. Yıllar geçtikçe de bu kişilerin sayısı hızla artıyor. Artık hergün mutlaka en az bir iki tane modifiyeli Şahin'i veya Doğan'ı ile çılgınca gezen ve halinden maksimum haz duyduğu belli olan "kuşcu"lar görüyorum. Bu "kuşcular" tabir ettiğim otomobil tüketicisi grubunun genel özelliklerini kısaca özetleyelim:
  • Çok büyük bir çoğunluğu 18-28 yaş aralığı gibi genç bir kesimden oluşuyor.
  • Şahin ve Doğan marka arabalar bu seride başı çekiyor.
  • Arabalar en hat seviyede modifiyeli. Araç altından yere yansıtılan mavi ışık en göze batanı.
  • Araca tek başına binmek pek kabul görmüyor. Mahallenin gençleriyle birlikte daha kendinden eminiz.
  • Aracın ses sitemi en önemli parçalardan biri. Keza son ses müzik açılmadan seyahat halinde olunamıyor.
  • Gidilecek belli bir hedef nokta yok. Evden çıkılır, şehrin "piyasa" tabir edilen işlek yerlerinde sayısız tur atılır ve tekrar eve dönülür.
  • Sanayi uğrak yerlerdendir ancak amaç bakım veya tamir değil modifiyedir.
  • Ana faaliyet dönemi yaz aylarıdır.
Bu liste çoğaştılabilir ancak benim saptadığım genel özellikler bunlar. Merak ettiklerim ise; böyle bir yaşam tarzı nasıl bir haz sağlıyor?(Görünüşlerinden büyük haz duydukları kesin) Aracın bu denli modifiye edilişi ve sesli müzikle aynı yerde defalarca turlamanın ana amacı ne ve bu amaca ulaşılabiliyor mu? Araba kullanıcısı profili olarak bu özelliklere sahip bir kişinin diğer tüketici davranışları nasıl?

Gerçekten tüketici davranışları içerisinde davranış nedenleri, yönelimleri, kişilikleri, hayat tazrlarını en çok merak ettiğim grup bu. Vosvos bağımlılığı derecesine gelmek üzere olan kuşcular eminin yeterli ekonomik güçleri olsa vosvos dernekleri ve faaliyetleri gibi faaliyetlerde de bulunurlar. Bu "kuşcular"ın durumunu yalnızca ekonomik gerekçelere de bağlayamayız. Şahin veya Doğan fiyatları birçok orta sınıf araçlarının fiyatlarına yakın hatta bazılarının üstünde. Üstelik birde buna modifiye maliyetlerini eklediğinizde ekonomik gerekçeler önemini yitiriyor.

Bence özellikle otomobil üreticileri bu grubun davranışlarını ciddi bir biçimde incelemeli. Sonuçlar paralelinde bu grup için yeni bir araç üretimi bile yapılabilir. Doğru hazırlanmış ve uygulanmış bir pazarlama planı ile de ciddi satış rakamlarına ulaşılabir.

"Doğan görünümlü şahin" kültürüyle başlayan bu çılgınlığın nereye kadar kendini geliştireceğini cidden merak ediyorum...

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Prestijli Marka Turkcell ve Recep İvedik

Markalar'ın da sesleri, yüzleri olur. Elbette biz insanlarınki gibi kesin sınırlarla çizili değillerdir. Zaman içerisinde büyük değişiklikler gösterir. Türkiye'nin sadece operatörler arasında değil genel markalar klasmanında da en başlarda yer alan markası Turkcell'de kendisini çeşitli yüzlerle tanımlıyor. Raga Oktay, Celocanlar, Sarp Apak bunlardan en öne çıkanları. Hazır Kart markasında da Nil Karaibrahimgil'in büyük ağırlığı vardı. Yanına Tarkan'ı da alarak yüzünü genişletmişti. Yakın zamanda da Kenan Doğulu Hazır Kart ağırlıklı olmak üzere Turkcell'in yüzleri arasına girmişti. Şu günlerde de Turkcell Recep İvedik yüzü ile karşımıza çıkıyor ama en tartışmalısı bu oldu sanırım.

Bu günlerde en çok tartışılan konulardan biri Recep İvedik'in Turkcell'in marka değerine zarar verip vermediği. Her karakterin beğeneni ve beğenmeyeni olur, Recep İvedik'te de aynı durum söz konusu ancak burda kutuplar daha keskin ve tepkiler daha net. Seveni çok severken, sevmeyeni hiç sevmiyor. İzlenme oranlarına bakıldığında sevenleri ağır basıyor gibi gözükse de çeşitli mecralardaki yorumlar göz önüne alındığında sevmeyenleri öne çıkıyor. Recep İvedik'li reklamlar nedeniyle Turkcell'e geçeceğim diyen duymamamla beraber, bu reklamlar nedeniyle hattımı değiştireceğim diyenler hiç de az değil. İtü sözlükten Recebin tavuğu ile ilgili birkaç yorumu aktariyim:

turkcell'i kullanmayı bırakmama neden olacak reklamdır.
(bkz: ben ayı değilim)

recep ivedik karekterinden nefret etmeye yönelik bir neden daha


recep ivedik karakterini seversiniz ya da sevmezsiniz (biri de benim) ama büyük bir gişe yakalayarak bir çok insanın sevdiği ve güldüğü bir tipleme olmuştur. ancak toplumun benimsediği bir karakterin ticari bir metaya dönüşmesi oldukça büyük bir risk olup, büyük oranda ters teper. recep ivedik iki filmi için bekleyip göreceğiz.

(bkz: turkcell kullanmama nedenleri)
1 numeroya oturur, şerefsizim.

mide bulandıran reklamlardır.zavallı tavuğu bu olaya kurban etmişlerdir.o sevimliydi ne olurdu sanki bi tek o kalsaydı..neden recep dallamasının tavuğu oldu?

şahan'dan ve recep ivedik karakterinden soğuma nedenidir. herşey tadında güzeldir, abartmamak gerekir. çünkü bir şey ne kadar insanların gözüne sokulursa, o kadar çabuk bıktırır kendinden ki şahan da bu konuda elinden gelen çabayı fazlasıyla göstermektedir.

turkcell kullanan insan tipi recep ivedik gibileriyse iyi ki avea'ya geçmişim dedirten reklamlar bütünü.

şahan gökbakara sempatiyi arttıran reklamlardır.

Yukarda yazılanlar Recebin Tavuğu reklamları hakkındaki yorumların az bir kısmı. Ancak genel yorumların ağırlığı burdakilerin oranına çok yakın. Yani geneli olumsuz...

Turkcell Genel Müdürü Süreyya Civil'in ise bu reklamlar ile ilgili düşüncesinin bir kısmı şöyle:

"Recep İvedik karakterini herkesin sevmesi beklenemez. Cellocanları da sevmeyenler çıkabilir. .... Şirket olarak sürekli yenilikleri deniyoruz. Başarılı olursak devam ederiz olmazsak yeni şeyler deneriz"

Civil açık ve net: Sevildiğini düşündüğümüz bir karakteri kullandık. Beklentimiz ters çıkar başarısız olursa bırakırız. Tepkilerden pek kaygılı değil gibi. Oysa mediacatonline'da düzenlenen ankette de 1379 kişinin %55,18 "Sizce Recep İvedik Turkcell'in marka algısına zarar veriyor mu?" sorusuna evet demiş.

Buradaki sorunun Turkcell'in önceki yüzlerinde segmantasyonu iyi yapmasına rağmen burada başaramaması olarak düşünüyorum. Sarp Apak Turkcell'in yüzüyken, Nil Karaibrahimgil Hazır Kart'ın yüzüdür. Aynı durum Raga Oktay-Tarkan karakterleri için de geçerli. Recep İvedik ise Turkcell ve Hazır Kart'a ortak hizmet ediyor. Kategorisinde prestijli marka ünvanını elinde bulunduran Turkcell'in Recep İvedik gibi bir karakterle hareket etmesi birçok müşterisini kızdırıyor. Oysa Turkcell bu karakteri yalnızca Hazır Kart markası üzerine konumlandırsaydı olumsuz tepkilerin çoğundan kurtulabilirdi. Sarp'ın yer aldığı iş dünyası temelli reklamlardan sonra Recep İvedik tiplemesi Turkcell markası için yaralayıcı oldu. Sarp, patronu ve çalışma arkadaşları takım elbiseler içerisinde, aynı şekilde Raga Oktay'da öyleydi, hatta Haluk Bilginer ve Gülse Birsel de. Kısacası Recep İvedik'in Turkcell'in genel marka algısına ne kadar zarar verdiğini bilmesem de "prestijli marka algısına" büyük zarar verdiği kesin.

Sevilen bir karakteri kullanmak, onun izlenme oranlarını marka yararına kullanmak elbette reklam başarısı açısından önemli. Ancak daha da önemli olan reklamın bıraktığı etkinin ne olduğu. Gerald ve Lindsay Zaltman da "Pazarlama Metaforları" adlı kitaplarında bunu şöyle ifade ediyor: "...reklamcılık, sektörü güvenle ve kolayca ölçebildiği için, bir reklamı belli bir süre içinde izleyen insanların sayısına değer verir. Reklamın izleyicileri yapıcı bir şekilde etkileyip etkilemediğini ve kalıcı bir duygusal etki yaratıp yaratmadığını-bir reklamın nihai amacı budur-belirleyecek önemli ama zor olan ölçüme daha az ilgi gösterir."

Müşterileri Turkcell'in tavuğuna kış demeden, Turkcell'in Recebin tavuğu reklamlarına kış demesi gerekecek gibi...